Şebnem Ferah'a ne yapıldı? nerede Şebnem Ferah? müzik'ten vaz mı geçti?
Şebnem Ferah'ı ilk kez 2003'te dinledim, "Kelimeler Yetse..." diye bir "cd" yapmıştı. ben, "kaset"ini aldım, aylarca ne demek istediğini anlamak için, dinledim Şebnem Ferah'ı.
Şebnem Ferah'ın 2004'teki yedi konserine gittim, İzmir'de İnciraltı'nda "Saloon"daki, "Club 33"deki konserlerini izledim. İstanbul'da, Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki, "Kemancı"daki konserlerini, Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi'ndeki, Adana'da "Adres Bar"daki, Mersin'de "Hilton Bahçesi"ndeki konserlerini izledim. 2004, "Şebnem Ferah Yılı" idi.
Şebnem Ferah, Yalova'da yetiştiğini yazmıştı, Makedonya kökenliymiş, babası öğretmenmiş, Gemlik Namık Kemal Lisesi'nde okumuş, İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrenimi görmüş, sonra da, Özlem Tekin gibi bazı kız müzisyenlerle beraber müzik grupları kurmuş, "Pegasus" gibi gruplarla çalışmış, "Volvox"ta yıllarca müzik yapmışlar.
Şebnem Ferah'ın "Can Kırıkları"nı da, 2005'te dinledim.
önceki yıllardaki, "Kadın", "Perdeler" adını verdiği "cd"leri de iyice dinledim. 2003, 2004 yıllarında, müziğe çok mesai ayırmıştım.
Özlem Tekin'i de dinledim.
ama, Şebnem Ferah, yıllardır "susuyor".
neden?
Şebnem Ferah'ı yıpratmak amacı ile bir sürü kişinin uğraştığını anımsıyorum. hatta, bunların arasında, hükümet üyeleri, iş adamları, müzisyen olduklarını sanan kötü niyetli kişiler de vardır.
halbûki, Şebnem Ferah, daha 37 yaşında bir müzisyen!
ölmesini isteyenler, ölmeyeceğini bilmeliler. "hasta" olduğunu zaten kendisi söylüyor. Şebnem Ferah'ın "hastalık" yaşaması doğal! babası, depremde vefât etmiş, ablası Aycan Ferah da "kanser"den ölmüş. Şebnem Ferah'ı, geçmişte, 2004'lerde çokça uyarmıştım. sonra, uzaklaştım, tarihçiliğime yoğunlaşmıştım, neler yaptığını bilmiyorum!
Şebnem Ferah, Batılı müzisyenlerden etkilendiğini saklamadı, "Rock"un tecrübelerinin bazılarını incelediği anlaşılıyor. ama, kusurları ya da yanlış düşünceleri de az değil, Şebnem Ferah'ın! İngiliz Kültürü'nü iyi anlamadığını biliyorum, dünya'nın nasıl bir dünya olması gerektiğini de iyice düşünmediği belli. Şebnem Ferah'ın "özel hayat" anlayışında da sorunlar var.
şimdi, ortalıkta kötü niyetli kişiler varken, Şebnem Ferah gibi kız müzisyenlerin nerede olduğunu sormak gerekiyor.
SİNAN ÖNER
Sunday, May 31, 2009
İzmir'de "Alsancak Garı"
İzmir'deki gezintimin sonlarına geldim.
dün, Alsancak Garı'na uğradım, Şâir Attilâ İlhan'ın şiirini yazdığı "Alsancak Garı".
sonra, Konak'a yürüyüp, İl Halk Kütüphânesi'ne uğradım. Fahrettin Altay'a da yürüyecektim ama, biraz yorulmuştum, dinlendim.
Konak'da, Kemeraltı Çarşısı'nı gezdim.
İzmir'in farklı alanları, farklı semtleri, farklı yolları vardır.
ben, 1987'lerden beri İzmir'e gelirim, bazı semtlerinde uzun süreler kaldım.
ilçeleri de gezmeye değer!
Dikili'de, Didim'de, Bergama'da, Menemen'de, Foça'da dolaştım, gezindim. Çeşme'de kaldım, Aliağa'yı gezdim.
İzmir, bir kent olarak, tarihçiliğimde bir yer almıştır.
bugün İzmir'den Yalova'ya doğru gideceğim.
ben, uzak bir asrın İzmir'inde veyâ, gençliğimin İzmir'inde yaşıyorum, İzmir'e geldiğimde. bugün'ün İzmir'i de, bana bazı durumlarda dostça davranıyor, bazı durumlarda mesâfeli davranıyor. bugünlerde, İzmir'in de bir seçim yapması, geleceğe doğru bir yön tâyini yapması gerekiyor.
SİNAN ÖNER
dün, Alsancak Garı'na uğradım, Şâir Attilâ İlhan'ın şiirini yazdığı "Alsancak Garı".
sonra, Konak'a yürüyüp, İl Halk Kütüphânesi'ne uğradım. Fahrettin Altay'a da yürüyecektim ama, biraz yorulmuştum, dinlendim.
Konak'da, Kemeraltı Çarşısı'nı gezdim.
İzmir'in farklı alanları, farklı semtleri, farklı yolları vardır.
ben, 1987'lerden beri İzmir'e gelirim, bazı semtlerinde uzun süreler kaldım.
ilçeleri de gezmeye değer!
Dikili'de, Didim'de, Bergama'da, Menemen'de, Foça'da dolaştım, gezindim. Çeşme'de kaldım, Aliağa'yı gezdim.
İzmir, bir kent olarak, tarihçiliğimde bir yer almıştır.
bugün İzmir'den Yalova'ya doğru gideceğim.
ben, uzak bir asrın İzmir'inde veyâ, gençliğimin İzmir'inde yaşıyorum, İzmir'e geldiğimde. bugün'ün İzmir'i de, bana bazı durumlarda dostça davranıyor, bazı durumlarda mesâfeli davranıyor. bugünlerde, İzmir'in de bir seçim yapması, geleceğe doğru bir yön tâyini yapması gerekiyor.
SİNAN ÖNER
Saturday, May 30, 2009
İzmir'e Gelmişken
İzmir'e geldim az önce!
İzmir, iyice yaz mevsimine girmiş, üstelik öğleyin.
İzmir'e 29 Mart 2009 Seçimleri'nden önce gelmiştim. İzmir'in çevresini, tüm Kuzey Ege'yi gezmiştim, CHP'nin seçmenlerini çoğaltacağı izlenimini edinmiştim. hatta, seçim gecesi de Çanakkale'nin Eceabat İlçesi'nde kaldım.
İzmir, Türkiye'nin beş büyük kentinden biri, tarihsel açıdan en eski kentlerden biri, Ege Medeniyeti'nin merkezi. Antik Yunanistan Şehir Devletleri kurulduğunda, İzmir de bir merkezdi. bir sürü savaşlara tanık olmuş bir kent, Ege Denizi'nde büyük bir körfez kentidir İzmir.
Osmanlı'nın son yıllarında, İzmir yakıldı, yıkıldı, işgâl edildi.
Atatürk'ün liderlinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı ile İzmir de kurtulmuştur. İzmir, Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığındaki savaşın son aşamasına tanık olmuştur.
Atatürk, İzmir'den hiç vazgeçmediği gibi, tek evliliğini İzmir'li bir ailenin kızı Lâtife Hanım ile yapmıştır.
İzmir, Cumhuriyet Dönemi'nde, bir endüstri kentiydi. fabrikalar, atölyeler, iş alanları, İzmir'i kuşatmıştı. sonra, bir bilgi kenti hâline geldi İzmir, okullar açıldı, üniversiteler açıldı, eğitim yayıldı, kültür faâliyetlerinin merkezi hâline geldi.
İzmir, bir sınır kentidir, Batı Dünyası'na açılan bir sınırdır İzmir, Yunanistan ile sınırların büyük bölümü İzmir'de yer almıştır. ayrıca, İtalya, Mısır, Arnavutluk gibi ülkelere de, İzmir bağlar Türkiye'yi.
İzmir'de bir süre gezineceğim. seçim sonrası durum'un izlenimlerini alacağım. İzmir'in geleceğine de merâklanırım.
SİNAN ÖNER
İzmir, iyice yaz mevsimine girmiş, üstelik öğleyin.
İzmir'e 29 Mart 2009 Seçimleri'nden önce gelmiştim. İzmir'in çevresini, tüm Kuzey Ege'yi gezmiştim, CHP'nin seçmenlerini çoğaltacağı izlenimini edinmiştim. hatta, seçim gecesi de Çanakkale'nin Eceabat İlçesi'nde kaldım.
İzmir, Türkiye'nin beş büyük kentinden biri, tarihsel açıdan en eski kentlerden biri, Ege Medeniyeti'nin merkezi. Antik Yunanistan Şehir Devletleri kurulduğunda, İzmir de bir merkezdi. bir sürü savaşlara tanık olmuş bir kent, Ege Denizi'nde büyük bir körfez kentidir İzmir.
Osmanlı'nın son yıllarında, İzmir yakıldı, yıkıldı, işgâl edildi.
Atatürk'ün liderlinde yapılan Ulusal Kurtuluş Savaşı ile İzmir de kurtulmuştur. İzmir, Mustafa Kemal Atatürk'ün Başkomutanlığındaki savaşın son aşamasına tanık olmuştur.
Atatürk, İzmir'den hiç vazgeçmediği gibi, tek evliliğini İzmir'li bir ailenin kızı Lâtife Hanım ile yapmıştır.
İzmir, Cumhuriyet Dönemi'nde, bir endüstri kentiydi. fabrikalar, atölyeler, iş alanları, İzmir'i kuşatmıştı. sonra, bir bilgi kenti hâline geldi İzmir, okullar açıldı, üniversiteler açıldı, eğitim yayıldı, kültür faâliyetlerinin merkezi hâline geldi.
İzmir, bir sınır kentidir, Batı Dünyası'na açılan bir sınırdır İzmir, Yunanistan ile sınırların büyük bölümü İzmir'de yer almıştır. ayrıca, İtalya, Mısır, Arnavutluk gibi ülkelere de, İzmir bağlar Türkiye'yi.
İzmir'de bir süre gezineceğim. seçim sonrası durum'un izlenimlerini alacağım. İzmir'in geleceğine de merâklanırım.
SİNAN ÖNER
Thursday, May 28, 2009
"Guardian"
İngiltere'de yayınlanan "Guardian" Gazetesi, yıllardır "ilkeli basın"ın tek örneği gibi duruyor.
dünya basını'nı on yıllardır izlerim. "Le Monde"dan "Guardian"a, "Pravda"dan "İl Manifesto"ya, "Die Welt"den "New York Times"a, "Washington Post"tan "BBC"ye, dünya basını'nı, 1980'lerden beri izliyorum. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuduğum 1990'larda, dünya basını ile yaptığım mesai yoğunlaşmıştı.
daha önce de, "BBC", "Moskova Radyosu"," Tiran Radyosu", "Sofya Radyosu", "Şam Radyosu", "Almanya'nın Sesi Radyosu", "Amerika'nın Sesi Radyosu", "Belgrad Radyosu" gibi radyo kurumlarını izlemekteydim!
"Guardian" Gazetesi, seçkin bir basın kurumu.
dünya basını'nda, yazmayı seçeceğim tek gazete, şimdilik "Guardian".
SİNAN ÖNER
dünya basını'nı on yıllardır izlerim. "Le Monde"dan "Guardian"a, "Pravda"dan "İl Manifesto"ya, "Die Welt"den "New York Times"a, "Washington Post"tan "BBC"ye, dünya basını'nı, 1980'lerden beri izliyorum. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuduğum 1990'larda, dünya basını ile yaptığım mesai yoğunlaşmıştı.
daha önce de, "BBC", "Moskova Radyosu"," Tiran Radyosu", "Sofya Radyosu", "Şam Radyosu", "Almanya'nın Sesi Radyosu", "Amerika'nın Sesi Radyosu", "Belgrad Radyosu" gibi radyo kurumlarını izlemekteydim!
"Guardian" Gazetesi, seçkin bir basın kurumu.
dünya basını'nda, yazmayı seçeceğim tek gazete, şimdilik "Guardian".
SİNAN ÖNER
29 Mayıs 1453
29 Mayıs 1453'te, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul'un Fethi'ni gerçekleştirdi. aylar sürmüş "kuşatma" sona erdi, Bizans Devleti, 1000 yıllık tarih'inin son anlarını yaşadı. İstanbul Halkı, Hristiyânı ile, Yahûdisi ile, İslâmı ile, Osmanlı'nın "mülk"üne katıldı.
Fatih Sultan Mehmet Han, tarihçilerin çok merâklandığı bir adam!
İtalyanca, Rumca, Gürcüce, Arapça, Farsça bildiği söylenir.
Rönesans akımına dâhil edilen bir devlet adamıdır, Fatih Sultan Mehmet Han.
Fatih Sultan Mehmet Han, 1440'lardan 1455'lere kadar hüküm sürmüş bir Han. "fetret devri"nin aşılması, "beylikler rejimi"nden "imparatorluk rejimi"ne geçilmesi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın hükmünde gerçekleşmiştir.
2009'da, 1453'ü tartışmak gerekir!
nasıl tartışacağız?
İstanbul, 1918'lerde İngiliz İmpatorluğu'nca işgâl edildi, 1923'de, Atatürk Cumhuriyeti'nin büyük bir merkezi olarak, Türkiye'nin bir "il"i hâline getirildi. ama, 1950'lerden itibâren, bir "başkent"miş gibi algılandı, milyonlarca Anadolu insanı, İstanbul'a göçmek zorunda kaldı.
1980'lerde, bir "kriz" yaşandı. İstanbul, büyük sorunlar yaşadı, "yönetim krizleri" yaşadı, sonra da, depremlerde kentin bir bölümü yıkıldı.
2009'un düşünceleri ile 1453'ün özelliklerini anlamak kolay değil!
29 Mayıs 1453, dünya tarihi'nin getirdiği bir "fetih" miydi? yoksa, Osmanlı'nın 1290'lardan beri sürdürdüğü, "büyük kuşatma"nın bir sonucu mu idi?
tartışalım!
ama, tartışırken, Osmanlı'nın da yıkıldığını unutmayalım.
SİNAN ÖNER
Fatih Sultan Mehmet Han, tarihçilerin çok merâklandığı bir adam!
İtalyanca, Rumca, Gürcüce, Arapça, Farsça bildiği söylenir.
Rönesans akımına dâhil edilen bir devlet adamıdır, Fatih Sultan Mehmet Han.
Fatih Sultan Mehmet Han, 1440'lardan 1455'lere kadar hüküm sürmüş bir Han. "fetret devri"nin aşılması, "beylikler rejimi"nden "imparatorluk rejimi"ne geçilmesi, Fatih Sultan Mehmet Han'ın hükmünde gerçekleşmiştir.
2009'da, 1453'ü tartışmak gerekir!
nasıl tartışacağız?
İstanbul, 1918'lerde İngiliz İmpatorluğu'nca işgâl edildi, 1923'de, Atatürk Cumhuriyeti'nin büyük bir merkezi olarak, Türkiye'nin bir "il"i hâline getirildi. ama, 1950'lerden itibâren, bir "başkent"miş gibi algılandı, milyonlarca Anadolu insanı, İstanbul'a göçmek zorunda kaldı.
1980'lerde, bir "kriz" yaşandı. İstanbul, büyük sorunlar yaşadı, "yönetim krizleri" yaşadı, sonra da, depremlerde kentin bir bölümü yıkıldı.
2009'un düşünceleri ile 1453'ün özelliklerini anlamak kolay değil!
29 Mayıs 1453, dünya tarihi'nin getirdiği bir "fetih" miydi? yoksa, Osmanlı'nın 1290'lardan beri sürdürdüğü, "büyük kuşatma"nın bir sonucu mu idi?
tartışalım!
ama, tartışırken, Osmanlı'nın da yıkıldığını unutmayalım.
SİNAN ÖNER
Wednesday, May 27, 2009
Ergin Cinmen'e Dikkât!
Avukat Ergin Cinmen, "Depremzedeler Derneği" Başkanı idi. hâlâ aynı mevki'de mi, bilmiyorum.
eski eşi Avukat Mebûse Tekay, "dostum". "dost" diye algıladıklarımı "öldürmek" gibi bir hastalığa yakalanmış kişileri uyarmalı! "Mebûse'yi Öldürmeyin!"
Ergin Cinmen de, çok eski bir "dost".
neden, Ergin Cinmen'i andım?
"Meserret"i "dinleyenler"in merâklandığı biri de, Ergin Cinmen'dir. İstanbul Barosu Başkan Adayı Ergin Cinmen, TBKP'nin de avukatlığını yapmış, "Susurluk Davası" sırasında, bazı bilgilerini kamuoyu'na iletmiş bir adam.
Ergin Cinmen, bir gün "Meserret"e uğrayıp, Cengiz Çandar'ı anınca, bir tarafında Nabi Yağcı, bir tarafında ben, gülümsedik.
"andıç" tartışması, "Pentagon" tartışması, "Ruslar" tartışması, "Filistin" tartışması yapılmıştı, şimdi de, Cengiz Çandar'ın "Yeni Demokrasi Hareketi" tecrübesini tartışıyorduk.
sohbetlerimizde çok kelime sarfettiğimiz düşünülmesin!
Ergin Cinmen de, usta bir Avukat.
"mine" ya da "mayın", ya da "bizimkiler" gibi tartışmalar yapılırken, Ergin Cinmen'in "Meserret"teki sohbetimizi anımsaması doğaldır.
"Meserret"i "dinleyenler"e ilk önerim, sormak istediklerini, kamuoyu önünde, açıkça sormaları, tehdit akımlarından uzak kalmalarıdır.
SİNAN ÖNER
eski eşi Avukat Mebûse Tekay, "dostum". "dost" diye algıladıklarımı "öldürmek" gibi bir hastalığa yakalanmış kişileri uyarmalı! "Mebûse'yi Öldürmeyin!"
Ergin Cinmen de, çok eski bir "dost".
neden, Ergin Cinmen'i andım?
"Meserret"i "dinleyenler"in merâklandığı biri de, Ergin Cinmen'dir. İstanbul Barosu Başkan Adayı Ergin Cinmen, TBKP'nin de avukatlığını yapmış, "Susurluk Davası" sırasında, bazı bilgilerini kamuoyu'na iletmiş bir adam.
Ergin Cinmen, bir gün "Meserret"e uğrayıp, Cengiz Çandar'ı anınca, bir tarafında Nabi Yağcı, bir tarafında ben, gülümsedik.
"andıç" tartışması, "Pentagon" tartışması, "Ruslar" tartışması, "Filistin" tartışması yapılmıştı, şimdi de, Cengiz Çandar'ın "Yeni Demokrasi Hareketi" tecrübesini tartışıyorduk.
sohbetlerimizde çok kelime sarfettiğimiz düşünülmesin!
Ergin Cinmen de, usta bir Avukat.
"mine" ya da "mayın", ya da "bizimkiler" gibi tartışmalar yapılırken, Ergin Cinmen'in "Meserret"teki sohbetimizi anımsaması doğaldır.
"Meserret"i "dinleyenler"e ilk önerim, sormak istediklerini, kamuoyu önünde, açıkça sormaları, tehdit akımlarından uzak kalmalarıdır.
SİNAN ÖNER
"Meserret"i "Dinlemek"
"Meserret", 1996'da açıldı, Tepebaşı'nda, mütevazi bir restoran.
Nabi Yağcı ile Çiçek Yağcı, "Meserret"in ilk sahipleriydi, açılış törenlerinde yer almıştım.
"Meserret"te bir çok defâ sohbetlerimiz olmuştur.
ben, TÜSTAV'da yöneticiydim, aynı zamanda Tarihçilik alanında uzmanlaşmış biriydim.
"Meserret"in "dinlenmesi", doğaldı!
hatta, şimdi "Meserret"te hiç birimiz olmadığı için, bazı "dinleyenler" ıstırap duyuyorlardır.
"dinlemek" doğaldı. TBKP Lideri Nabi Yağcı'nın "Meserret"te neler söylediğini "dinlemek" isteyenler hep vardı!
ama, ben, sohbetlerimizi anımsıyorum. "dinleyenler"in, bana, "Meserret'te şunları demişsiniz!" diye söylenmesi doğru değildir.
"diş meselesi", "Meserret"teki bir sohbetin konusu idi. 1999'da, PKK'cı diye kamuoyu'na takdim edilen, sonra da ülke ülke gezdirilmek gibi bir tuhaflığa konu olmuş Abdullah Öcalan yakalanıp yargılanırken, "Meserret"e uğramıştık. babam Askerî Öner, bir senaryo yazmıştı. bir senaryosu, 1988'de Yunus Nadi Ödülü almıştı. şimdi de, "Büyük Kapadokya" diye bir senaryo yazmış, Nabi Yağcı'ya getirmişti. Nabi Yağcı, senaryo'yu okumuş, "nasıl film yaparız?" diye düşünmekteydi. Nabi Yağcı, masa'da, "dişlerimiz de döküldü! bu senaryo'yu film yapmamız çok zor!" gibi bir söz söyledi. "TKP'nin dişleri" idi söylediği, "dökülen dişler", "TKP'nin dişleri" idi.
"mine" ya da "mayın" tartışması yaparken "iştâhlananlar" arasında eski Ulaştırma Bakanı Oktay Vural da varmış, Oktay Vural da, bir ahbâp, Japonya ile berâber hazırladıkları bazı projelerini izlemiştim.
ama, sanırım, "Meserret"i "dinleyenler", Oktay Vural'ı "kandırmışlar".
çok gülünç bir tehdit akımı var.
Abdullah Öcalan, Oktay Vural, Nabi Yağcı, Metin Deniz, Sinan Öner, Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, böyle devâm ediyor!
ama, Abdullah Gül'ün Çankaya'da ağırladığı sözde sinemacılar'a verdiği "dişli pozlar", bu "mine" konusunun çok tiksindirici olduğunu bize kanıtlıyor.
http://www.cankaya.gov.tr/ sayfasında, bu sinemacılar'ın fotoğraflarını izlemiştim, nasıl bir tepki üretilir, hâlâ anlayamadım!
"Meserret"i "dinleyenler"in bir konusu da, "BÇG", ya da "Batı Çalışma Grubu".
28 Şubat 1997 Muhtırası sırasında, "Batı Çalışma Grubu"nu çok anmıştık.
bir gün, Nabi Yağcı, "Sinan, bu Ahmet Necdet Sezer'e de çok güvenme, Batı Çalışma Grubu'nda mıdır, nedir?!" diye gülümsedi.
Ahmet Necdet Sezer, daha önce Anayasa Mahkemesi Başkanı idi, sohbet sırasında, Cumhurbaşkanlığı'na yeni seçilmiş bir devlet adamıydı.
şimdi, yıllar sonra, "Mine"ler, "mine"ler, "mayın tarlasındakiler" tehdit edilirken, "Meserret"i "dinleyenler"e önerilerim var!
SİNAN ÖNER
Nabi Yağcı ile Çiçek Yağcı, "Meserret"in ilk sahipleriydi, açılış törenlerinde yer almıştım.
"Meserret"te bir çok defâ sohbetlerimiz olmuştur.
ben, TÜSTAV'da yöneticiydim, aynı zamanda Tarihçilik alanında uzmanlaşmış biriydim.
"Meserret"in "dinlenmesi", doğaldı!
hatta, şimdi "Meserret"te hiç birimiz olmadığı için, bazı "dinleyenler" ıstırap duyuyorlardır.
"dinlemek" doğaldı. TBKP Lideri Nabi Yağcı'nın "Meserret"te neler söylediğini "dinlemek" isteyenler hep vardı!
ama, ben, sohbetlerimizi anımsıyorum. "dinleyenler"in, bana, "Meserret'te şunları demişsiniz!" diye söylenmesi doğru değildir.
"diş meselesi", "Meserret"teki bir sohbetin konusu idi. 1999'da, PKK'cı diye kamuoyu'na takdim edilen, sonra da ülke ülke gezdirilmek gibi bir tuhaflığa konu olmuş Abdullah Öcalan yakalanıp yargılanırken, "Meserret"e uğramıştık. babam Askerî Öner, bir senaryo yazmıştı. bir senaryosu, 1988'de Yunus Nadi Ödülü almıştı. şimdi de, "Büyük Kapadokya" diye bir senaryo yazmış, Nabi Yağcı'ya getirmişti. Nabi Yağcı, senaryo'yu okumuş, "nasıl film yaparız?" diye düşünmekteydi. Nabi Yağcı, masa'da, "dişlerimiz de döküldü! bu senaryo'yu film yapmamız çok zor!" gibi bir söz söyledi. "TKP'nin dişleri" idi söylediği, "dökülen dişler", "TKP'nin dişleri" idi.
"mine" ya da "mayın" tartışması yaparken "iştâhlananlar" arasında eski Ulaştırma Bakanı Oktay Vural da varmış, Oktay Vural da, bir ahbâp, Japonya ile berâber hazırladıkları bazı projelerini izlemiştim.
ama, sanırım, "Meserret"i "dinleyenler", Oktay Vural'ı "kandırmışlar".
çok gülünç bir tehdit akımı var.
Abdullah Öcalan, Oktay Vural, Nabi Yağcı, Metin Deniz, Sinan Öner, Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, böyle devâm ediyor!
ama, Abdullah Gül'ün Çankaya'da ağırladığı sözde sinemacılar'a verdiği "dişli pozlar", bu "mine" konusunun çok tiksindirici olduğunu bize kanıtlıyor.
http://www.cankaya.gov.tr/ sayfasında, bu sinemacılar'ın fotoğraflarını izlemiştim, nasıl bir tepki üretilir, hâlâ anlayamadım!
"Meserret"i "dinleyenler"in bir konusu da, "BÇG", ya da "Batı Çalışma Grubu".
28 Şubat 1997 Muhtırası sırasında, "Batı Çalışma Grubu"nu çok anmıştık.
bir gün, Nabi Yağcı, "Sinan, bu Ahmet Necdet Sezer'e de çok güvenme, Batı Çalışma Grubu'nda mıdır, nedir?!" diye gülümsedi.
Ahmet Necdet Sezer, daha önce Anayasa Mahkemesi Başkanı idi, sohbet sırasında, Cumhurbaşkanlığı'na yeni seçilmiş bir devlet adamıydı.
şimdi, yıllar sonra, "Mine"ler, "mine"ler, "mayın tarlasındakiler" tehdit edilirken, "Meserret"i "dinleyenler"e önerilerim var!
SİNAN ÖNER
"Mayın" mı, "Mine" mi?
Son günlerde, TV'lerde, gazetelerde, "mayın temizleme" tartışması var, gülünç.
"mine" tartışması mı, "mayın" tartışması mı, tartışalım.
"kara mayınlarının temizlenmesi anlaşması", BM'de tartışılırken, Büyük Britanya Prensesi Diana da, tartışmaya katılmış, sonra da bir "suikâst" sonucu ölmüş idi. Mısır da tartışmaya dâhil olmuş, hatta bir "zinâ süsü" "suikâst"e verilmiş idi.
Deniz Baykal'ın "mayın" tartışmasına katılması bir "talihsizlik".
hele, MHP'li bazı yöneticilerin "iştâhlı" biçimde "mayın temizleme" tartışması yapıp, "mine"leri tehdit etmesi, Doktor Devlet Bahçeli'nin de "yüzünü kızartır!"
"mine", "diş sinirleri".
"mine", aynı zamanda İngilizce'de "benimki" anlamına geliyor. üstelik, "Mine" diye kız adları var, Necati Cumalı'nın "Mine" romanı da "zinâ"lı bir "mine".
ben, açıkçası, biraz "ürktüm". "ürktüm" ama, "korkmadım!"
Mine diye bir sürü ahbâplarım var, Metin Deniz diye de usta bir tiyatro dekorcumuz var, kızının adı Mine Deniz! Mine Bıçak diye bir öğrencim vardı, Z-1 Film Atölyesi'nde, Faruk Bildirici'nin "yeğen"i.
Mine Çayıroğlu var, iyi bir "aktris".
"diş sinirleri" ile iştigâl eden Mine'ler de, muhakkak vardır.
acaba, Mine'leri mi tehdit ediyorlar, "sizi temizleriz!" diye?
yoksa, "dişlerinizi sökeriz!" diye, birbirlerini mi tehdit ediyorlar?
ya da, "benimki", "bizimki", "onlarınki" diye bir tartışma mı var?
ben, "ürktüm". ama, ben de tehdit edeyim herkesi -"kanûn dairesi"nde!-, "iyi beslenin, dişlerinizi çürütmeyin!"
SİNAN ÖNER
"mine" tartışması mı, "mayın" tartışması mı, tartışalım.
"kara mayınlarının temizlenmesi anlaşması", BM'de tartışılırken, Büyük Britanya Prensesi Diana da, tartışmaya katılmış, sonra da bir "suikâst" sonucu ölmüş idi. Mısır da tartışmaya dâhil olmuş, hatta bir "zinâ süsü" "suikâst"e verilmiş idi.
Deniz Baykal'ın "mayın" tartışmasına katılması bir "talihsizlik".
hele, MHP'li bazı yöneticilerin "iştâhlı" biçimde "mayın temizleme" tartışması yapıp, "mine"leri tehdit etmesi, Doktor Devlet Bahçeli'nin de "yüzünü kızartır!"
"mine", "diş sinirleri".
"mine", aynı zamanda İngilizce'de "benimki" anlamına geliyor. üstelik, "Mine" diye kız adları var, Necati Cumalı'nın "Mine" romanı da "zinâ"lı bir "mine".
ben, açıkçası, biraz "ürktüm". "ürktüm" ama, "korkmadım!"
Mine diye bir sürü ahbâplarım var, Metin Deniz diye de usta bir tiyatro dekorcumuz var, kızının adı Mine Deniz! Mine Bıçak diye bir öğrencim vardı, Z-1 Film Atölyesi'nde, Faruk Bildirici'nin "yeğen"i.
Mine Çayıroğlu var, iyi bir "aktris".
"diş sinirleri" ile iştigâl eden Mine'ler de, muhakkak vardır.
acaba, Mine'leri mi tehdit ediyorlar, "sizi temizleriz!" diye?
yoksa, "dişlerinizi sökeriz!" diye, birbirlerini mi tehdit ediyorlar?
ya da, "benimki", "bizimki", "onlarınki" diye bir tartışma mı var?
ben, "ürktüm". ama, ben de tehdit edeyim herkesi -"kanûn dairesi"nde!-, "iyi beslenin, dişlerinizi çürütmeyin!"
SİNAN ÖNER
Gorbachev'i Unutma Kırgızistan!
Kırgızistan Halkı'na ilk önerim, "Gorbachev'i Unutma!"
Sovyetler Birliği'nden bağımsızlaşmakta övünülesi birtakım unsurlar keşfeden Kırgızlar'a saygım var ama, Lenin Heykeli ile sınırlanmayan bir tarih duygusu şart. Gorbachev olmasaydı, Kırgızistan bağımsız bir devlet olamazdı. Gorbachev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Genel Sekreteri idi. SBKP, bugün yok, yok ama, Sovyet Tarihi bir gerçek.
Kırgızistan'da kaldığım sürede, Kırgızistan Siyaseti'ne pek müdâhil olmak istemedim, resmî törenlerde yer aldım, bazı Bakanları, Devlet Sekreteri'ni, Bişkek'in değerli yöneticilerini izledim. Parlamento'yu ziyâret ettim ama, Parlamento içine girmedim.
Kırgızistan'lıların beni uzak biri diye algılamadıklarını biliyorum. hatta, Kırgızistan Tarihi okumak, yazmak amacı ile gittiğim hâlde, Manas Üniversitesi'ne ne gibi kötülüklere muhatap kaldığımı da Bişkekliler bilirler.
ama, asıl büyük kötülük, Gorbachev'in unutulması, Cengiz Aytmatov'un eserlerinin unutulması, büyük Kırgızistan Tarihi'nin unutulması idi. Özbek, Kazak, Tacik halklarının Kırgızistan'a yaptıkları yardımlar da, Kırgız devlet adamlarınca iyi anlatılmalıydı.
SBKP Genel Sekreteri Gorbachev, Asya halklarının nasıl yöneticilere sahip olurlarsa olsunlar, SBKP'nin yaptığı iyilikleri hiç unutmasınlar diye tarihçiliğe, müzeciliğe, kültürel atılımlara yönelik politikalar yürütmekteydi.
Kırgızistan'ın, dünya'yı daha iyi anlaması gerekir.
SİNAN ÖNER
Sovyetler Birliği'nden bağımsızlaşmakta övünülesi birtakım unsurlar keşfeden Kırgızlar'a saygım var ama, Lenin Heykeli ile sınırlanmayan bir tarih duygusu şart. Gorbachev olmasaydı, Kırgızistan bağımsız bir devlet olamazdı. Gorbachev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Genel Sekreteri idi. SBKP, bugün yok, yok ama, Sovyet Tarihi bir gerçek.
Kırgızistan'da kaldığım sürede, Kırgızistan Siyaseti'ne pek müdâhil olmak istemedim, resmî törenlerde yer aldım, bazı Bakanları, Devlet Sekreteri'ni, Bişkek'in değerli yöneticilerini izledim. Parlamento'yu ziyâret ettim ama, Parlamento içine girmedim.
Kırgızistan'lıların beni uzak biri diye algılamadıklarını biliyorum. hatta, Kırgızistan Tarihi okumak, yazmak amacı ile gittiğim hâlde, Manas Üniversitesi'ne ne gibi kötülüklere muhatap kaldığımı da Bişkekliler bilirler.
ama, asıl büyük kötülük, Gorbachev'in unutulması, Cengiz Aytmatov'un eserlerinin unutulması, büyük Kırgızistan Tarihi'nin unutulması idi. Özbek, Kazak, Tacik halklarının Kırgızistan'a yaptıkları yardımlar da, Kırgız devlet adamlarınca iyi anlatılmalıydı.
SBKP Genel Sekreteri Gorbachev, Asya halklarının nasıl yöneticilere sahip olurlarsa olsunlar, SBKP'nin yaptığı iyilikleri hiç unutmasınlar diye tarihçiliğe, müzeciliğe, kültürel atılımlara yönelik politikalar yürütmekteydi.
Kırgızistan'ın, dünya'yı daha iyi anlaması gerekir.
SİNAN ÖNER
Abdullah Gül, Nereye?
Abdullah Gül, Bişkek'e gidiyormuş!
neden?
ben Bişkek'e gittikten sonra, hükümet çevrelerinde bir "moda" başladı, Bişkek'e gitme "moda"sı, üstelik, Bişkek'te neler yaptıklarını da bilmiyoruz.
Abdullah Gül'ü şimdiden uyarayım, Bişkek'i yalnız başına bir otomobille gezsin. hiç kimseyi almasın. hatta, Karakol'a, Talas'a, Oş'a, Celalabad'a yalnız başına ziyâretler yapsın. Bişkek'teki Türkler'den de uzak kalsın. biraz Kırgızistanlı olmayı denesin.
Kurmanbek Bakiev'in "yeğen"liğini reddettim dün! önceki bir "not"umda Bakiev'in "yeğen"i olmakta bir anlam keşfetmiştim. ama, Zaman Gazetesi'nde yayınlanan söyleşisi, Bakiev'in bazı düşüncelerinde çok yanıldığını gösteriyor. bu yüzden, Bişkek'in bir yurttaşı olmayı seçsem de, Bakiev'in bir an önce genel seçimler'e karar vermesini, Cumhurbaşkanlığı'nı da bir halkoylaması ile devretmesini öneriyorum.
Bakiev, dünya'yı da kandırmayı denemiş söyleşisinde. hâlbuki, Sovyet geçmişinin ötesinde, Kırgızistan, bir Rus ülkesi! Bakiev'in, Kırgızistan Parlamentosu'nun önündeki büyük Lenin Heykeli'nin önünde saygı duruşuna durması, ayrıca Bişkek Parkları'ndaki kadın heykellerine, Abdullah Gül'ün gezisi sırasında koruma önlemleri alması gerekir.
Bişkekliler, dış krediler ya da büyük devletlerin yardımları ile yaşamak gibi bir "kader"e yenilmeyeceklerini kanıtlamalılar!
SİNAN ÖNER
neden?
ben Bişkek'e gittikten sonra, hükümet çevrelerinde bir "moda" başladı, Bişkek'e gitme "moda"sı, üstelik, Bişkek'te neler yaptıklarını da bilmiyoruz.
Abdullah Gül'ü şimdiden uyarayım, Bişkek'i yalnız başına bir otomobille gezsin. hiç kimseyi almasın. hatta, Karakol'a, Talas'a, Oş'a, Celalabad'a yalnız başına ziyâretler yapsın. Bişkek'teki Türkler'den de uzak kalsın. biraz Kırgızistanlı olmayı denesin.
Kurmanbek Bakiev'in "yeğen"liğini reddettim dün! önceki bir "not"umda Bakiev'in "yeğen"i olmakta bir anlam keşfetmiştim. ama, Zaman Gazetesi'nde yayınlanan söyleşisi, Bakiev'in bazı düşüncelerinde çok yanıldığını gösteriyor. bu yüzden, Bişkek'in bir yurttaşı olmayı seçsem de, Bakiev'in bir an önce genel seçimler'e karar vermesini, Cumhurbaşkanlığı'nı da bir halkoylaması ile devretmesini öneriyorum.
Bakiev, dünya'yı da kandırmayı denemiş söyleşisinde. hâlbuki, Sovyet geçmişinin ötesinde, Kırgızistan, bir Rus ülkesi! Bakiev'in, Kırgızistan Parlamentosu'nun önündeki büyük Lenin Heykeli'nin önünde saygı duruşuna durması, ayrıca Bişkek Parkları'ndaki kadın heykellerine, Abdullah Gül'ün gezisi sırasında koruma önlemleri alması gerekir.
Bişkekliler, dış krediler ya da büyük devletlerin yardımları ile yaşamak gibi bir "kader"e yenilmeyeceklerini kanıtlamalılar!
SİNAN ÖNER
Monday, May 25, 2009
Obama'nın Moskova Gezisi
ABD Başkanı Barack Hussein Obama, Rusya'ya bir ziyâret yapıyor.
Obama, Moskova'da Başkan Medvedev'in, Başbakan Vladimir Putin'in konuğu oluyor.
ABD'nin siyasî açıdan zayıfladığı bir dönem, "medya araçları"nda, ABD siyaseti, önceki yıllardaki "irtifâ"sından çok alçakta, ayrıca dünya kamuoyu da ABD siyaseti'ne önceki yıllardaki gibi ilgi göstermiyor!
ama, Moskova, ABD'den vazgeçmek niyetinde değil. Demokrat Parti Yönetimi'nin bir "onarım"a geçmesi yönünde, Moskova, ABD'nin ilk yararlanacağı merkez.
ABD'nin Rusya ile ilişkilerinde neler olacağını bilmiyorum. yeterli bilgi'ye sahip değilim bir süredir. ama, Rusya, Rusya olma niteliğini sürdürürken, ABD'nin bir "devlet krizi" yaşadığı vak'ıa.
CIA da, Başkan Barack Hussein Obama'yı, Başkan Joe Bidden'i, Moskova Gezilerinde, Rusya'yı iyi anlamaları için iyice bilgilendirmeli!
SİNAN ÖNER
Obama, Moskova'da Başkan Medvedev'in, Başbakan Vladimir Putin'in konuğu oluyor.
ABD'nin siyasî açıdan zayıfladığı bir dönem, "medya araçları"nda, ABD siyaseti, önceki yıllardaki "irtifâ"sından çok alçakta, ayrıca dünya kamuoyu da ABD siyaseti'ne önceki yıllardaki gibi ilgi göstermiyor!
ama, Moskova, ABD'den vazgeçmek niyetinde değil. Demokrat Parti Yönetimi'nin bir "onarım"a geçmesi yönünde, Moskova, ABD'nin ilk yararlanacağı merkez.
ABD'nin Rusya ile ilişkilerinde neler olacağını bilmiyorum. yeterli bilgi'ye sahip değilim bir süredir. ama, Rusya, Rusya olma niteliğini sürdürürken, ABD'nin bir "devlet krizi" yaşadığı vak'ıa.
CIA da, Başkan Barack Hussein Obama'yı, Başkan Joe Bidden'i, Moskova Gezilerinde, Rusya'yı iyi anlamaları için iyice bilgilendirmeli!
SİNAN ÖNER
Masum Türker, DSP'de Başkan!
Demokratik Sol Parti Kongresi, 17 Mayıs 2009'da toplandı.
Zeki Sezer, Masum Türker, Alemdar Yalçın aday oldular.
Kongre sabahı, DSP Genel Merkezi'nde idim, Anıttepe'deki Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde. 16 Mayıs 2009'da, DSP Genel Merkezi'nde, bazı ilçe başkanları ile, milletvekilleri ile kısa bir toplantı yaptık. sohbet niteliğinde bir Kongre hazırlığı.
DSP Kongresi'ne bu defâ katılmadım.
Masum Türker'in seçilmesi çok iyi!
Meclis'te 13 Milletvekili ile temsil edilen Ecevit'in DSP'si, Meclis'e CHP Lideri Deniz Baykal'ın "liste"sinden seçilmişti, 22 Temmuz 2007'de.
Masum Türker, önümüzdeki muhtemel erken seçimlerde, CHP ile birlikteliği sağlar mı? DSP, yerel seçimlerde aldığı mütevazi sonucu aşar mı? DSP'de, 1998'deki hükümet tecrübeleri nasıl değerlendirilir?
ben, daha çok tarihçi açısından DSP'yi anlıyorum. bir DSP üyesi olmaktan ötede, ciddî bir tarihçilik açısından, DSP'nin, Ecevit'in 1980 sonrası siyasî tecrübelerinin ne anlama geldiğini, ne anlama geleceğini merak ediyorum.
Masum Türker'in bir Başbakan olması mümkün. kişiliği, seçmenlere de, dünya kamuoyu'na da itici gelmiyor. hatta, gelecekte, bir "değişim dönemi lideri" olarak algılanması da mümkün.
Demokratik Sol Parti'nin, artık, güçlenmesi, arınması, toplanması, büyümesi gerekir.
SİNAN ÖNER
Zeki Sezer, Masum Türker, Alemdar Yalçın aday oldular.
Kongre sabahı, DSP Genel Merkezi'nde idim, Anıttepe'deki Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi'nde. 16 Mayıs 2009'da, DSP Genel Merkezi'nde, bazı ilçe başkanları ile, milletvekilleri ile kısa bir toplantı yaptık. sohbet niteliğinde bir Kongre hazırlığı.
DSP Kongresi'ne bu defâ katılmadım.
Masum Türker'in seçilmesi çok iyi!
Meclis'te 13 Milletvekili ile temsil edilen Ecevit'in DSP'si, Meclis'e CHP Lideri Deniz Baykal'ın "liste"sinden seçilmişti, 22 Temmuz 2007'de.
Masum Türker, önümüzdeki muhtemel erken seçimlerde, CHP ile birlikteliği sağlar mı? DSP, yerel seçimlerde aldığı mütevazi sonucu aşar mı? DSP'de, 1998'deki hükümet tecrübeleri nasıl değerlendirilir?
ben, daha çok tarihçi açısından DSP'yi anlıyorum. bir DSP üyesi olmaktan ötede, ciddî bir tarihçilik açısından, DSP'nin, Ecevit'in 1980 sonrası siyasî tecrübelerinin ne anlama geldiğini, ne anlama geleceğini merak ediyorum.
Masum Türker'in bir Başbakan olması mümkün. kişiliği, seçmenlere de, dünya kamuoyu'na da itici gelmiyor. hatta, gelecekte, bir "değişim dönemi lideri" olarak algılanması da mümkün.
Demokratik Sol Parti'nin, artık, güçlenmesi, arınması, toplanması, büyümesi gerekir.
SİNAN ÖNER
Süleyman Demirel, "Darbeci" Değil!
Basın'da yazıldığına göre, Manisa Milletvekili Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i "darbeci"likle suçlamış!
çok büyük bir "aldatma"!
Süleyman Demirel, DP Yılları'nda Yüksek Mühendis idi, Başbakan Adnan Menderes'in danışmanı idi. 27 Mayıs İhtilâli'ne muhatap kaldı.
Süleyman Demirel, 1971'de Adalet Partisi Genel Başkanı idi, Başbakan idi, 12 Mart Muhtırası'na muhatap kaldı.
Süleyman Demirel, 1980'de Adalet Partisi Genel Başkanı idi, Başbakan idi, 12 Eylül Askerî Darbesi'ne muhatap kaldı, siyasî faaliyetleri yasaklandı.
Süleyman Demirel, 1997'de Cumhurbaşkanı idi, 28 Şubat MGK Toplantısı'nın bir "darbe"ye neden olmadan yaşanmasına Başkanlık yaptı!
Süleyman Demirel, "darbeci" değildir ama, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin şahsiyetine, Atatürk İlkeleri'ne, Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri'ne bağlı bir liderdir.
ama, Manisa Milletvekili Bülent Arınç, hiç bir dürüstlük içermeyen sözler söylüyor, din'i istismâr eden bir tarih'ten geldiğini unutuyor, Meclis Başkanlığı sırasında yaptığı kötülükleri, işlediği günâhları unuttuğumuzu sanıyor, yurttaşlarımızı, dünya kamuoyu'nu aldatacağını sanıyor.
Manisa Milletvekili Bülent Arınç, Avukatlığı da ihmâl ediyor, Profesör Necmettin Erbakan'ın siyaset'e yaptığı katkıları da yok sayıyor.
böyle bir basın'a, böyle bir hükümet'e daha ne kadar tahammül edileceğini tüm dünya merâk ediyor!
SİNAN ÖNER
çok büyük bir "aldatma"!
Süleyman Demirel, DP Yılları'nda Yüksek Mühendis idi, Başbakan Adnan Menderes'in danışmanı idi. 27 Mayıs İhtilâli'ne muhatap kaldı.
Süleyman Demirel, 1971'de Adalet Partisi Genel Başkanı idi, Başbakan idi, 12 Mart Muhtırası'na muhatap kaldı.
Süleyman Demirel, 1980'de Adalet Partisi Genel Başkanı idi, Başbakan idi, 12 Eylül Askerî Darbesi'ne muhatap kaldı, siyasî faaliyetleri yasaklandı.
Süleyman Demirel, 1997'de Cumhurbaşkanı idi, 28 Şubat MGK Toplantısı'nın bir "darbe"ye neden olmadan yaşanmasına Başkanlık yaptı!
Süleyman Demirel, "darbeci" değildir ama, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin şahsiyetine, Atatürk İlkeleri'ne, Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri'ne bağlı bir liderdir.
ama, Manisa Milletvekili Bülent Arınç, hiç bir dürüstlük içermeyen sözler söylüyor, din'i istismâr eden bir tarih'ten geldiğini unutuyor, Meclis Başkanlığı sırasında yaptığı kötülükleri, işlediği günâhları unuttuğumuzu sanıyor, yurttaşlarımızı, dünya kamuoyu'nu aldatacağını sanıyor.
Manisa Milletvekili Bülent Arınç, Avukatlığı da ihmâl ediyor, Profesör Necmettin Erbakan'ın siyaset'e yaptığı katkıları da yok sayıyor.
böyle bir basın'a, böyle bir hükümet'e daha ne kadar tahammül edileceğini tüm dünya merâk ediyor!
SİNAN ÖNER
Sunday, May 24, 2009
Profesör Türkel Minibaş'ın "Yok"luğu!
Profesör Türkel Minibaş vefât edeli aylar geçiyor!
Türkel Minibaş, bir "dost" idi, 1990'larda, bir yılbaşı gecesi'nde, Fatih'teki evinde berâber yeni yıl'a "merhaba!" demiştik. Türkel Minibaş, bir "iktisât Profesörü" idi. bana da bazı dersler verdi, yazdığı makaleler, zaten ders notlarıydı! 2000'lerde, Ecevit Hükümeti, Doktor Kemal Derviş'i görev'e dâvet edince, Profesör Türkel Minibaş da, IMF ile Türkiye arasında bir "bilgi ödevi" yapmıştı. Stanley Fischer gibi IMF uzmanlarını doğru bilgilere kavuşturmuş iktisâtçılarımızdan biriydi, Profesör Türkel Minibaş.
bana, hiç vefât etmiş gibi gelmiyor, sanki bir yerlerde, Profesör Türkel Minibaş'ın makalelerini okurmuşum gibi geliyor. Profesör Salih Neftçi de ölünce, "iktisâtçılar"ımıza ne olduğunu sordum, bir dertleri ya da çok dertleri var da, duyurmuyorlar mı?
Profesör Türkel Minibaş'ın sohbetlerini özledim. kardeşi Ali Minibaş'a, öğrencilerine, dostlarına, "Meserret"in 1990'lardaki sahipleri Nabi Yağcı'ya, Çiçek Yağcı'ya, Rahşan Ecevit'e başsağlığı dilerim.
SİNAN ÖNER
Türkel Minibaş, bir "dost" idi, 1990'larda, bir yılbaşı gecesi'nde, Fatih'teki evinde berâber yeni yıl'a "merhaba!" demiştik. Türkel Minibaş, bir "iktisât Profesörü" idi. bana da bazı dersler verdi, yazdığı makaleler, zaten ders notlarıydı! 2000'lerde, Ecevit Hükümeti, Doktor Kemal Derviş'i görev'e dâvet edince, Profesör Türkel Minibaş da, IMF ile Türkiye arasında bir "bilgi ödevi" yapmıştı. Stanley Fischer gibi IMF uzmanlarını doğru bilgilere kavuşturmuş iktisâtçılarımızdan biriydi, Profesör Türkel Minibaş.
bana, hiç vefât etmiş gibi gelmiyor, sanki bir yerlerde, Profesör Türkel Minibaş'ın makalelerini okurmuşum gibi geliyor. Profesör Salih Neftçi de ölünce, "iktisâtçılar"ımıza ne olduğunu sordum, bir dertleri ya da çok dertleri var da, duyurmuyorlar mı?
Profesör Türkel Minibaş'ın sohbetlerini özledim. kardeşi Ali Minibaş'a, öğrencilerine, dostlarına, "Meserret"in 1990'lardaki sahipleri Nabi Yağcı'ya, Çiçek Yağcı'ya, Rahşan Ecevit'e başsağlığı dilerim.
SİNAN ÖNER
"Arkeometri"
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'ne ders kayıtlarımı yaptırırken bazı yeni dersleri görünce sevindim!
biri de, "Arkeometri".
Arkeoloji Bilimi, Tarih Bilimi'nin bir "dal"ıyken, sonra "özerk bir bilim" hâline geldi. "kalıntı"ların, toprakların derinliklerine gizlenmiş yeraltı "fosil"lerinin, antik dönemlerden kalma "yazılı belgeler"in "kanıt değeri" taşıdığı bir bilim, bir "tarihsel malzeme bilimi".
Arkeometri, Arkeoloji'nin bir "dal"ı!
Arkeometri'nin de bir tarihi olduğu belli. daha "matematiksel", daha "fiziksel", daha "ölçü bağlantılı" bir bilgi "dal"ı. arkeolojik verilerin sayısal değerlere bağlanması.
Arkeometri Dersi'nin Boğaziçi Üniversitesi'ne de, Arkeolojimize de fayda getirmesini dilerim.
SİNAN ÖNER
biri de, "Arkeometri".
Arkeoloji Bilimi, Tarih Bilimi'nin bir "dal"ıyken, sonra "özerk bir bilim" hâline geldi. "kalıntı"ların, toprakların derinliklerine gizlenmiş yeraltı "fosil"lerinin, antik dönemlerden kalma "yazılı belgeler"in "kanıt değeri" taşıdığı bir bilim, bir "tarihsel malzeme bilimi".
Arkeometri, Arkeoloji'nin bir "dal"ı!
Arkeometri'nin de bir tarihi olduğu belli. daha "matematiksel", daha "fiziksel", daha "ölçü bağlantılı" bir bilgi "dal"ı. arkeolojik verilerin sayısal değerlere bağlanması.
Arkeometri Dersi'nin Boğaziçi Üniversitesi'ne de, Arkeolojimize de fayda getirmesini dilerim.
SİNAN ÖNER
Saturday, May 23, 2009
Asiye Eliçin'in Vefâtı
Değerli Tarihçi Emin Türk Eliçin'in çok sevgili eşi, eğitimci, yazar Asiye Eliçin'in vefâtını geçenlerde öğrendim. kabûllenmek istemediğim bir vefât!
Asiye Eliçin, bir "dost" idi, bir "dostum" idi, 1990'lardan 2008'lere ziyâret ettiğim, Emin Türk Eliçin Vakfı'nın Kurucusu, çok değerli bir insandı.
Nevşehir'in Özkonak kasabasında çocukluğu geçmiş idi, Asiye Eliçin'in. Köy Enstitüsü'nde okurken, öğretmenlerinden biri, Tarihçi Emin Türk Eliçin'di; sonra evlendiler, 1940'lardan 1966'ya, beraber yaşadılar. 1966'da, Tarihçi Emin Türk Eliçin vefât edince, Asiye Eliçin, 2009'a kadar gelmiş bir yalnızlık yaşadı, ama, yalnız değildi!
Asiye Eliçin, 1930'lardan 2000'lere, Türkiye Tarihi'nin bir tanığı olduğu kadar, demokrasi'ye, eğitim'e, aydınlanma'ya, Cumhuriyet ilkelerinin yayılmasına yardımcı olmuş, büyük bir insandı.
Asiye Eliçin'in değerli ailesine başsağlığı dilerim, öğrencilerine yaşama ustalığı, dostlarına da sağlık dilerim. Asiye Eliçin'ler ölmez!
SİNAN ÖNER
Asiye Eliçin, bir "dost" idi, bir "dostum" idi, 1990'lardan 2008'lere ziyâret ettiğim, Emin Türk Eliçin Vakfı'nın Kurucusu, çok değerli bir insandı.
Nevşehir'in Özkonak kasabasında çocukluğu geçmiş idi, Asiye Eliçin'in. Köy Enstitüsü'nde okurken, öğretmenlerinden biri, Tarihçi Emin Türk Eliçin'di; sonra evlendiler, 1940'lardan 1966'ya, beraber yaşadılar. 1966'da, Tarihçi Emin Türk Eliçin vefât edince, Asiye Eliçin, 2009'a kadar gelmiş bir yalnızlık yaşadı, ama, yalnız değildi!
Asiye Eliçin, 1930'lardan 2000'lere, Türkiye Tarihi'nin bir tanığı olduğu kadar, demokrasi'ye, eğitim'e, aydınlanma'ya, Cumhuriyet ilkelerinin yayılmasına yardımcı olmuş, büyük bir insandı.
Asiye Eliçin'in değerli ailesine başsağlığı dilerim, öğrencilerine yaşama ustalığı, dostlarına da sağlık dilerim. Asiye Eliçin'ler ölmez!
SİNAN ÖNER
Hüsamettin Cindoruk, DP'de Genel Başkan!
Avukat Hüsamettin Cindoruk, 1960'larda avukatlığını yaptığı Demokrat Parti'de Genel Başkan seçildi!
Cindoruk, 1983'lerde, Doğru Yol Partisi'nin Genel Başkanlığı'nı yapmıştı.
Hüsamettin Cindoruk, 1990'larda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı.
Süleyman Demirel'i ziyâret etmiş, DP'nin yeni yöneticileri ile beraber, Hüsamettin Cindoruk. Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk'un DP Genel Başkanlığı'nı kutlamış, bu seçimin iyi anlaşılmasını istemiş. Demokrat Parti, 1946 ile 1960 arasında, tam bir demokrasi hareketi olmuş idi. 1950'de hükümet kurmuştur Demokrat Parti, DP Genel Başkanı Celâl Bayar da, 10 yıl Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı yapmıştır.
Hüsamettin Cindoruk'un devlet adamlığı, 1983'lerde iyice belli olmaktaydı. daha sonra da, Anayasal rejimin demokratlaşmasında, halk'ın siyaset'e katılımında, Hüsamettin Cindoruk'un katkıları vardır.
Demokrat Parti'nin Genel Başkanlığı'na seçilen Hüsamettin Cindoruk'u kutlarım. Demokratlar'a, ilk genel seçimlerde hükümet olmaları yönünde seçmenlerin destek vermelerini dilerim. Süleyman Demirel'in ilhâm kaynağı olduğu DP'nin daha uzun süre Türk Siyaseti'nde yer alması için herkes çaba harcamalıdır!
SİNAN ÖNER
Cindoruk, 1983'lerde, Doğru Yol Partisi'nin Genel Başkanlığı'nı yapmıştı.
Hüsamettin Cindoruk, 1990'larda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı.
Süleyman Demirel'i ziyâret etmiş, DP'nin yeni yöneticileri ile beraber, Hüsamettin Cindoruk. Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk'un DP Genel Başkanlığı'nı kutlamış, bu seçimin iyi anlaşılmasını istemiş. Demokrat Parti, 1946 ile 1960 arasında, tam bir demokrasi hareketi olmuş idi. 1950'de hükümet kurmuştur Demokrat Parti, DP Genel Başkanı Celâl Bayar da, 10 yıl Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı yapmıştır.
Hüsamettin Cindoruk'un devlet adamlığı, 1983'lerde iyice belli olmaktaydı. daha sonra da, Anayasal rejimin demokratlaşmasında, halk'ın siyaset'e katılımında, Hüsamettin Cindoruk'un katkıları vardır.
Demokrat Parti'nin Genel Başkanlığı'na seçilen Hüsamettin Cindoruk'u kutlarım. Demokratlar'a, ilk genel seçimlerde hükümet olmaları yönünde seçmenlerin destek vermelerini dilerim. Süleyman Demirel'in ilhâm kaynağı olduğu DP'nin daha uzun süre Türk Siyaseti'nde yer alması için herkes çaba harcamalıdır!
SİNAN ÖNER
Thursday, May 21, 2009
Brezilya, Ne Kadar Uzak?
Brezilya Cumhuriyeti, Latin Amerika'da büyük bir ülke!
Amazon Ormanları'nın, Amazon Nehri'nin yer aldığı, büyük kahve tarlalarının yer aldığı, sanayi kentlerinin kuşattığı, limanlarından tüm dünya'ya malların aktığı bir ülke, Brezilya.
Brezilya'yı Brezilya Sosyalist İşçi Partisi yönetiyor, Cumhurbaşkanı Lula De Silva, emekli bir işçi.
Brezilya, Amerika'nın "yaşama kaynağı"dır.
Türkiye ile Brezilya arasında ne kadar bir mesafe var?
Rio de Jenairo, Sao Paolo gibi kentlerin on milyonlarca nüfusu olduğunu okuyoruz.
acaba, Brezilya'dan neler öğrenmeliyiz?
halkının çoğunun Portekizce ile yaşadığı bir ülke, Brezilya.
SİNAN ÖNER
Amazon Ormanları'nın, Amazon Nehri'nin yer aldığı, büyük kahve tarlalarının yer aldığı, sanayi kentlerinin kuşattığı, limanlarından tüm dünya'ya malların aktığı bir ülke, Brezilya.
Brezilya'yı Brezilya Sosyalist İşçi Partisi yönetiyor, Cumhurbaşkanı Lula De Silva, emekli bir işçi.
Brezilya, Amerika'nın "yaşama kaynağı"dır.
Türkiye ile Brezilya arasında ne kadar bir mesafe var?
Rio de Jenairo, Sao Paolo gibi kentlerin on milyonlarca nüfusu olduğunu okuyoruz.
acaba, Brezilya'dan neler öğrenmeliyiz?
halkının çoğunun Portekizce ile yaşadığı bir ülke, Brezilya.
SİNAN ÖNER
Monday, May 18, 2009
19 Mayıs 1919'dan 19 Mayıs 2009'a
19 Mayıs 1919'da, Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru ile Samsun'a varmıştı!
23 Nisan 1920'ye kadar, Kongreler topladı, 23 Nisan 1920'de, Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ni ilân eden toplantıyı gerçekleştirdi.
19 Mayıs 2009'da, 19 Mayıs 1919'u nasıl düşünmeli?
90 yıl sonra, Bandırma Vapuru'nu anarken, Bandırma Vapuru'ndaki 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa'yı anarken, neler düşünmeli?
1. Dünya Savaşı'nın sonu, dünya'da bir sürü yeni devletin kurulması anlamına gelmekteydi, bir sürü devlet de yok oldular.
Bandırma Vapuru'nun nasıl bir yolculuk yaşadığı, bazı tarih kitaplarında, bazı anı kitaplarında, bazı belgelerde, anlatılmıştır.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Bayramı'nı, Gençlik Bayramı'nı kutlarım.
SİNAN ÖNER
23 Nisan 1920'ye kadar, Kongreler topladı, 23 Nisan 1920'de, Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ni ilân eden toplantıyı gerçekleştirdi.
19 Mayıs 2009'da, 19 Mayıs 1919'u nasıl düşünmeli?
90 yıl sonra, Bandırma Vapuru'nu anarken, Bandırma Vapuru'ndaki 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa'yı anarken, neler düşünmeli?
1. Dünya Savaşı'nın sonu, dünya'da bir sürü yeni devletin kurulması anlamına gelmekteydi, bir sürü devlet de yok oldular.
Bandırma Vapuru'nun nasıl bir yolculuk yaşadığı, bazı tarih kitaplarında, bazı anı kitaplarında, bazı belgelerde, anlatılmıştır.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Bayramı'nı, Gençlik Bayramı'nı kutlarım.
SİNAN ÖNER
Wednesday, May 13, 2009
14 Mayıs 1950 Seçimleri
14 Mayıs 1950'deki seçimler, "yeter, söz milletin!" diyen Demokrat Parti'yi Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümeti yapmıştı.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1946'da, "çok partili rejim"e karar verirken, bazı CHP'lilerin Demokrat Parti'yi kurmalarını desteklemişti. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu, Samet Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Hasan Polatkan gibi liderlerin çevresinde kurulan Demokrat Parti, 1950'de halk'ın büyük desteğini kazandı.
İsmet İnönü, 12 yıllık Cumhurbaşkanlığı'nın getirdiği kuvvetini kullandı, CHP'nin liderliğini aldı, on yıl "ana muhalefet" liderliği yaptı.
DP Dönemi, Türkiye Tarihi'nin de, dünya tarihi'nin de çok tartışılan, çok merak edilen, büyük bir reform dönemidir.
Atatürk'ün çevresinde yetişmiş Celal Bayar, DP Genel Başkanı sıfatını terk edip Cumhurbaşkanı sıfatını almıştı. Atatürk'ün Başbakanlığı'nı yürütmüş, büyük bir siyaset adamı idi, Celal Bayar.
1983'lerde, 105 yaşında ölmüş, 1900'lerden 1980'lere, Türk Halkı'nın yönetiminde işlevler almış, dünya siyaseti'ne katkılar yapmış, demokrasi'yi tüm dünya'da yaymak gibi büyük bir ödevi başarmış bir insandı, Celal Bayar.
14 Mayıs 1950, bir demokrasi bayramı olduğu kadar, bir "Celal Bayar Bayramı"dır.
SİNAN ÖNER
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1946'da, "çok partili rejim"e karar verirken, bazı CHP'lilerin Demokrat Parti'yi kurmalarını desteklemişti. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu, Samet Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Hasan Polatkan gibi liderlerin çevresinde kurulan Demokrat Parti, 1950'de halk'ın büyük desteğini kazandı.
İsmet İnönü, 12 yıllık Cumhurbaşkanlığı'nın getirdiği kuvvetini kullandı, CHP'nin liderliğini aldı, on yıl "ana muhalefet" liderliği yaptı.
DP Dönemi, Türkiye Tarihi'nin de, dünya tarihi'nin de çok tartışılan, çok merak edilen, büyük bir reform dönemidir.
Atatürk'ün çevresinde yetişmiş Celal Bayar, DP Genel Başkanı sıfatını terk edip Cumhurbaşkanı sıfatını almıştı. Atatürk'ün Başbakanlığı'nı yürütmüş, büyük bir siyaset adamı idi, Celal Bayar.
1983'lerde, 105 yaşında ölmüş, 1900'lerden 1980'lere, Türk Halkı'nın yönetiminde işlevler almış, dünya siyaseti'ne katkılar yapmış, demokrasi'yi tüm dünya'da yaymak gibi büyük bir ödevi başarmış bir insandı, Celal Bayar.
14 Mayıs 1950, bir demokrasi bayramı olduğu kadar, bir "Celal Bayar Bayramı"dır.
SİNAN ÖNER
Tuesday, May 12, 2009
Silinmiş Resimler!
"Sinan Öner's Road"u yazarken, resimlerimi de göstermek isterdim ama, ilk denemelerim hoşuma gitmedi, 7 Mayıs'tan bugüne kadar yayınladığım resimlerimi sildim. okurlarım hoşgörürler.
aslında, her "otoportre", bir süre sonra aşılır. bir süre sonra, yazdığımız bir şiir'i ya da deneme'yi unutmak, silmek isteriz. sonra, bu his'in de yanıltıcı olduğunu kabul ederiz, yazdıklarımızı "kayıtlamak" daha doğru gelir.
ben, yıllarca tarihçilik mesleği ile uğraşmış biriyim.
"kayıtlamak" nedir, çok araştırdım, öğrenmek istedim nedenlerini. insanlık denen şey, biraz da, "kayıtlamak", "saklamak", "korumak" gibi becerileri veya işlemleri şart koşmakta.
Türkiye'de yaşadığım için, "kayıtlamak" konusu, daha ciddî düşünmeyi gerektirmekteydi. tarih, bir "giz"i çözmekten ibâret değildir, tarihçiler'i de, "giz" peşinde koşan birtakım "garip" kişiler diye düşünmek doğru değildir.
örneklendireyim!
Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı'nda, on yıl'ı aşmış bir süre, tarihçilik yaptım.
bir yaptığımız da, bir dönem Türkiye siyaseti'nde işlevler almış bir "komite"nin, Türkiye Birleşik Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin, belli bir tarih süresi içinde neler yaşadığını "kayıtlamak" idi. elbette, ben, "tek taraflı" bir "tarihyazımı"nı reddetmiş biri olduğum için, bu "kayıtlama" işleminde "demokrat" davranmıştım. "komite"nin çoğunluğu, "kayıtlama"da yer almıştı. konuları çok yönlü olduğu gibi, "serbestiyetçi" bir biçem ile ele almıştık.
ama, Türkiye'de, "amatörlük", "acemilik", "acelecilik", hatta "düşüncesizlik", tarih'i korurken de, vardır. ama, bu "kayıtlama" işlemi, genelde amacına varmıştı. bu kusurlardan daha büyük beceriler, yetenekler, düşünceler, dersler, vardır.
"Sinan Öner's Road"da yazdıklarımı silmek istemiyorum şimdilik. daha önce yazdıklarım, bende yok! ama, önceki yazdıklarımı saklamış okurlarıma mesajım, benden izin aldıkları koşulda, yayınlamayı kabul edeceğim notlarım olduğu.
resimlerimi sildim, ama, talep olduğunda, resimlerimi gönderirim, elbette, bilgisayar kamerasının kusurlarını da bilmeliyiz.
SİNAN ÖNER
aslında, her "otoportre", bir süre sonra aşılır. bir süre sonra, yazdığımız bir şiir'i ya da deneme'yi unutmak, silmek isteriz. sonra, bu his'in de yanıltıcı olduğunu kabul ederiz, yazdıklarımızı "kayıtlamak" daha doğru gelir.
ben, yıllarca tarihçilik mesleği ile uğraşmış biriyim.
"kayıtlamak" nedir, çok araştırdım, öğrenmek istedim nedenlerini. insanlık denen şey, biraz da, "kayıtlamak", "saklamak", "korumak" gibi becerileri veya işlemleri şart koşmakta.
Türkiye'de yaşadığım için, "kayıtlamak" konusu, daha ciddî düşünmeyi gerektirmekteydi. tarih, bir "giz"i çözmekten ibâret değildir, tarihçiler'i de, "giz" peşinde koşan birtakım "garip" kişiler diye düşünmek doğru değildir.
örneklendireyim!
Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı'nda, on yıl'ı aşmış bir süre, tarihçilik yaptım.
bir yaptığımız da, bir dönem Türkiye siyaseti'nde işlevler almış bir "komite"nin, Türkiye Birleşik Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin, belli bir tarih süresi içinde neler yaşadığını "kayıtlamak" idi. elbette, ben, "tek taraflı" bir "tarihyazımı"nı reddetmiş biri olduğum için, bu "kayıtlama" işleminde "demokrat" davranmıştım. "komite"nin çoğunluğu, "kayıtlama"da yer almıştı. konuları çok yönlü olduğu gibi, "serbestiyetçi" bir biçem ile ele almıştık.
ama, Türkiye'de, "amatörlük", "acemilik", "acelecilik", hatta "düşüncesizlik", tarih'i korurken de, vardır. ama, bu "kayıtlama" işlemi, genelde amacına varmıştı. bu kusurlardan daha büyük beceriler, yetenekler, düşünceler, dersler, vardır.
"Sinan Öner's Road"da yazdıklarımı silmek istemiyorum şimdilik. daha önce yazdıklarım, bende yok! ama, önceki yazdıklarımı saklamış okurlarıma mesajım, benden izin aldıkları koşulda, yayınlamayı kabul edeceğim notlarım olduğu.
resimlerimi sildim, ama, talep olduğunda, resimlerimi gönderirim, elbette, bilgisayar kamerasının kusurlarını da bilmeliyiz.
SİNAN ÖNER
Monday, May 11, 2009
Mareşal Frunze, Atatürk'ün Misafiri İdi!
Kırgızistan'ın Kurucusu Mareşal Frunze, Kurtuluş Savaşı sırasında, Atatürk'ün misafiri idi!
Mareşal Frunze'nin Anadolu'da yaşadıklarını bir kitap hâlinde, Rusça'da yayınladığını biliyoruz. Atatürk'ün "cephe"lerinde neler yaşadığını, Atatürk'ün Mareşal Frunze'ye neler anlattığını okuduk.
Kırgızistan'ın başkenti idi Frunze, şimdi bazı resmî belgelerde "Bişkek" deniliyor, bazılarında "Frunze".
Mareşal Frunze'nin yaşadığı yerlerde "müze"ler var, Bişkek Halkı, hâlâ Mareşal Frunze'yi anıyor!
SİNAN ÖNER
Mareşal Frunze'nin Anadolu'da yaşadıklarını bir kitap hâlinde, Rusça'da yayınladığını biliyoruz. Atatürk'ün "cephe"lerinde neler yaşadığını, Atatürk'ün Mareşal Frunze'ye neler anlattığını okuduk.
Kırgızistan'ın başkenti idi Frunze, şimdi bazı resmî belgelerde "Bişkek" deniliyor, bazılarında "Frunze".
Mareşal Frunze'nin yaşadığı yerlerde "müze"ler var, Bişkek Halkı, hâlâ Mareşal Frunze'yi anıyor!
SİNAN ÖNER
Kırgızlar'ı Anımsarken
Kırgızistan'da kaldığım sürede, Kırgızlaşacağımı hissetmiştim!
bir süre daha kalsaydım, herhâlde, Cengiz Aytmatov'un ya da Kurmanbek Bakiev'in yeğeni sanacaklardı beni.
Kırgızlar, "çekik gözlü"ler ama, ruhlarında bir "kuvvet" var, "çocuk kalma kuvveti".
Cengiz Aytmatov, eserlerinde, "çocuk ruhu"nu iyice yazmış bir yazardır.
dünya edebiyatı'nda bir yer edindi Cengiz Aytmatov, "çocuk ruhu"nu iyi anlattığı için.
ilk öykülerinden birinde, Japon bir "çocuk"u anlatır. on beş yaşlarında bir "gazete dağıtıcısı", Tokyo'da bir "şehit çocuğu".
Japonya, Cengiz Aytmatov'un hep sempati beslediği büyük bir ülke!
Japon Halkı'nı yazarken, Cengiz Aytmatov'un nasıl bir "yaşama kuvveti" yaşadığını, öykü'yü okurken anlıyoruz. aynı zamanda, bir "keder", ama "umutsuz" değil, bir Sovyet Yurttaşı'nın "keder"i.
Kırgızlaşmadan Türkiye'ye geldim! ama, şimdi, acaba, Sovyet Rus Kültürü'nü, Kırgız, Kazak, Özbek Kültürü'nü, yeniden, daha kararlı biçimde öğrensem mi diye, düşünmekteyim!
SİNAN ÖNER
bir süre daha kalsaydım, herhâlde, Cengiz Aytmatov'un ya da Kurmanbek Bakiev'in yeğeni sanacaklardı beni.
Kırgızlar, "çekik gözlü"ler ama, ruhlarında bir "kuvvet" var, "çocuk kalma kuvveti".
Cengiz Aytmatov, eserlerinde, "çocuk ruhu"nu iyice yazmış bir yazardır.
dünya edebiyatı'nda bir yer edindi Cengiz Aytmatov, "çocuk ruhu"nu iyi anlattığı için.
ilk öykülerinden birinde, Japon bir "çocuk"u anlatır. on beş yaşlarında bir "gazete dağıtıcısı", Tokyo'da bir "şehit çocuğu".
Japonya, Cengiz Aytmatov'un hep sempati beslediği büyük bir ülke!
Japon Halkı'nı yazarken, Cengiz Aytmatov'un nasıl bir "yaşama kuvveti" yaşadığını, öykü'yü okurken anlıyoruz. aynı zamanda, bir "keder", ama "umutsuz" değil, bir Sovyet Yurttaşı'nın "keder"i.
Kırgızlaşmadan Türkiye'ye geldim! ama, şimdi, acaba, Sovyet Rus Kültürü'nü, Kırgız, Kazak, Özbek Kültürü'nü, yeniden, daha kararlı biçimde öğrensem mi diye, düşünmekteyim!
SİNAN ÖNER
Sunday, May 10, 2009
Vadi Çiçekli'ye Ziyâret!
Polis Akademisi Başkanı Vadi Çiçekli'yi, nihâyet geçen aylarda ziyâret ettim!
Vadi Çiçekli, çok deneyimli bir polis şefi. iyi bir eğitimci. şiir yazan bir edebiyat adamı. Polis Akademisi'nde beş yıl'ı aşan bir Başkanlık ödevi yaptı.
Vadi Çiçekli, beni çok iyi ağırladı. bir Tarihçi'nin Polis Akademisi Başkanlığı'nı ziyâret etmesi doğaldır. hatta, Polis Akademisi'nde seminerler, dersler, konferanslar yapmak da mümkün.
Vadi Çiçekli, Polis Kurumu'nun "modernleşme"sini, Polis Memurları'nın daha iyi koşullarda yaşamasını, Polis ile öteki devlet kurumları arasındaki uyum'un geçerli kılınmasını öneren bir devlet adamı.
Polis Akademisi'nin Gölbaşı'ndaki merkezine yaptığım ziyâret, bende çok iyi izlenimler yarattı.
Çankırı, Yalova illerinde Emniyet Müdürlüğü yapmış, Polis Akademisi Başkanı Vadi Çiçekli'nin Başkanlığı bıraktığını geçende öğrendim.
Polis Akademisi'ne bir daha ne zaman, nasıl giderim, bilmiyorum.
SİNAN ÖNER
Vadi Çiçekli, çok deneyimli bir polis şefi. iyi bir eğitimci. şiir yazan bir edebiyat adamı. Polis Akademisi'nde beş yıl'ı aşan bir Başkanlık ödevi yaptı.
Vadi Çiçekli, beni çok iyi ağırladı. bir Tarihçi'nin Polis Akademisi Başkanlığı'nı ziyâret etmesi doğaldır. hatta, Polis Akademisi'nde seminerler, dersler, konferanslar yapmak da mümkün.
Vadi Çiçekli, Polis Kurumu'nun "modernleşme"sini, Polis Memurları'nın daha iyi koşullarda yaşamasını, Polis ile öteki devlet kurumları arasındaki uyum'un geçerli kılınmasını öneren bir devlet adamı.
Polis Akademisi'nin Gölbaşı'ndaki merkezine yaptığım ziyâret, bende çok iyi izlenimler yarattı.
Çankırı, Yalova illerinde Emniyet Müdürlüğü yapmış, Polis Akademisi Başkanı Vadi Çiçekli'nin Başkanlığı bıraktığını geçende öğrendim.
Polis Akademisi'ne bir daha ne zaman, nasıl giderim, bilmiyorum.
SİNAN ÖNER
9 Mayıs 1945
9 Mayıs 1945, 2. Dünya Savaşı'nda, Sovyet Birlikleri'nin Berlin'e yaptığı son harekâtın gerçekleştirildiği gün. 9 Mayıs 1945'te, Almanlar'ın teslimiyeti kesinleşmişti.
Rusya Federasyonu'nda törenler yapıldı, şehitler anıldı, gaziler selamlandı.
Almanya, Adolf Hitler'in Nazizm Akımı'ndan 1945'te kurtulmuştur.
Adolf Hitler, tüm dünya'yı Nazileştirme'yi amaçlamıştı. milyonlarca insanın kurban edildiği bir dönemde, Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri işbirliği yaptılar, Japonya'nın saldırgan politikalarını yenmek de, ancak bu "ittifak" ile mümkün olmuştur.
Joseph Stalin, 9 Mayıs 1945'in lideri idi.
9 Mayıs, aynı zamanda, Avrupa Birliği'nin kutladığı "özel bir gün".
Joseph Stalin, Sovyetler Birliği Devlet Başkanlığı'nı 1953'e kadar sürdürmüş, 1953'te ölmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında, büyümesinde, saygın bir devlet hâline gelmesinde, Joseph Stalin'in, Sovyet Devleti'nin katkıları anımsanır. Atatürk ile Lenin arasındaki "dostluk", vefâtlarına kadar sürmüş, 20. Yüzyıl'ın çok büyük devrimlerinin gerçekleşmesine yol açmıştır.
Vladimir Lenin, 1924'te ölürken, umutlu değildi. bir dünya savaşının olması muhtemeldi. Lenin, yorulmuş Sovyet Halkları'nın bir dünya savaşına, bir anlamda mahkûm edilmesine çok öfkeliydi.
ama, 1924'te ölünce -bir suikâst ile!-, Joseph Stalin, Sovyetler Birliği Devleti'nin tüm unsurlarını meydâna getiren bir liderlik dönemi yaşadı. 1927'lerde "tarımın kollektifleştirilmesi"ne, 1935'lerde "siyasî temizlik"e, 1930'larda Komintern'e, 1936'da Sovyet Anayasası'nın kabûl edilmesine, 1940'larda dünya savaşının kazanılmasına liderlik yaptı, Joseph Stalin.
9 Mayıs 1945'ten kalmış gaziler, 9 Mayıs 2009'da, Moskova'da Kızıl Meydan'da toplandılar. Rusya Başkanı Medvedev, Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Rusya Genelkurmay Başkanı, gaziler, şehitlerin aileleri, Rusya Yurttaşları biraraya geldiler.
önümüzdeki yılların nasıl yaşanacağını, Rusya'yı anlamadan bilmek ya da sezmek mümkün değildir.
SİNAN ÖNER
Rusya Federasyonu'nda törenler yapıldı, şehitler anıldı, gaziler selamlandı.
Almanya, Adolf Hitler'in Nazizm Akımı'ndan 1945'te kurtulmuştur.
Adolf Hitler, tüm dünya'yı Nazileştirme'yi amaçlamıştı. milyonlarca insanın kurban edildiği bir dönemde, Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri işbirliği yaptılar, Japonya'nın saldırgan politikalarını yenmek de, ancak bu "ittifak" ile mümkün olmuştur.
Joseph Stalin, 9 Mayıs 1945'in lideri idi.
9 Mayıs, aynı zamanda, Avrupa Birliği'nin kutladığı "özel bir gün".
Joseph Stalin, Sovyetler Birliği Devlet Başkanlığı'nı 1953'e kadar sürdürmüş, 1953'te ölmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında, büyümesinde, saygın bir devlet hâline gelmesinde, Joseph Stalin'in, Sovyet Devleti'nin katkıları anımsanır. Atatürk ile Lenin arasındaki "dostluk", vefâtlarına kadar sürmüş, 20. Yüzyıl'ın çok büyük devrimlerinin gerçekleşmesine yol açmıştır.
Vladimir Lenin, 1924'te ölürken, umutlu değildi. bir dünya savaşının olması muhtemeldi. Lenin, yorulmuş Sovyet Halkları'nın bir dünya savaşına, bir anlamda mahkûm edilmesine çok öfkeliydi.
ama, 1924'te ölünce -bir suikâst ile!-, Joseph Stalin, Sovyetler Birliği Devleti'nin tüm unsurlarını meydâna getiren bir liderlik dönemi yaşadı. 1927'lerde "tarımın kollektifleştirilmesi"ne, 1935'lerde "siyasî temizlik"e, 1930'larda Komintern'e, 1936'da Sovyet Anayasası'nın kabûl edilmesine, 1940'larda dünya savaşının kazanılmasına liderlik yaptı, Joseph Stalin.
9 Mayıs 1945'ten kalmış gaziler, 9 Mayıs 2009'da, Moskova'da Kızıl Meydan'da toplandılar. Rusya Başkanı Medvedev, Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Rusya Genelkurmay Başkanı, gaziler, şehitlerin aileleri, Rusya Yurttaşları biraraya geldiler.
önümüzdeki yılların nasıl yaşanacağını, Rusya'yı anlamadan bilmek ya da sezmek mümkün değildir.
SİNAN ÖNER
Thursday, May 7, 2009
Antalya'ya Ruslar Gelmeli!
Ruslar'ın Antalya'da yatırımları olduğunu basın yazmıştı.
ne ölçüde yatırımları var Ruslar'ın, bilmiyorum.
Antalya, "turizm coğrafyası" açısından da, "siyasî coğrafya" açısından da, "askerî coğrafya" açısından da, çok "kritik" bir mevkide. aynı zamanda, "jeolojik bir merkez", deprem muhtemel.
Antalya'nın bir üniversite, eğitim kenti olması için de çabalar harcandı. zaten, Belediye Başkanlığı'na, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Profesör Mustafa Akaydın seçildi. Antalya, CHP'nin de, DYP'nin de, "kalite"sini yükseltmek istediği bir kent.
Rusya, Antalya'dan vazgeçmesin. ama, Ruslar'a iltifât eden bir Türkiye şart! Ruslar'a küfretmeyen bir hükümet şart, Ruslar'a sempati besleyen bir Antalya şart!
SİNAN ÖNER
ne ölçüde yatırımları var Ruslar'ın, bilmiyorum.
Antalya, "turizm coğrafyası" açısından da, "siyasî coğrafya" açısından da, "askerî coğrafya" açısından da, çok "kritik" bir mevkide. aynı zamanda, "jeolojik bir merkez", deprem muhtemel.
Antalya'nın bir üniversite, eğitim kenti olması için de çabalar harcandı. zaten, Belediye Başkanlığı'na, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Profesör Mustafa Akaydın seçildi. Antalya, CHP'nin de, DYP'nin de, "kalite"sini yükseltmek istediği bir kent.
Rusya, Antalya'dan vazgeçmesin. ama, Ruslar'a iltifât eden bir Türkiye şart! Ruslar'a küfretmeyen bir hükümet şart, Ruslar'a sempati besleyen bir Antalya şart!
SİNAN ÖNER
7 Mayıs 2009'da Merhaba!
Siyaset'in gittikçe "muhalefet"e bağlandığı bir dönemde merhaba!
Türkiye'de, 29 Mart 2009'daki belediye seçimlerini CHP, MHP, DTP kazandılar. muhalefet çevreleri, belediyelerde güçlendiler, halk desteğini aldılar. hükümet çevreleri, bölündü, birbiri ile uyumsuz bir yapılaşma içinde olduklarını seçimlerde bir kez daha farkettiler. dünya siyaseti, Türkiye'den pek izlenemiyor. ama, izlendiği kadarı ile, dünya siyaseti'nde bir durgunlaşma var. Irak, gündemde değil. Pakistan'da Bhutto öldürülünce, demokrasi de zedelendi. Latin Amerika'da kriz var.
SİNAN ÖNER
Türkiye'de, 29 Mart 2009'daki belediye seçimlerini CHP, MHP, DTP kazandılar. muhalefet çevreleri, belediyelerde güçlendiler, halk desteğini aldılar. hükümet çevreleri, bölündü, birbiri ile uyumsuz bir yapılaşma içinde olduklarını seçimlerde bir kez daha farkettiler. dünya siyaseti, Türkiye'den pek izlenemiyor. ama, izlendiği kadarı ile, dünya siyaseti'nde bir durgunlaşma var. Irak, gündemde değil. Pakistan'da Bhutto öldürülünce, demokrasi de zedelendi. Latin Amerika'da kriz var.
SİNAN ÖNER
Subscribe to:
Posts (Atom)