Tuesday, June 30, 2009

"Mayın Tartışması"na Ne Oldu?

"Mayın tartışması"na ne oldu?
Orgeneral İlker Başbuğ'un tartışmayı sona erdirdiğini sanıyorum!
zaten, "mayın tartışması"nın, "kara mayınlarının temizlenmesi" ile de, "mayın tarlaları" ile de, "mine"ler ile de, "Mine"ler ile de bir bağlantısı olduğunu yazmıştım!
bazı "âmirler"in "mine"lere de, "Mine"lere de "iştâhlandığı"nı da yazmıştım.
bu "âmirler"in hepsi "polis âmiri" değildir, türlü devlet dairelerinde "yükselmiş" ya da "yükseltilmiş", sosyal ödevlerini ihmâl eden "âmirler"dir.
"Mayın Tarlası" diye bir müzik filmi yapmış, "kız müzisyen" Şebnem Ferah'ı da sormuştum! acaba, Şebnem Ferah'a ya da Şebnem Ferah'ın "mine"lerine mi "iştâhlanmışlar"? Şebnem Ferah dinleyicilerinin yanıtlarını keşfetmesi gereken bir soru!
"Prenses Diana"dan bahsetmiştim, acaba bir "kız"a bir "suikâst" mi düşünülmekteydi?
"Metin Deniz"den bahsetmiştim, "Mine Deniz'i mi tehdit ediyorlar?" diye sormuştum!
"Mebûse Tekay"dan bahsetmiştim, "Mebûse"yi tehdit edenlere, "Mebûse'yi öldürmeyin!" diye yazmıştım. acaba, Avukat Ergin Cinmen'i "Mine" filminin bir karakteri mi sanıyorlar diye, sormuştum!
"Nabi Yağcı"dan bahsetmiştim, Deniz Baykal'ın "mayın tartışması"na neden katıldığını tartışmak gereğini vurgulamıştım! "Taraf" Gazetesi Yazarı Nabi Yağcı'nın "uyarıcı" makalelerinin neden iyi okunmadığını, Nabi Yağcı'nın Başkanlığı'nı yaptığı TÜSTAV üyelerine de sormuştum!
"mayın tartışması"nın daha başka "uzantı"larını tartışmak gerekir.
konu, Suriye sınırındaki "mayın"lardan ibâret değildir. herhâlde, Doktor Devlet Bahçeli'nin konu'ya duyduğu çekingenliğin bir nedenidir bu. Suriye'nin neden tartışıldığını da düşünmeli, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın eşi Esma Esad'a yönelik bir tehdit mi, gündeme getirildi?
bu sayfada yayınladığım ya da adlarını andığım yurttaşların, gereken önlemleri alacağını da görmeliyim! hiç bir satırımı unutmam mümkün değil!
"âmirler"in eğitilmesi, aynı zamanda, "âmirler"in "hizâ"ya gelmesidir, Anayasal, yasal mevkilerinin sınırları içinde yaşamalarıdır, herhângi bir istismârdan uzaklaşmalarıdır.
"âmirler"in bazıları ile sohbetlerim de olmuştur geçmişte.
sorular sormakta, soruşturmalar talep etmekte, bazı gerçeklerin ilân edilmesini önermekte haklı olduğumu da biliyorum.
SİNAN ÖNER

İtalya'nın "Dert"leri!

İtalya, 1990'lardan beri bir "siyasî kriz"in "dekor"u.
"temiz toplum" soruşturmaları, Savcı Di Pietro'nun "Mafia soruşturmaları", İtalyan Sosyalist Partisi'nin lideri Bettino Craxi'nin hapsedilmesi, İtalyan Sosyalizmi'nin yozlaşmışlığının, yolsuzluklara batmışlığının fark edilmesi, ama İtalyan Komünistleri'nin -başta, Cumhurbaşkanı Napolitano'nun!- "temiz toplum"a yönelik siyasî faâliyetleri, İtalyan kapitalistleri arasında "Berlusconi Akımı"nın kabûl görmesi, İtalyan Ordusu'nun "Irak Harekâtı"nda ABD ile "müttefik" olması, "siyasî uzlaşma" yönünde, İtalyan Sosyal Demokratları'nın -Romano Prodi'nin!- faâliyetleri, İtalya'nın "kriz"inin ne kadar derinlerde, ne kadar ciddî, ne kadar yaygın olduğunu gösteren bir "tarih".
İtalya, bir "Babalar Ülkesi", elbette, "Mafia" değil mesele, Vatikan Cumhuriyeti'nin Roma çevresinde olması, "Kilise Babaları"nın dünya'ya yayılmış gücü, "Mason" örgütlenmelerinin İtalya'da merkezlenmesi, İtalya'nın "İşçi Komünizmi"nin merkezi olması, İtalyan Köylüleri'nin tarihsel gücü. hepsi, İtalya'yı "Babalar Ülkesi" kılmakta.
"kriz", İtalya ile kalmamıştı!
Arnavutluk, Yunanistan, Cezayir, İspanya, "kriz"in yayıldığı bazı ülkelerdi.
İtalya, "dert"lerin biriktiği, tartışıldığı, zararlarının yayıldığı bir ülke.
İtalyan Halkı'nın nasıl bir halk olduğunu tarih yazıyor, ama, gelecekte nasıl yaşayacağını hâlâ bilmiyoruz.
SİNAN ÖNER

Monday, June 29, 2009

Saint Paul'u Anmak

Tarsus'ta, Saint Paul, törenlerle anılıyor.
Mersin Valisi Hüseyin Aksoy'un liderliğinde, Vatikan'ın, Almanya Büyükelçiliği'nin, Ermeni Patrikliği'nin, Süryâni Kilisesi'nin, Yahûdi Cemâati'nin katılımları ile, bir Saint Paul'ü Anma Paneli yapıldı.
Saint Paul, Hazretî İsâ'nın "İncil"de anlattıklarını yaymak amacı ile, Anadolu'yu gezmiş, Akdeniz Adaları'nı gezmiş, Antik Yunanistan'da, Roma'da faâliyetler yapmıştı.
Saint Paul'un yazdıkları, 2000 yıldır, okunuyor, Kilise'lerde, Havra'larda, Câmi'lerde, Saint Paul anılıyor.
Tarsus'ta doğup yetişmiş Saint Paul, Yahûdi kökenliydi.
Vatikan Büyükelçisi, Saint Paul'u Anma Paneli'nde kısa bir açılış mesajı iletti izleyicilere. Papa Benedictus 16'nın Türkiye'deki temsilcisi, Saint Paul'ün önerdiklerinin hâlâ geçerli olduğunu söyledi. Almanya Büyükelçisi de, Almanya Tarihi'ndeki "reformasyon" süreçlerini hatırlattı, Saint Paul'ün yazdıklarının, "reformasyon"a katkılarına göndermeler yaptı.
Saint Paul'ün yaşadığı dönemden bugüne, Tarsus'ta, bir Saint Paul Kilisesi, bir Saint Paul Kuyusu var. Saint Paul'ün yaşadığı ev de, Tarsus'ta korunuyor.
SİNAN ÖNER

Başkan Medvedev, Bakû'de!

Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Afrika Gezisi'nin ardından, Kafkasya'ya, Azerbaycan'ın başkenti Bakû'ye uğramış, Başkan İlham Aliyev'in misafiri olmuş.
Medvedev'i biraz kıskanmaya başladım ben de!
ama, bu, Rusya yöneticilerine, dünya'yı dolaşırkenki davranışları nedeni ile sempâti'yi de içeren, "pozitif kıskançlık", bir tür "gıpta".
Medvedev'i, "negatif" anlamda kıskananları, elbette Rusya yöneticileri saptarlar, gereken bilgileri toplarlar. geçmişte, Sovyet yöneticileri, dünya'daki "anti Sovyet" veyâ "anti Marxist"leri saptama faâliyetlerini çok ciddiye alırlardı!
Azerî Başkan İlham Aliyev, Rusya'nın iyi bir "müttefik"i olduğu gibi, Batı'nın da güvendiği bir devlet adamı.
Hazar'ın kıyılarında, Rusya yöneticileri ile Azerî yöneticileri, herhâlde, çok doğru politikalar formüle ederler.
"Bahri Hazer"in dalgalarının sesleri ile, belki de, Nâzım Hikmet Ran'ı anarlar!
SİNAN ÖNER

Sunday, June 28, 2009

Genelkurmay'ın "Siyaset"i

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, kamuoyu'nu bilgilendirdi, Genelkurmay Başkanlığı'nın "siyaset"ini açıkladı!
"darbe" tartışmaları, elbette ciddî değil. ama, Genelkurmay Başkanlığı'nın daha "etkin", "kararlı", "güçlü" olmasına yönelik talepler, ciddî. askerlerin maaşlarından subayların eğitimine, General'lerin sıhhâtinden kuvvet komutanlıklarının birbiri ile uyumlu kılınmasına, bir sürü mesele var!
Orgeneral İlker Başbuğ, haklı olarak, basın'ı, siyasî çevreleri, iş çevrelerini eleştirdi. Genelkurmay Başkanlığı'nın "manevî şahsiyeti"ne yönelik tehditleri, tâcizleri, saldırıları eleştirdi, herkesi uyardı!
Genelkurmay Başkanlığı'nın "siyaset"inde, "değiştirilmesi mümkün olmayan" unsurlar olduğunu vurguladı, Orgeneral İlker Başbuğ.
bu açılardan, yerinde bir "bilgilendirme" idi, Genelkurmay Başkanlığı'nın "bilgilendirme"si.
Millî Güvenlik Kurulu'nun, daha "dinamik", daha "etkin", daha "ciddî" olması için, Genelkurmay Başkanlığı'nın harekete geçeceğini de, Orgeneral İlker Başbuğ söylemiş. basın'daki izlenimler bu yönde.
Türkiye Cumhuriyeti'nin dünya'da "itibâr sorunu" yaşaması da, Orgeneral İlker Başbuğ'un bir "sorun"u.
"darbe", "belge" gibi "kelimeler"in taşıyamayacağı gerçekler vardır, bu gerçekler birikir de.
bu yüzden, Genelkurmay Başkanlığı'nın "siyaset"ini iyice izlemek gerekiyor.
SİNAN ÖNER

Michael Jackson'a Vedâ

Amerikalı müzisyen Michael Jackson'un öldüğüne hâlâ iknâ olmadım, Batılı "medya"nın bir "oyun"u mu diye soruyorum, ama, "haberler", Michael Jackson'a vedâ mesajları ile yazılıyor, ben de, Michael Jackson'a vedâ ediyorum.
Michael Jackson'u, sanırım, 1980'lerde dinlemiştim ilk kez.
"deneysel müzik" alanında, Amerikalılar arasında liderliği almasını, Amerika'ya çok uzak bir ülke'den izledim.
Michael Jackson, sürekli üreten bir müzisyen'di, bu yüzden "taklitçi"leri de az değildir. ama, "zenci"lerin "taklit edilemezliği"nin bir örneği de, Michael Jackson idi.
Michael Jackson, 1968'lerin Elvis Presley'inden, daha önceki yılların "Blues"ına, "Jazz Denemeleri"ne, Latin Amerikalılar'ın "deneysel doğaçlama müzik"lerine, Batı Müziği'nin tarihsel bestelerine, pek çok müzik geleneğinden yararlanmıştı.
ama, Michael Jackson, "şahsî müzik" alanında, 1980'lerden 1990'ların sonuna kadar, dünya "müzik piyasası"na yayılmış, tek kişiydi.
televizyon, sinema denemeleri de, ilginç idi, Michael Jacskon'un; video müzik filmlerini, tüm dünya izledi.
Michael Jackson'un tüm eserlerini, elbette, dinlemedim. kardeşi Janet Jackson da müzisyendir. bazı denemelerini izlemiştim.
Michael Jackson dinleyicilerinin, bu erken vefât'ı nasıl algıladıklarını bilmiyorum. herhâlde, uzun bir süre, Michael Jackson'un öldüğünü kabûllenmeyiz.
Amerikalı okurlarıma başsağlığı dilerim.
SİNAN ÖNER

Saturday, June 27, 2009

"Mollalar"ın İflâsı!

İran'da, "mollalar" iflâs ediyor!
ABD'nin "zenci" Başkanı Barack Obama'nın Almanya Başbakanı Angela Merkel'i ziyâretinde, İran'daki "kriz" tartışılıyor.
İran Seçimleri, güyâ, Mahmud Ahmedinejad'ın Başkanlığı'nı güçlendirdi.
ama, görülüyor ki, öteki adaylar'a baskılar yapılmış, tutuklamalar, saldırılar yoğunlaşmış.
basın'daki haberler böyle.
ama, ABD yöneticileri de, İran'a yönelik kaygılarını iyice vurguluyorlar!
İran'da, "mollalar"ın iflâs ettiğini, Ayetullah Ali Khamaney'in Batı Basını'ndaki "poz"larından da anlıyoruz.
Ayetullah Ali Khamaney, ciddî bir devlet adamı olduğu hâlde, nasıl olur da, bir "medya karakteri"ne dönüşür, merâk ediyoruz!
yazık ki, Batı, dürüst değil.
ama, İran'ın dürüst olmadığı bellidir.
Ayetullahlar, "mollalar"ın iflâsını biliyorlar, ama, İran'ın, İslâm Devrimi'nden iyice uzaklaşmasının, "mollalar" dışında, başka nedenlerini, herhâlde tartışıyorlar.
"mollalar"ın iflâsına sevinmek doğru değil. ama, İran gibi tarihsel bir merkez'in, artık modern bir İslâm Devleti, demokrasi ile, sosyal devlet ilkeleri ile, modern hukuk normlarının gerçekleştirildiği bir ülke olmasına duâ edelim!
Ayetullah Ali Khamaney'i de, aklını toplaması için uyaralım, Bağdat'da biraz "mutezile" okuması için, Irak Cumhurbaşkanı Celâl Talabanî'den yardım isteyelim!
SİNAN ÖNER

Necip Mahfuz'u Anmak (2)

Mısır'ın Nil Nehri, dünya'nın en geniş olduğu gibi, en uzun nehirlerinden biridir. Mısır'ın Güney'indeki topraklarda, Nil Nehri vardır.
Nil Nehri'nin çevresindeki "tarım alanları"nın nasıl meydâna geldiği, bir tarih konusu idi. Nil Çiftçileri, dünya'da "tarım"a liderlik yapmış çiftçilerdir. Necip Mahfuz, Nil Çiftçileri'ni anlatmaktan biraz çekinmişse de, Nil Nehri'ne adamıştır eserlerini.
Mısırlı İktisâtçı Samir Amin de, Nil Nehri'nin çevresindeki "üretim alanları"nın tarihini yazmakta ustalaşmış bir bilim adamı'dır.
Samir Amin de, Necip Mahfuz da, Nâsır Devrimi'nin, Mısır Halkı'na yararlarını vurgulamış yazarlardır.
Samir Amin, Mısır'ın Sovyetler ile yaptığı anlaşmaların tarihsel anlamının zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacağını yazar.
Necip Mahfuz, aynı zamanda bir İslâm Tarihçisi idi. modern İslâm'ın, Mısır'da nasıl yaşandığını raporlaştırmış bir devlet adamı idi, Necip Mahfuz.
Mısır, General Enver Sedat Dönemi'nde, ABD ile, İsrail ile, "Camp David Anlaşması"nı imzalamış, Filistin Sorunu'nun dünya'ca tartışılmasında liderlik yapmıştı.
General Enver Sedat, bir "suikâst"e kurban gidince, Mısır Cumhurbaşkanlığı'na Hüsnü Mübarek seçildi. Hüsnü Mübarek, Nâsırcı bir geçmiş'ten gelmekteydi, gençken, Sovyet Kırgızistanı'nda "askerî pilotluk" eğitimi almış bir subay'dı.
Hüsnü Mübarek'in, Mısır'da neredeyse 30 yıldır bir "sosyal uzlaşma" sağladığı malûm.
Necip Mahfuz da, Hüsnü Mübarek ile tümüyle uyuşmasa da, bir "uzlaşma" yapmıştır.
Mısır'da neler olur, Hüsnü Mübarek'in Yönetimi, daha neler başarır, bilmiyoruz.
Nâsır, Samir Amin, Necip Mahfuz gibi daha "eleştirici", Atatürkçü liderler, yine yetişirler mi, merâk ediyorum ben de!
Kahire'deki, İskenderiye'deki, Nil Nehri çevresindeki okurlarımı bu soruyu yanıtlamaya dâvet ediyorum.
SİNAN ÖNER

Medvedev, Angola'da

Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Namibia'nın ardından Angola'yı ziyâret ediyor.
Kremlin, Medvedev'in Angola ziyâretini kıymetlendirmiş, resmî sayfalarında, Medvedev'in Angola Gezisi'nin fotoğraflarını yayınlamış.
Angola Cumhurbaşkanı Jose Eduardo De Santos'un, Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'i çok iyi ağırladığı izleniyor.
Angola, Sovyetler Birliği'nin de iyi bir "müttefik"i idi.
şimdi, yıllardır, Rusya, Angola'ya yardım ediyor. Angola da, Afrika'nın lider ülkelerinden biri olarak, Birleşmiş Milletler'de, Rusya'yı destekliyor.
Angola Gezisi, dün sona ermiş, Medvedev'in.
böylece, Rusya'nın "2009 Afrika Gezisi", sona ermiş oldu.
Mısır'dan başlayıp, Angola'da De Santos'un ağırlaması ile nihâyetlenen Gezi, Rusya ile Afrika Devletleri'nin siyasî, sosyal, iktisâdî, kültürel, askerî ilişkilerinde büyük bir aşama idi; Rusya Cumhurbaşkanlığı, Afrika ülkelerine gösterdiği nezâket ile tarih'te yerini alıyor.
SİNAN ÖNER

Necip Mahfuz'u Anmak (1)

Geçenlerde, bir kitabevi'nde Necip Mahfuz'un kitaplarına rastladım!
Mısır'ın "millî yazar"ı NecipMahfuz, İsveç Kraliyet Akademisi'nin Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştı.
Kahire'yi anlatan "Midak Sokağı" romanı, Türkçe'de çok okunmuş, sonra da öteki romanları yayınlanmıştı.
"Midak Sokağı"nı okurken, insan ürküyor.
Kahire'nin, "Cemal Abdül Nâsır Devrimi"nden önceki koşullarını, ilişkilerini, sorunlarını, "Midak Sokağı"nda anlatmış, Necip Mahfuz.
"Midak Sokağı", Mısır Halkı'nın birbirine nasıl düşmanlaştırıldığını, birbirine kötülük yapmayı nasıl alışkanlık edindiğini, birbirine zarar vermeye nasıl mahkûm edildiğini anlatan bir roman. Necip Mahfuz, Mısır Halkı'nın "dilencileştirilmesi"ne isyân ediyor, "Midak Sokağı"nda!
"dilenci" yapılması için, kadınlı erkekli, Mısır yurttaşlarının, Kahire'nin "gizli" sokaklarında, nasıl sakat edildiklerini, kollarının, bacaklarının, ayaklarının, kafataslarının nasıl kırıldığını, nasıl belkemiklerinin kırıldığını anlatır, Necip Mahfuz.
Necip Mahfuz, Nâsır Devrimi'ni yapmış Mısır Ordusu'na, Nâsırcı subaylara, Atatürkçü Mısırlı siyasetçilere, "Midak Sokağı"nın kaderini değiştirdikleri için duâ eden bir romancıdır!
Nâsır Devrimi ile, Mısır Halkı, tarihsel şahsiyetini kazanmış, dünya halklarına da liderlik yapmış, "dilencilik"ten "üreticilik"e geçmiş bir halk.
Nâsır, Sovyetler Birliği'nin de desteği ile, Nil Nehri kıyılarında büyük barajlar yapmış, Mısır'ın genç yurttaşlarına, Nil çevresinde tarım yapmayı, barajlarda işçilik yapmayı, Kahire'de, İskenderiye'de öğretmenlik yapmayı öğretmiş bir General'dir.
Mısır Halkı, Necip Mahfuz'un da liderliği ile, bir "kültür devrimi" yaptı.
İslâm'ın istismâr edilmediği, Mısır Tarihi'nin korunduğu, "kolonicilik"e teslim olunmadığı bir Mısır yaratılmasında, Necip Mahfuz'un liderliği vardır.
"Midak Sokağı"nın yazarı, Mısır'lı yazar Necip Mahfuz'u anmalıyız.
SİNAN ÖNER

Friday, June 26, 2009

Lev Tolstoy'u Anmak (2)

Lev Tolstoy'un eserleri arasında, "Savaş ve Barış"ın yeri farklıdır. Türkçe'de, daha Atatürk hayattayken, "Harp ve Sulh" adı ile yayınlanmıştı, Lev Tolstoy'un "Savaş ve Barış" romanı, Hasan Âli Ediz'in çevirisi ile. Hasan Âli Ediz, Nâzım Hikmet Ran gibi iyi Rusça biliyor, Rus Edebiyatı'nın bir sürü eserini Türkçe'ye çeviriyor idi.
Lev Tolstoy, "Savaş ve Barış"ta, 19. Yüzyıl'ın Rusya "societe"si ile Batı devletlerinin "militer imperialism"inin ilişkilerini, çatışmalarını, etkileşimlerini tartışır. "Savaş ve Barış", 2000 sayfa kadar hacimli bir roman'dır. Lev Tolstoy, roman'ın "tarihyazımı" bölümlerini de ustaca yazmıştır. Lev Tolstoy'un 2000 sayfa kadar hacimli "Savaş ve Barış"ında binlerce karakter, binlerce "durum", binlerce "diyalog", binlerce konu yer almış, Rusya Halkı, Rus Çarlığı yıllarında olduğu gibi, Sovyet Dönemi'nde, "Savaş ve Barış"ın öğrencileri olmuştur.
Lev Tolstoy, Rus tarım feodâllerinden biriydi, ama, şehirleşmiş kapitalistleri, yoksul köylüleri, yozlaşmış bürokrâtları, "ihtilâl" peşindeki soylu prensleri, Batılılaşmayı seçmiş Asyalı okumuşları, "Savaş ve Barış"ta iyice tartışır, Rusça, Almanca, Fransızca, İngilizce gibi dillerin yardımı ile, 19. Yüzyıl'daki insanlaşma sürecini romanlaştırır.
Lev Tolstoy'un bir tezi de, Hazretî İsâ'nın "diriliş" tezidir. Hazretî İsâ, "bir gün mutlaka" dirilir, dünya'yı, İncil'in ilkelerine göre yapılandırır. tüm halklar, Hazretî İsâ'ya muhtaçtırlar. Hristiyân Ermişi Lev Tolstoy, zenginliğin bir günâh olduğunu bilir, ama, çok zengin olduğunun da farkında bir toprak sahibi'dir. "günahkâr" olduğunu düşünmez Lev Tolstoy, ama, sosyal durum'un günahları beslediğini öne sürer, sosyal gerçeği eleştirir. "Sovyet eşitlikçiliği"nin tarihsel temellerinde, Lev Tolstoy'un eserleri de vardır. Lev Tolstoy, "eşitlikçi" olmasına rağmen, siyasî azınlıkların yapacağı devrim ya da ihtilâl girişimlerinin yetmezliğini, amaca uymazlığını, veyâ kusurlarını da anlatır. Vladimir Lenin'in yazdığı gibi, Lev Tolstoy, "Rus Devrimi'nin Babası"dır, Rus Devrimcileri'ni tedâvi eden bir "Doktor", bir "Râhip", bir "Şâir"dir, Lev Tolstoy.
SİNAN ÖNER

BDDK'ya Neler Oldu?

Dünya kredi pazarında neler oluyor?
geçen yıllarda yaşanan krizlerin sonuçları nelerdir?
borsa krizlerinin, sanayi'de, ticâret'te, eğitim'de neler getirdiğini sormalıyız!
IMF ile bazı ülkeler arasındaki sorunlar, hângi aşamada çözülmektedir?
"iktisât" ilkeleri açısından, geçinme imkânlarının sosyal gerçekleşme yollarını acaba yeniden mi tartışmalıyız?
Türkiye gibi, "kandırma"ya, "aldatma"ya, "bilim dışı sapma"lara eğilimli ülke pazarlarında, köylülerin, işçilerin fedakârlıkları dışında "tutunacak bir dal" da görünmüyor. sanayiciler, sanayileşmekten usandılar. eğitimciler, eğitmekten usandılar. tarımcılar da, tarlalarına ne ekeceklerine bir türlü karar vermiyorlar, kâh şöyle, kâh böyle! ama, çoğunda aynı sorunlar.
kredi sorunları kadar, yatırım kârlılığına yönelik kuşkular. arz ile talep arasındaki uyum'un ne durumda olduğunu da merâk ediyoruz.
Ecevit Hükümeti sırasında yaşanan krizde, Bankalar iflâs etmiş, Bankacılık alanını reforme etmek amacı ile BDDK'ya bazı misyonlar biçilmişti. BDDK, Erdoğan Hükümeti'nde yozlaştırıldı, tesirsiz kılındı, neredeyse yok edildi.
ama, bankacılık diye bir olgu var!
binlerce yıldır, bankalar var dünya'da.
Türkiye'de, modern bankalar, Atatürk Dönemi'nde kurulmuş idi.
şimdi, banka girişimleri yok edildi. mevcût bankaların nasıl yaşadığını da bilmek mümkün değil.
IMF'nin önerileri nelerdi? unutulmuştur.
Batı ile bütünleşmek isteyen siyasî merkezler, Türkiye'de iyice güçsüzleşirken, Asya ülkeleri de, Türkiye'den uzaklaşıyorlar.
bir "sosyal demokrat hükümet dönemi", herhâlde önümüzdeki tek gerçekçi seçenek. işçilerin, köylülerin, eğitimcilerin, işsizlerin desteğini kazanan bir "sosyal demokrat hükümet", banka girişimlerinin reforme edilmesini sağlar.
SİNAN ÖNER

Thursday, June 25, 2009

Frederic Mitterand, Bakan Oluyor

Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, Fransa'nın Eski Cumhurbaşkanı Francois Mitterand'ın yeğeni Frederic Mitterand'ı Bakan yapmış!
www.worldpress.com adresinde, Sarkozy'nin Bakan yaptığı Mitterand'ı anlatan bazı gözlemler yer almış.
Francois Mitterand, dünya tarihi'nin en ilginç siyasetçilerinden biriydi, 20. Yüzyıl'ın örnek sosyalist liderlerinden biridir, Francois Mitterand.
Fransa Sosyalist Partisi'nin yıllarca liderliğini yapmıştı, Francois Mitterand.
Frederic Mitterand'ın, Fransız Muhafazakârları'na sempati beslediği izleniyor. Nicholas Sarkozy'nin muhafazakârlığı, elbette, sosyalist ya da yenilikçi unsurlar da taşımakta.
Frederic Mitterand'ı kutlarım, Daniella Mitterand'ı da, saygı ile selâmlarım. Daniella Mitterand, bazı Türk yurttaşlarının tepkilerini almış bir lider ama, dünya siyaseti'ne katkıları az değildir. Daniella Mitterand, "Fransa'nın Rahşan Ecevit'i"dir. Frederic Mitterand, herhâlde, Bakanlığı sırasında, Daniella Mitterand'a yardım eder.
SİNAN ÖNER

Medvedev, Namibia'da!

Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Afrika Gezisi'ni çok kısa bir süre'de gerçekleştiriyor.
Medvedev, şimdi, Namibia'da.
Namibia Cumhurbaşkanı Hifiskepunye Pohamba'nın misafiri olarak, Namibia'nın başkenti Windhoek kentini ziyâret ediyor, Medvedev. Medvedev, yarın da, Angola'ya geçiyor.
Başkan Pohamba'nın Afrika Siyaseti'ni, yazık ki, bilmiyorum. Namibia Tarihi'ni biraz çalışmıştım ama, yıllardır, Afrika'ya gidemediğim için, Namibia Tarihi de, öylece kaldı.
ama, Namibia'nın Tarihi devâm ediyor, sona ermedi.
Namibia, Afrika'nın coğrafî açıdan "şanslı" ülkelerinden biridir, Güney Batı Afrika'da, Güney Afrika Cumhuriyeti'ne komşu bir ülke. nüfûsunun çoğu, "zenci"dir, Namibia'nın.
Rusya, Namibia'ya, Sovyet Dönemi'nde, daha çok yatırım yaptı, Namibia'nın "koloni" geçmişinden kurtulmasında, daha modern bir siyaset'e kavuşmasında, çevre ülkeleri ile, dünya ile, daha iyi ilişkiler kurmasında, Sovyet hükümetlerinin de katkıları vardır.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Namibia Gezisi ile, Moskova'nın siyaset alanını genişletiyor.
SİNAN ÖNER

Lev Tolstoy'u Anmak (1)

Rus Yazar Lev Tolstoy, 1910'da vefât ederken, 90 yaşını geçmiş, binlerce sayfa yazmış, tüm ülkelerde kitapları yayınlanmıştı.
Lev Tolstoy'u anmakta yarar var!
"Kazaklar", "Kroyçer Sonat", "Anna Karenina", "Savaş ve Barış", "Hacı Murat" gibi eserleri, Türkçe'ye çevrildi.
Tolstoy, romancı idi. öyküler, denemeler, şiirler de yazmıştır Tolstoy ama, gerçek ustalığı roman yazmakta idi.
Tolstoy, çok geniş topraklara sahip bir "toprak ağası" idi. binlerce dönüm arazîsi vardı, Tolstoy'un. köylüler, Tolstoy'un çevresinde yaşadılar.
Rus Köyü'nü, Rus Şehri'ni bildiği gibi iyi bilmekteydi, Lev Tolstoy, üstelik, köylerde olduğu gibi şehirlerde, çok farklı yaşantılardan geçmiş, iyi bir politikacı, iyi bir Hristiyân, iyi bir Tarihçi olarak, tüm Rusya'yı temsil eden bir adam idi. Rus Çarları, Lev Tolstoy'u hapsetmekten ya da sürgüne göndermekten, hep kaçındılar! Çarlar, Lev Tolstoy'un düşünceleri ile, eserleri ile, tezleri ile uyuşmasalar da, Tolstoy'u dünya'ya taşıdılar. Lev Tolstoy'un, Rusya Bilimler Akademisi'ne üyeliğini de, Rus Çarları onayladılar.
Lev Tolstoy'u anmakta yarar var, ama, Lev Tolstoy'u anlatmak, mümkün değil. yazdıklarını okumak gerekir, Tolstoy'un. özellikle de, "Savaş ve Barış"ı okumadan, tarih'i anlamak da mümkün değildir.
Lev Tolstoy, 90 yaşlarında, bir istasyon'da vefât ederken, yalnız bir insan değildi. Tolstoy'un karısı Sophia Tolstoy, Tolstoy'un cenâze törenlerini, Rus Çarlığı'nın yöneticileri ile berâber gerçekleştirdi. "Lev Tolstoy Müzesi" açıldı. romanları yayınlandı. 1905 Devrimi'nin bir karşıdevrim'e dönüşmesinin getirdiği bunalım atmosferi, Lev Tolstoy'un cenâzesinde aşıldı. 1917 Ekim Devrimi ile ilân edilen Sovyetler Birliği, Lenin'in liderliğinde, Lev Tolstoy'un tüm yazdıklarını yayınladı.
SİNAN ÖNER

Wednesday, June 24, 2009

Muammer Kaddafi'nin "Afrika Birliği" Önerisi

Libya Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi, geçen yıllarda, bir "Afrika Birliği" önerisi getirdi. bir "Afrika Birliği" var, ama, Muammer Kaddafi'nin önerisi, biraz daha iyi işlenmiş bir öneri idi!
Afrika, sanılandan çok daha büyük bir kıta'dır.
ben de, Afrika'yı, hep, "tek bir ülke" gibi hissederdim. ama, gerçek koşullar böyle değildir. onlarca Afrika ülkesi, birbirinden farklı tarihler yaşıyor. Afrika ülkelerini birbirinden uzaklaştıran, ayıran, bölen, soğutan unsurlar vardır. bu unsurların bazıları, coğrafî, bazıları tarihsel, bazıları kültürel, bazıları siyasî, bazıları ekonomik.
ama, Libya Lideri Muammer Kaddafi, "Afrika Birliği" önerisinin "gerçekçi" bir öneri olduğunu vurgulamaktaydı. Afrika'da, "kolonicilik tarihi" yaşamış bazı devletler de, Libya Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi'nin "Afrika Birliği" önerisini desteklediler. Fransa, İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda, Portekiz, Brezilya gibi devletler, "Afrika Birliği" önerisinin tüm unsurlarını aynı ölçüde desteklemeseler de, Libya Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi'nin, "Afrika Birliği"ni önerirkenki gerekçelerini, amaçlarını, "niyet"lerini tartıştılar, "Afrika Birliği" önerisini kıymetlendirdiler.
Rusya Cumhurbaşkanlığı'nın Afrika Gezisi'nde, Afrika halkları arasındaki farklara rağmen, bir "Afrika Birliği Siyaseti"nin geçerli olup olmadığını da sorması, Rusya'nın Afrika devletlerine, bu alanda ne gibi katkılar yapacağını saptaması mümkün.
SİNAN ÖNER

Rusya, Afrika'yı Keşfediyor!


Rusya, Afrika'yı keşfediyor.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Afrika Gezisi'ne, Mısır'dan başladı. önce, "Mübarek mi Moskova'da?" diye ikircimlendim, genelde, Mübarek Moskova'ya gider! ama, sonra anladım ki, Medvedev, Kahire'de. Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Piramitler'i ziyâret etmiş, Mısır'da, herhâlde, daha "tarihsel" bir an yaşadı, Medvedev.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, şimdi de, Nijerya'da!
Nijerya, Afrika'nın "petrol ülkesi". Nijerya, büyük bir ülke, coğrafyası, yaşama koşulları, tarihi, Afrika'yı temsil ediyor.
Rusya ile Nijerya arasında, "enerji anlaşmaları" yapılıyor. Gazprom'un değer biçtiği ülkelerden biri, Nijerya.
Nijerya Halkı ile, geçmişte bir mesâi yapmıştım. Profesör Andrew Jameson'un "Afrika Tarihi" derslerini verirken, Nijerya'yı geçmişte ne kadar sevdiğini hatırlıyorum. Profesör Andrew Jameson, Afrika Tarihi'ni anlamanın, Nijerya Tarihi'ni anlamadan mümkün olmayacağını anlatmaktaydı. Nijerya Tarihi ile ilgili, bazı verileri, Birleşmiş Milletler'in, UNESCO'nun yaptığı "Afrika Serisi"nden öğrenmiştim. ne yazık ki, Nijerya'yı hiç gezmedim, ya da Nijerya'da hiç çalışmadım. ama, romanlarda, şiirlerde, filmlerde, tarih eserlerinde, Nijerya ile mesâi yaptım.
"mesâi" idi yaptığım, çünkü, Nijerya'yı anlamak için okumuş, bazı kıymetli anlarımı Nijeya'ya adamıştım.
Nijerya, öteki Afrika ülkeleri arasında, nedense, bana keder vermiş bir ülkedir. "kabile" gerçeği, "tarih"in yaşanırkenki güçlükleri, Nijerya Halkı'nın "hayat kavgası", Nijerya Devleti'nin devletleşme tarihi, okurken, beni kederlendirirdi.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in Afrika Gezisi, öteki ülkeler ile sürüyor.
herhâlde, Rusya, bu gezi ile, Afrika'da neler olduğunu, Rusya'nın Afrika'daki tarihini, Afrika'nın Rusya'daki tarihini iyice kavramış olur. maddî sözleşmeler yapılırken, Afrika ile Rusya arasındaki "ruhsal" alışveriş de, farklı bir aşamaya gelir.
elbette, hayat sürüyor!
Nijerya açısından, dünya nasıl bir dünya? sormalı. Nijerya Halkı'nın düşünce sistemi, duyuş biçimleri, hassâsiyetleri nasıldır? Nijerya Halkı, geçmişte, bu soruların yanıtlanması için girişim yapmış tarihçileri desteklemiş idi. Rus Tarihçileri arasında, Afrika Tarihi'ne yoğunlaşmış kişilerin çoğalması, bir çok açıdan iyi olur. Nijerya da, Rusya'da, bazı yurttaşlarını eğitmelidir, Rusça'nın öğrenilmesi, Nijerya yurttaşlarının dünya'yı daha iyi yaşamalarını sağlar.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in Afrika Gezisi'nin yarattığı heyecan ile yazdım, Profesör Andrew Jameson'u da saygı ile selâmlıyorum.
SİNAN ÖNER

Medvedev'in Mısır Gezisi

Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in Mısır Gezisi'ne, Kremlin'in internet sayfaları yer vermiş.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile, herhâlde Ortadoğu sorunlarını tartıştı. genelde, bir "dostluk" atmosferi yaratmak amacı ile yapılan bir yaz doruğu.
Hüsnü Mübarek'in Rusya ile ilişkileri çok eski!
Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, gençlik yıllarında, Sovyet Kırgızistanı'nın başkenti Frunze'de, "pilotluk" eğitimi almış, "askerî pilot" olarak Sovyet Ordusu'nda eğitilmiş, sonra da, Mısır Ordusu'nda komutanlıklar yapmış. Mısır'da, "Cemâl Abdül Nâsır Devrimi"nin genç liderleri arasında, Hüsnü Mübarek de vardır.
Kahire ile Moskova, tarihleri süresinde, birbirlerini izlemişler, birbirlerinden yararlanmışlardır.
Mısır, Afrika Sosyalizmi'nin liderliğini yaparken, Moskova da, Asya Sosyalizmi'nin merkezi olmuştur, 20. Yüzyıl'da.
19. Yüzyıl'da, Mısır, "kolonicilik"e karşı yapılmış savaşların bir dekoru idi.
Atatürk de, Mısır'da, Libya'da, Sinâ Çölü'nde, Filistin'de yaşamıştı, Osmanlı Ordusu'nun bir komutanı olarak.
Nâzım Hikmet Ran da, Kahire'nin ilginç ziyâretçilerinden biriydi.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'i, Mısır Gezisi nedeni ile kutlarım.
SİNAN ÖNER

Tuesday, June 23, 2009

Benjamin Netanyahu, Elysee'de

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin misafiri, Netanyahu, Elysee'de ağırlanıyor.
geçen haftalarda, Netanyahu, İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi ile Filistin'i tartışmıştı.
Muammer Kaddafi de, Libya'nın Cumhurbaşkanı sıfatı ile, Berlusconi'nin misafiriydi, Roma'da.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Filistin Cumhurbaşkanı Mahmoud Abbas'ı dinlendirmiş olmakta.
Filistin Devleti'nin "resmî"leşmesi sürecinde, yaz aylarının ağırlığına rağmen, aşamalar geçiliyor.
Paris'in, Yahûdi Lideri Benjamin Netanyahu açısından, herhâlde çok anlamı var!
Yahûdiler, Paris'i hep sevmişlerdir. Karl Marx, birçok eserini Paris'e adamış bir Yahûdi idi.
Araplar da, Paris'i sevdiler. Osmanlılar da, "Parisçi" olmuşlardır çoğu kez. Atatürk, "Fransızca"yı ilkokul öğrencilerinin "zorunlu dersleri" arasına almıştı, Paris'e duyduğu saygı, Parisliler'in "Fransız Devrimi"ne, "Paris Komünü"ne, Fransız Edebiyatı'na duyduğu sadakât nedeni ile, biraz da.
zaten, Fransa, 1921'den itibâren, Türkiye'nin "müttefik"i olmuştur.
İsrail Devleti'nin kurulmasında, Fransız yazarlarının, devlet adamlarının rolleri anımsanır.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Cumhurbaşkanı Simon Peres'i de temsil ediyor, Elysee'de. Simon Peres de, "sosyalist Paris"e bağlanmış bir Marxist. 2. Dünya Savaşı'nda, Yâhûdiler'i savunanlar arasında, Fransızlar da yer almışlardı. Paris, teslim olmasına rağmen, "resistans"dan da vazgeçmedi. 1948'lerde, Fransız Cumhuriyeti, İsrail'e destek vermekteydi.
elbette, tarih'i okumak mümkün!
Fransa ile İsrail arasında neler yaşandı, öğrenmek, anlamak, düşünmek, mümkün.
Fransız Katolikliği ile İsrail Yahûdiliği arasında ne gibi bağlantılar vardır, Fransız "Arapseverlik"i ile, İsrail "Arapseverlik"i arasındaki bağlantıları anlamak gerekir.
Türkler'in, bu ilişkilerdeki rolü de tartışılmalıdır, Selçuklular, Osmanlılar, Atatürk Cumhuriyeti, nasıl bir tarih yaşadı, Fransa ile İsrail arasında.
Karl Marx'ın, 19. Yüzyıl'da, Fransa'ya da, Yahûdiler'e de, Türkler'e de, çok yararlar getirdiğini de kabûl edelim.
SİNAN ÖNER

Monday, June 22, 2009

Interpol'in Dikkatine!

İnterpol, Celâlettin Cerrah'ın Osmaniye Valiliği'ne atanmasını derhâl soruşturmalıdır.
belli ki, Osmaniye'ye atanması, özellikle kadın yurttaşlarımızı tehdit amacı ile yapılmıştır. Osmaniye, Doktor Devlet Bahçeli'nin şehridir, Milliyetçi Hareket Kadın Kolları, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin şehrine atanan Celâlettin Cerrah'ın, Osmaniye'ye, kadın yurttaşlarımıza yönelik tehditlerini, zararlarını, kötülüklerini önceden soruşturmalıdır. MHP, önce, Celâlettin Cerrah'ı sorgulamalı, yedi yıl süresince Müdürlüğü sırasında yaptıklarını, Devlet Bahçeli'nin önüne getirmelidir. Devlet Bahçeli de, hiç bir hata'ya savrulmadan, Celâlettin Cerrah'ın yargılanmasını sağlamalıdır.
İnterpol, muhtemel cinâyetleri, şiddet gösterilerini, işkenceleri önlemek için her türlü girişimi yapmalıdır.
SİNAN ÖNER

"Âmirler'i Eğitin!"

Geçenlerde FBI görevlileri geldi, Türkiye'de çeşitli incelemeler yaptılar.
ben de, tam bu denetimler sırasında Polis Akademisi'ni ziyâret etmiştim, Başkan Vadi Çiçekli, yıllardır dâvet etmekteydi, nihâyet, 29 Mart 2009 Seçimleri öncesinde, Polis Akademisi'ni ziyâret ettim.
Türkiye'de 81 İl var, 81 İl Emniyet Müdürü var. çoğunu "ismen" biliriz. bazılarının misafiri de oldum makamlarında. bazılarının bana yarattığı sorunları saymak mümkün değildir.
Osmaniye Valiliği'ne Celâlettin Cerrah'ın atanması, korkunç bir hata, kasıtlı bir davranış. Doktor Devlet Bahçeli'ye bir "suikâst" gibi de algılanmıştır, bu atama. Hrant Dink'i öldürdüğü ileri sürülen Celâlettin Cerrah'ın, bana zararları da ölçülecek gibi değildir, bazı işkence kanıtlarının fotoğraflarını bu sayfada yayınlamıştım. Celâlettin Cerrah, bir işkence görevlisidir, ama Türkiye Cumhuriyeti'ne sadakâtsiz bir kişidir, Atatürkçüler'e çeşitli biçimlerde kötülükler yapmış bir kişidir. binlerce polis memûrumuzun, böyle bir kişi ile mesâi yapmayı büyük bir şanssızlık olarak algıladıklarını yazmak mümkün. ama, herhâlde, Celâlettin Cerrah, yalnız bir kişi değildir, bazı hükümet üyeleri ile, bazı başka kişiler ile işbirliği yaptığını yazmak da mümkün. zaten, Osmaniye gibi kıymetli bir ilimize Vali yapılması, hükümet'te destekçileri olduğunu göstermektedir.
ama, açıkça yazayım!
Savcıları, Hâkimleri tehdit amacı ile, Vadi Çiçekli'yi, Doktor Devlet Bahçeli'yi, Osmaniyeli Tümgeneral Ahmet Yavuz'u, Süleyman Demirel'i, Osman Müftüoğlu'nu, Osmanlı Tarihçileri'ni tehdit etmek amacı ile, Osmaniye'ye atanmışsa, Celâlettin Cerrah, hiç Bakanlık tasarrufuna gerek bırakmadan, istifâ etmelidir, suçlarını da "tek tek" itirâf etmelidir. Celâlettin Cerrah, Osmaniye'ye değil, Adliye'ye teslim edilmeli, yargılanmalıdır.
öteki atamalar da düşündürüyor insanı!
İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne atanan Hüseyin Çapkın'ı da biliriz. Hüseyin Çapkın, "siyasî şube"de yetişmiş, İzmir'de yetkilendirilmiş, ama, İzmir'de bazı davranışlarından kuşkulanılmış bir Müdür. İstanbul'da "şube müdürlüğü" de yapmıştı, yıllar önce. neden atandığını bilmiyoruz. "çapkınlık" amacı ile atandıysa, veyâ bazı "kötü niyetli kişiler"e cüret vermek amacıyla atandıysa, yazık! yazık, çünkü, zaten, İstanbul, yedi yıldır kötü yönetildi, iflâs ettirildi. acaba, şimdi, Hüseyin Çapkın, İstanbul'u onarır mı? İstanbul'u kirlerinden temizler mi, Hüseyin Çapkın? Celâlettin Cerrah'ın yedi yılda işlediği günâhları soruşturur mu, verdiği zararları tâzmin eder mi, Hüseyin Çapkın?
Eskişehir'e atanan Hanefi Avcı'nın yüzünden, 36 yaşıma kadar "yurtdışı"na gitmedim! ailemi tehdit etmişti, 1980'lerde, "yurtdışına gitmeyin!" diye. Mersin'de, işkenceleri ile nam saldı, Hanefi Avcı, "siyasî şube"de Atatürkçü öğretmenlere işkenceler yaptırmıştı. sonra, "Susurluk Davası" ile "iyi adam" rolü yaptı, Hanefi Avcı, Eskişehir'de, TÜSTAV Yöneticileri'ne, Rektör, Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'e, üniversite öğrencilerine işkence yapmasın da!
Arif Öksüz de, Süleyman Ekizer'in yerine Mersin'e Müdür yapılmış. Arif Öksüz belki unutmuştur ama, Özal Dönemi'nde, "kötü muamele"leri ile basın'daki sayfaları işgâl eden bir Müdür idi, Arif Öksüz. şimdi, "sosyal demokrat" Mersin'e neler getirecek, ben de merâk ediyorum!
"Âmirler"in iyice insanlaştırılmaları, eğitilmeleri, bilgili kılınmaları, ırz'a, namus'a, şahsiyet'e saldırmaktan alıkonulmaları, memûrlarına iyi davranacak biçimde yönetilmeleri, siyasî rüşvetlerden, koşullanmalardan uzaklaştırılmaları gerekir. "Âmirler", Atatürk İlkeleri'ne, Anayasa'ya, Polis Yetki Yasası'na uyumlu kişiler hâline gelmelidirler.
bu "âmirler"in adlarını yazdım, örnek olmaları için. geçmişte, örnek gösterilmişlerdi, ben de, Erdal İnönü gibi düşünen biriyim, "insan, günâhlarının olduğu gibi sevâplarının da farkında olmalı!"
Celâlettin Cerrah, Osmaniye'ye hiç gitmesin, "haddini bilsin", başkalarının adreslerinden kimseye mesaj yazmasın, hiç kimseyi arayıp da tehdit etmesin, şantaj yapmasın.
Hüseyin Çapkın, ilk iş olarak, Celâlettin Cerrah'ı sorgulamalıdır, Adliye'ye, Cumhuriyet Savcıları'na teslim etmelidir. Hrant Dink'i öldürüp öldürmediği de, Hüseyin Çapkın tarafından soruşturulmalı, gereken cezâlar tâyin edilmelidir.
SİNAN ÖNER

Sunday, June 21, 2009

Marlon Brando'ya Anma

İtalyan kökenli Amerikalı oyuncu, yönetmen, yazar Marlon Brando'yu saygı ile anıyorum.
"Baba", vefât edeli yıllar geçiyor.
"Baba"nın evlâdı da, geçen yıllarda vefât edince, Marlon Brando'yu devâm ettirecek kimse kalmadı. Marlon Brando, yalnız bir insan değildi ama, yalnız başına ölmüş bir insandı.
"Baba" olma niteliklerini, filmlerinde gerçekleştirmiş bir adam'dı, Marlon Brando. Elia Kazan, Kayserili büyük yönetmen, Marlon Brando'yu keşfetmiş kişilerden biridir, "Arzu Tramvayı"nda, "Rıhtımlar Üstünde"de, "Viva Zapata!"da, Elia Kazan, Kayserili usta yönetmen, Marlon Brando'ya "başrol" vermiş, dünya, yıllarca Marlon Brando'yu anmıştı. dünya'da, köylerde, kasabalarda, kentlerde, binlerce sinema salonunda, sonra da, televizyonlarda, Marlon Brando filmleri izledi, dünya halkları.
Marlon Brando, İtalyan'dı.
İtalya, "Baba"nın yazıldığı ülkedir, Mario Puzo, "Baba"yı yazarken, "Don Carlione"yi, gerçek hayattaki bir "Baba"yı örnek almış, "Baba"da, İtalya'nın modern bir destanı'nı anlatmıştı. yönetmen Sergio Leone de, "Baba"yı filmleştirdi, Marlon Brando'nun "Baba" olduğu bir daha anlaşıldı.
Marlon Brando, bir subay idi. sonra, bir Sovyet Oyunculuk Okulu'nda eğitildi. Amerika'nın farklı yerlerinde, tiyatro, sinema eserlerinde oynadı, yönetmenlik yaptı.
Oscar Ödülü aldığında, herkes'e, "Baba" olduğunu bir daha kanıtladı: Oscar Ödülü'nü reddetme kararı aldı. "kızılderililer"e, "zenciler"e, "Vietnamlılar"a yapılanları protesto amacı ile, Marlon Brando, Oscar Ödülü törenlerine katılmadı.
Marlon Brando, bazı filmlerinde "işçi lideri"ydi, bazılarında "Mafia lideri", bazı filmlerinde "Zapata"daki gibi "ayaklanma lideri" idi, bazı filmlerinde "genç bir işsiz". ama, Marlon Brando, hep Marlon Brando idi.
Marlon Brando'yu, geçen yıllarda ölmüş evlâdını, yönetmen Elia Kazan'ı, Sergio Leone'yi, Marlon Brando'nun saygın yoldaşlarını, sinemacı dostlarını, saygı ile anıyorum.
SİNAN ÖNER

Saturday, June 20, 2009

Medvedev, Hollanda'da

Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Hollanda'yı ziyâret ediyor.
Hollanda ile Rusya arasındaki "tarihsel" bağ, Sovyet Döneminde korunurken, 1990'larda Rusya Federasyonu kurulunca, daha da güçlendi.
ben de, "naçizâne", Hollanda ile Rusya arasındaki "tarihsel" ilişkilerin "bağlam"ında yer aldım, 1990'larda.
Hollanda Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü ile Rusya'daki Komintern Arşivleri Merkezi'nin sözleşmeli olduğu Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı'nda yöneticilik, tarihçilik yaptım.
Hollanda'nın Amsterdam kentindeki USTE (Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü), Hollanda Kraliyet Ailesi'nin de desteğini kazanmış, çok deneyimli, zengin bir tarih kurumu. 18., 19, 20. Yüzyılların sosyal, siyasî, askerî, hukuksal, düşünsel tarihinin bir sürü kanıtları, malzemeleri, arşiv notları, USTE tarafından korunmakta, araştırmacıların, akademisyenlerin, tarihçilerin yararlanması yönünde işlevli kılınmakta.
elbette, Hollanda ile Rusya, büyük "ticâret devletleri" olarak, birbirleri ile alışveriş yapmayı sürdürmektedirler. büyük limanları vardır, Hollanda'nın, Rusya limanlarına bağlanan. Amsterdam, Rotterdam gibi turizm, ticâret, siyaset merkezleri ile Hollanda, Rusya'nın bir sürü kenti ile alışveriş hâlinde yaşıyor.
Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in Hollanda Gezisi, çok iyi bir zamanlama'ya da sahip.
SİNAN ÖNER

Berlusconi'ye "İftira"

"Hürriyet" Gazetesi'nin, İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi ile ne gibi bir derdi varmış da, Berlusconi'ye "iftira" atılıyor?
"Hürriyet" de, öteki gazeteler gibi, "kötü niyetli kişiler"in eline geçmiş. yıllardır, yayın çizgileri, Atatürk düşmanlığı, CHP düşmanlığı, "iftira", taciz, şantaj, tehdit!
"Hürriyet" Gazetesi'ni Basın Savcıları'nın soruşturmaları gerekir.
Türkiye ile dünya'nın ilişkilerini zedeleyici yayınlarını sürdürüyor "Hürriyet" Gazetesi.
yok, bir Rus kız'a bir sözde şarkıcı seks tacizi yapmış, yok, Kazak turistler bir yerde "cehâlet" kurbanı olmuşlar, yok subaylar şöyle aldatılmış, yok General Büyükanıt hastaymış da şöyle olmuş, yok şöyle bir Profesör'ü şöyle yapmışlar, bu yayınların her gün yinelendiği bir gazete, "Hürriyet" Gazetesi.
başka bir ülkede, "Hürriyet" Gazetesi, çoktan yasaklanırdı!
İtalya ile "dost" olduğunu söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan, "dostum" diye seslendiği Sylvio Berlusconi'den af diledi mi acaba? "Hürriyet" Gazetesi'ni mahkemeye verdi mi, Tayyip Erdoğan? yoksa, Tarihçilere "işkence" yapmaktan başka "mârifet"i yok mu, Tayyip Erdoğan'ın?
İtalya Halkı'nın yöneticileri, bu yayınları nedeniyle "Hürriyet" Gazetesi'ni uluslararası mahkemelerde yargılatmalı!
SİNAN ÖNER

Yusuf Küpeli, "Küpe"sinden Vaz mı Geçti?

"Cumhuriyet"i ele geçirmiş kişiler, Yusuf Küpeli'yi de, SHP Lideri Hüseyin Ergün'e düşman kılmayı deniyorlar.
Yusuf Küpeli, "küpe"sinden vaz mı geçti?
"küpe"liyken, Yusuf Küpeli, Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun yöneticilerinden biriydi, TİP'i yönetmiş kişilerden biriydi, 12 Mart Rejimi sırasında hapse girip, yıllarca da zindanda "koyunları saydı". bu "koyun sayma" sözünü, birisi mi "dikte" ediyor, yazarken soralım! aslında, Yusuf Küpeli, zindanda, kitaplar okuyup yazılar yazmış bir düşünür. 1968 Kuşağı'nın seçkin kişilerinden biri.
hiç karşılaşmadık Yusuf Küpeli ile, ama, "küpe"si olduğunu sanıyorum, ya da "küfe"si. belki, Yusuf Küfeli'dir adı.
Yusuf Küfeli'nin Hüseyin Ergün'e ne sözü olurmuş? hiç!
Mahir Çayan öldü mü, ölmedi mi, hâlâ belli değil, ama, Mahir Çayan da, SBF'li, saygın bir siyaset düşünürü idi, 12 Mart yıllarında, Kızıldere Köyü'nde öldüğü söylenir. Mahir Çayan gibi bir gencin, SBF'de okurken, MİT ile farklı biçimlerde karşılaşması ya da birtakım ilişkiler yaşaması doğal değil mi?
ama, "kötü niyetli" kişiler, "Cumhuriyet"i ele geçirince, ne söylense az geliyor.
SHP'nin güçlenmesini çekemeyenler, erken bir genel seçim'de, SHP'nin Meclis'te grup kurma ihtimâlinden korkanlar, Hüseyin Ergün'ü yıpratma akımına kapıldılar.
"küpe", ya da "küfe" ne oldu? 1968 Kuşağı'nın "küfe"sinde çok "metâ" vardır, "küpe"si çok kıymetlidir, "kefe"si de çok "adaletli"dir.
"Cumhuriyet", gerçek sahiplerine verilmelidir, Nadir Nadi'yi hiç kimse unutturamaz!
SİNAN ÖNER

Hüseyin Ergün'e Neden Saldırıyorlar?

Basın'ın, basın olmadığının herkes farkında!
basın, "millet'in müşterek sesi" değil bugün.
"Cumhuriyet"i nasıl kişiler ele geçirmiş, insan öfkeleniyor. Nadir Nadi'nin Gazetesi, korkunç bir dönem yaşıyor.
"Cumhuriyet"te, SHP Lideri Hüseyin Ergün'e saldırılar yoğunlaştı.
MİT'in istismâr edildiği, 1968 Kuşağı'nın rencide edildiği yayınlar yapılıyor.
Hüseyin Ergün, kişiliği, geçmişi, "ahlâk"ı kanıtlanmış bir lider.
"Cumhuriyet"in böyle yayınlardan bir an önce vazgeçmesi gerekir.
SHP'nin, "Cumhuriyet"e de, devletin öteki kurumlarına da katkıları olduğunu, 1985'ten 2000'lere, Türkiye'yi izleyenler, yurttaşlar, seçmenler, iyi bilirler.
SİNAN ÖNER

Friday, June 19, 2009

"Susuz Yaz"

Necati Cumalı, Urlalı bir Avukat idi, romancı, denemeci, Şâir, öykücü idi.
Necati Cumalı'nın yaşadığı Urla'yı ziyâretlerimde, fırtınalar yaşamıştım. Doğu Perinçek'in bir taraftarı ile söyleşirdik Urla'da. Urla'da gezinirken, "Mine"yi de düşünmüştüm, "Mine"yi nasıl yazmıştı Necati Cumalı, Türkân Şoray'ın oynadığı "Mine"yi? nasıl da korkmamıştı, "Mine"yi yazarken, Necati Cumalı, nasıl da Öğretmenleşmişti, ders notları yazmıştı, roman diye.
"Susuz Yaz" da, İzmir'de, İzmir'in çevresinde bir yerde geçiyor idi.
Hülya Koçyiğit, "Susuz Yaz"ın kahramanlarından biriydi, 1960'larda, "Susuz Yaz", Metin Erksan'ın yönetiminde sinemalaştırılmıştı.
Necati Cumalı, "Susuz Yaz"ın da yazarıydı!
Urla'da mı yaşadı, yoksa, Urla da bir roman dekoru mu idi, merâklanmıştım.
"su meselesi", Urla'nın da meselesiymiş meğer.
"su meselesi"nin, önümüzdeki dönemde, esas mesele olacağı hep yazılıyor, ya da düşünülüyor.
"sulandırmak", "sulamak", "sululaşmak", farklı anlamlarda deyimler.
Nabi Yağcı, TBKP Lideri, bir defâsında, "sen, sulu komünist misin?" diye şaka yapmıştı, Ruhi Su'nun türkülerini anımsarken. araçta, bir zeytin tâciri ahbâp vardı, ben susmayı seçtim. "susuzluk" da hoş bir şey değildi, "sululuk" da, konu "komünistlik" olunca.
şimdi, Necati Cumalı, Deniz Baykal, Nabi Yağcı, aynı yerde söyleşir gibiyiz, "Baykal, sen sulu bir Başbakan olmayı mı istersin, susuz bir muhâlefet lideri mi?"
ya da, "Nabi Yağcı, sen, sulu bir demokrat mı olmak istersin, susuz bir eleştirmen mi?"
bana da, "Sinan Öner, sen, sulu bir biyograf mı olmak istersin, susuz bir siyasetçi mi?"
ne kadar da kötü!
ama, bizi bu "kısır" diyalog'a itenleri de düşünmeliyiz.
geçende, Doktor Devlet Bahçeli'yi izlerken, Bahçeli'nin de "susuzlaşma" sorunu yaşadığını görünce, Genelkurmay'ın da "umutsuz" olmasının nedenlerini anladım.
gerçekte, "su meselesi" de, bir süre sonra geçiyor, unutuluyor.
"komünistlik" ya da, "siyasetçilik" gibi deneyimlerin, "tek boyutlu" olmadığı, "sulu ya da susuz" gibi bir karşıtlaştırma içinde yaşanamayacağı anlaşılıyor.
ben, geçmişte ne önerdiysem, yine aynı şeyi öneriyorum.
geniş bir "sosyal demokrasi kongresi" toplanır, nasıl bir ülkede, nasıl bir hayat yaşamak mümkün, tartışılır.
yoksa, hiç kimse, hiç kimseye teslim olmak zorunda değildir.
"Mine"nin dersi de bu idi.
Necati Cumalı da, "teslimiyetçilik"ten tiksinirdi!
SİNAN ÖNER

"Baykal'ın Umutsuzluğu"

CHP Lideri Deniz Baykal'ın neden "umutsuz" olduğunu, yıllardır sorarım. Baykal'ı, 1979'lardan beri izlerim, Tarihçiliğimde, siyasî gözlemlerimde, sosyal demokrat akım olduğu için, Baykal'ı özellikle de izliyorum.
28 Mart 2009 Seçimleri sırasında Deniz Baykal'ın bazı mitinglerini izledim, seçimlerde CHP'nin güçlenmesini destekledim.
ama, sorun hâlâ var, Deniz Baykal, neden Başbakan olmayı istemiyor?
CHP, neden hükümet olmak için gerekenleri yapmıyor?
geçende, bir televizyon kanalında, yine Baykal'a rastladım. "belgeler"den bahsetmekteydi Baykal da, Genelkurmay'ı anmaktaydı, hâlâ Başbakan olmak gibi bir amaca bağlanmamış gibiydi. "darbe"den bahsetmekteydi CHP Lideri Baykal, "darbe olmasın" diye televizyon kanalında söylenmekteydi.
neden?
"darbe" değil ki mesele!
"belgeler" değil ki!
mesele, CHP'nin CHP olmayı neden bir türlü başarmadığıdır.
mesele, Baykal'ın Başbakanlığı neden bir türlü amaçlamadığıdır.
mesele, Baykal'ın, sosyal demokrat bir dünya'da yaşamayı hâlâ amaçlamadığıdır.
çünkü, sosyal demokrat olmakta kararlı davrandığında, Baykal, "darbe"leneceğini sanıyor.
Baykal'ın, yalan söyleme alışkanlığı yok, ama, son yıllarda, bazı yalanlar söylediği anlaşılıyor. örneğin, "darbe siyaseti" hiç yapmadığını söylerken, acaba, Mesut Yılmaz neler düşünmekteydi? veyâ, Fikri Sağlar? ya da, İsmail Hakkı Karadayı, neler düşünmekteydi?
ama, ben, geçende yazmıştım, mesele bunlar da değildir!
Baykal'ın, hep eleştirdiği Nabi Yağcı'yı daha iyi anlaması şart.
SİNAN ÖNER

Haider'in Ölümü

Avusturya'lı siyasetçi Haider öleli aylar geçiyor!
Haider, Avusturya Milliyetçiliği'ni, 2000'lerde, siyasî bir seçenek olarak yaymayı denedi, Avusturya Hükümeti'nde üyelik yaptı, Avusturya Meclisi'nin seçkin bir üyesi idi.
Haider, bir "kaza sonucu" ölmüş, ama, ölümü, suskun bir algılama ile karşılanmıştı. halbûki, bazı liberaller, sosyal demokratlar, göçmenler, Haider'in kamuoyu'nda destek kazanmasını kaygı ile algılamışlar, "Haider Tehdidi"nden bahsetmişlerdi.
ama, bu tür kaygıların, Avusturya Tarihi ile bağdaşmadığı belliydi. Avusturya, çok deneyimli bir ülke, Viyana, dünya'nın "gizli bir başkent"i gibi, Almanya, İsviçre, Hollanda, Rusya gibi ülkelerin, Avusturya'dan, Viyana'dan esinlendiği pek çok alan var. müzik, spor, turizm, tarih, üniversite, siyaset, kilise gibi alanlarda, Viyana, hâlâ güçlü bir kaynak.
Haider'in nasıl yetiştiğini, 1990'larda nasıl ciddî bir siyasî seçenek hâline geldiğini, bu esinlenmeler arasında anlamak mümkün. Haider'in çevresinin şimdi neler yaşadığını bilmiyorum. ama, herhâlde, Haider gibi bir Avusturyalı siyasetçi, yıllar sonra gelir.
SİNAN ÖNER

İrna Ajansı

Bir gazetede, İran'ın "internet'e savaş açtığı"nı okudum, herhâlde doğru bir haber değil!
çünkü, İran, "internet"i iyi kullanan ülkelerden biridir.
hatta, İran Resmî Haber Ajansı İRNA'nın http://www.irna.ir/ sayfasını okurken, insan, ajansın okurlarına duyduğu saygıyı, haberleşme'ye verdiği değeri, İran İslâm Cumhuriyeti'nin Anayasal niteliklerine sadakâtini fark ediyor. İRNA, bugün dünya'da örnek bir ajans. Türkçe Servisi de, çok kıymetli. öteki dillerde, Rusça'da, Fransızca'da, İngilizce'de, Arapça'da yaptığı yayınlar da, okuyup anlamaya değer!
bu yüzden, İran'ın "internet'e savaş açmak" gibi bir gerçek yaşamadığını okurlarıma yazmalıyım. basın'ın hâli, "millet"i düşündürmeli, "millet"in, basın'ı "müfteriler"den, "kalite sorunu" ile şartlanmış kişilerden, toplum'u tehdit eden kişilerden, "belden aşağı taciz"leri basın malzemesi yapmayı alışkanlık yapmış kişilerden alması gerekir. Atatürk'ün, "basın, millet'in müşterek sesidir" özdeyişinin gerekleri yerine getirilmeli, basın, Anayasal, yasal ilkelere uyumlu kılınmalıdır.
İRNA'yı, bu alandaki "kaliteli" yayınları nedeniyle kutlamak da, ciddî bir okur'un ödevidir.
SİNAN ÖNER

Thursday, June 18, 2009

Simon Peres'den Ses Gelmiyor!

İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'den ses gelmiyor; BM Genel Sekreteri'nin de katıldığı bir toplantı'da, Tayyip Erdoğan tarafından saldırıya uğramıştı, Simon Peres, Gazze Sorunu bahane edilmişti saldırıda.
aylardır, Simon Peres'in bir mesajını okuyamıyoruz. İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres, Filistin Halkı'na dostluğu, hoşgörüsü ile saygınlaşmış bir Yahûdî Lider. Simon Peres, 1946'larda İsrail Devleti'nin kuruluşuna da katkı yapmış bir asker; Sosyalist Enternasyonal'in liderlerinden biri, Simon Peres.
İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi, bir sorumluluk hissedip, Libya Lideri Muammer Kaddafi ile biraraya geldi, sonra da, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile, Filistin'i gündeme getirdi.
Simon Peres, şimdilik susmakta.
Mahmoud Abbas da,susmakta.
Arap Birliği Başkanı Amr Musa da, susmakta.
Türkiye Cumhuriyeti, çok kötü bir hükümet ile, Ortadoğu'da gittikçe yalnızlaşıyor. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Milliyetçi Hareket'in, yeni bir koâlisyon'a yönelmesi, bu yalnızlaşmayı sona erdirir.
SİNAN ÖNER

Şebnem Ferah, Cerrah'ın Esiri mi Edildi?

Söz, Celâlettin Cerrah'tan açılmışken, soralım: Şebnem Ferah, Celâlettin Cerah'ın esiri mi edildi?
"tuvalet"lere kızları kilitleyip tâciz eden Celâlettin Cerrah'ın, Şebnem Ferah'a, öteki kız müzisyenlere nasıl davrandığını sormalıyız.
yıllardır, bir dinleyici olarak merâklandığım, Şebnem Ferah'ın da, öteki kız müzisyenlerin de nerede olduğu?
Celâlettin Cerrah, Hrant Dink'e, İlhan Selçuk'a, Kemal Yavuz'a, Türkân Saylan'a tahâmmül edemeyen bir kişi'yken, Şebnem Ferah'a da, öteki kız müzisyenlere de merâklanmak doğaldır.
Genelkurmay Başkanlığı, derhâl bir "Celâlettin Cerrah Dosyası" açmalı, tarihsel şehrimiz İstanbul'a bunca sene işkence eden Celâlettin Cerrah'ı soruşturmalıdır.
yoksa, Şebnem Ferah'ların kaderi, geçmişteki müzisyenlerden de, Batılı müzisyenlerden de, çok daha kötü olur. Atatürk'ün ülkesi, Celâlettin Cerrah'a teslim edilemez!
SİNAN ÖNER

Başbuğ'u Öfkelendiren Nedir?

Basın, bir süredir, bazı çevrelerin dikteleri ile, baskıları ile, tehditleri ile dolu!
basın'ı izlemek de, pek akılcı değil, Türkiye'de, "hastalık yayıcı"dır bugünkü basın.
özellikle, Celâlettin Cerrah'ın tehditleri ile basın'ın yozlaştığı bellidir.
Hrant Dink Cinâyeti'ni işlediği öne sürülen Celâlettin Cerrah'ın, devlet yönetiminde, basın'ın yönetiminde, halk arasında, hâlâ nasıl yaşadığı bir soru, Celâlettin Cerrah, yalnızca basın'a verdiği zararlar nedeniyle bile yıllarca hapsedilmesi gereken biridir.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u da öfkelendiren, CHP'yi, MHP'yi ürküten, Celâlettin Cerrah'ın, bazı hükümet üyeleri ile berâber yaptığı tehdit siyaseti'dir.
Başbuğ öfkelenirken, Baykal'ı Başbuğ ile sorunluymuş gibi basın'da yayan da, Celâlettin Cerrah değil midir? geçmiş 7 yıl, mutlaka soruşturulmalıdır, Celâlettin Cerrah'ın, Osmaniye'de hiç kimseye zarar vermeden gözetim alında tutulması yönünde girişimler yapılmalıdır.
dünya kamuoyu da, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı'nın yaşadıklarına merâklanmakta haklıdır.
SİNAN ÖNER

Ban Kee Moon da, "Çölleşme" Uyarısı Yaptı!

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Kee Moon da, dünya'yı "çölleşme" konusunda uyarmış!
Birleşmiş Milletler'in www.un.org sayfasında, Genel Sekreter Ban Kee Moon'un "17 Haziran Çölleşme ile Mücadele Günü"nde yazdığı mesaj yayınlanmış.
Ban Kee Moon, yıllardır, dünya'yı çevre konularında uyarıyor.
"çölleşme", Türkiye'yi de, öteki ülkeleri de tehdit ediyor.
Birleşmiş Milletler'in "çölleşme" konusundaki faâliyetleri iyi izlenmelidir.
SİNAN ÖNER

Hu Sintao'nun Moskova Gezisi

Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hu Sintao, Moskova'da.
Başbakan Vladimir Putin ile bir görüşme yapmış, Hu Sintao. Cumhurbaşkanı Medvedev de, Hu Sintao ile güvenlik konularını, Çin ile Rusya arasındaki siyasî ilişkileri görüşmüş.
İtar-Tass Ajansı, Hu Sintao'nun Moskova Gezisi'ne değer veren yayınlar yapıyor.
www.kremlin.ru, Kremlin'in resmî web sayfaları da, Hu Sintao'nun Moskova Gezisi'ni ilk sayfasına almış.
Çin, Rusya'nın komşusu olduğu gibi, eski Sovyet ülkelerinin de komşusu. örneğin, Kırgızistan'ın Çin'e 1200 Kilometre sınırı var! Kazakistan, Tajikistan gibi ülkelerin de, Çin'e sınırları var.
Çin Halk Cumhuriyeti, "dünya sosyalizmi"nin de merkezi'dir.
Rusya'nın Çin ile atacağı her iyi adım'da, "tarihsel siyaset"in bir yeri vardır.
SİNAN ÖNER

İsrail Dışişleri Bakanı, Amerika'da!

İsrail Dışişleri Bakanı, Haaretz'in yazdığına göre, ABD'ye gitmiş, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un misafiri!
İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman'ın, Washington'daki görüşmelerinin, Filistin'e, İsrail'e, Lübnan'a neler getireceğini göreceğiz. genelde, böyle geziler, siyasî istikrâr açısından fayda getirmektedir. askerî çevreler de, siyasî istikrâr'ın iyi gözlemcileridir. şimdi, İsrail Genelkurmayı da, Filistin Genelkurmayı da, İsrail'in ABD ile görüşmelerini izliyor.
İtalya'nın, Libya ile berâber yaptığı girişimler de, askerî çevreleri düşündürmelidir.
SİNAN ÖNER

Berlusconi, Netanyahu ile Filistin'i Tartışmış!

İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi, Libya Lideri Muammer Kaddafi ile yaptığı toplantıların ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile Filistin'i tartışmış.
İtalya, Libya, İsrail, üç büyük devlet. Filistin'deki koşulları tartışmaları doğal. Kaddafi'nin, geçmişte, Filistin'e verdiği destek anımsanır, ama, FKÖ Lideri Yaser Arafat ile mesâfeli olmayı seçtiği de anımsanır. Arafat, sürgün yıllarını, Libya'da değil, Tunus'ta yaşamıştı.
İtalya, Arap devletlerinin, öteden beri bir "müttefik"idir. "kolonici" geçmişinde, Habeşistan İşgâli vardı, ama, Kuzey Afrika Arapları, İtalya'ya hep sempâti beslemişlerdir. İsrail'in kurulmasına, İtalya, mesâfeli bir destek vermiş idi, ama, daha sonra, İsrail de, İtalya ile iyi ilişkiler kurmayı seçmişti.
Berlusconi'nin Başbakan Netanyahu ile daha yoğun bir mesâi yapması, Filistin Liderleri ile toplantılar yapması, Türkiye'deki siyasî çevrelere de fayda getirir.
Filistinli, İsrailli, Türk iş çevrelerinin de, Berlusconi'yi desteklemeleri gerekir.
SİNAN ÖNER

Wednesday, June 17, 2009

Lula de Silva, Manmohan Singh, Yekateringburg'da

Brezilya Cumhurbaşkanı Lula de Silva, Hindistan Başbakanı Doktor Manmohan Singh, öteki devlet adamları gibi, Rusya'yı ziyâret ediyorlar, Yekateringburg'da biraraya geliyorlar.
Lula de Silva, dünya'nın en çok çalışan devlet adamlarından biridir, zaten, emekli bir işçi'dir, Brezilya Sosyalist İşçi Partisi lideridir. dünya'daki güvenlik konularını tartışırken, Brezilya Cumhurbaşkanı Lula de Silva'nın düşüncelerini almak doğaldır, Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in yaptığı da, Lula de Silva'yı Rusya'da ağırlamak!
Doktor Manmohan Singh'i yıllardır izliyorum, Hindistan'ın Başbakanı Doktor Manmohan Singh, örnek bir adam, örnek bir lider, gerçek bir Hintli'dir. Rusya Halkı'na da "dost" bir adam'dır, Manmohan Singh. yıllarca eserlerini çalıştığım Juddi Krishnamurti'nin yurttaşıdır, Hint Tarihi'ni de iyi bilir, Asya'nın geçmişine lâyık bir siyaset'i, sosyal hareket'i, eğitim hareketi'ni önerir, Doktor Manmohan Singh.
Yekateringburg'da biraraya gelmiş liderlerden biri de, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev'dir. Alma Ata'nın lideri, Kazak Halkı'nın Asya'daki değerinin farkında bir adam'dır, öteki halkları da, Kazak Halkı'na "dost" kılmış bir siyaset adamı'dır. Gorbachev'in güvendiği bir Sovyet devlet adamı'yken, Kazakistan'ın Cumhurbaşkanı seçilen Nur Sultan Nazarbayev'in Asya'ya katacağı çok şey, hâlâ vardır.
Yekateringburg'daki "tarihsel güvenlik toplantısı"nı, yerinde izlemeyi denemeliydim! Kırgızistan'daki eğitimimin sürmediğine, böyle zamanlarda hayıflanıyorum.
SİNAN ÖNER

"Türkiye Çöl Olmasın! Dünya Çöl Olmasın!"

"17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü"ndeyiz.
TEMA Vakfı da, bugün bazı etkinlikler yapıyor, "çölleşme" olgusu ile nasıl savaşılacağını anlatıyor.
TEMA Vakfı'nın Onursal Başkanı Hayrettin Karaca, on yıllardır, "çölleşme" ile, "erozyon" ile, "heyelan" ile, Türkiye'nin, dünya'nın savaşması gerekliliğini anlatıyor, toplantılar yapıyor, ağaçlandırma faâliyetleri yapıyor, TEMA Vakfı'nı tüm ülkede yayıyor.
"çölleşme", yazık ki, tüm dünya'da bir dert!
ABD, Rusya, Brezilya, Kore, Hindistan, Türkiye, İran, Suriye, Mısır, Kazakistan, Çin, Avustralya, İspanya gibi ülkeler, "erozyon" ile de, "çölleşme" ile muhatap kalıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Teşkilâtı'nın, öteki büyük kuruluşların girişimleri, dünya'daki hayat'ın sürmesi yönünde sürüyor.
"çölleşme", Arap ülkelerinin bir gerçeğidir.
Türkiye de, bazı yörelerinde, "çölleşme" gerçeği ile muhatap. akarsuların, göllerin, yeraltı sularının korunması, ormanlaştırma, ağaçlandırma faâliyetlerinin sürmesi, "çölleşme" ile savaşımda bazı esas koşullar.
TEMA Vakfı gibi, başka bir çok kurum'a, Vakıflar'a, eğitim kurumlarına ihtiyaç var. tarım, orman teşkilâtlarının da güçlendirilmesi, yenilenmesi, yayılması gerekiyor. yoksa, Türkiye'nin geleceği, "çölleşme" ile öteki doğal tehditlerin -depremler, seller gibi tehditler!- getireceği felâketlere muhatap.
Türkiye'yi meydâna getiren tüm yurttaşların, "17 Haziran Çölleşme ile Mücadele Günü"nde, doğal çevrelerine hassâsiyetlerini anlamaları, anlatmaları, belli etmeleri, duyurmaları, yerinde bir kutlama olur.
SİNAN ÖNER

Tuesday, June 16, 2009

İslâmköy'den Çankaya'ya, "Bir Ömür"

Süleyman Demirel'in kardeşleri "iyi kişiler". Şevket Demirel, Hacı Ali Demirel, kızkardeşleri. İslâmköy'den Çankaya'ya "tırmanışlı" bir "ömür", Süleyman Demirel'in yaşamı.
1924'de doğmuş Süleyman Demirel; Atatürk, daha Atatürk soyadını almamışken, "Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri"yken.
Gazi Mustafa Kemal'e "Gazi" demeyi, Şâir Attilâ İlhan çok "severdi!"
Gazi'nin "koruyup kolladığı" bir genç idi, Süleyman Demirel.
Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te (Frunze'de), Manas Üniversitesi Kütüphanesi'nde, "Çankaya'da Yedi Yıl" adında, Süleyman Demirel'in "Cumhurbaşkanlığı Yılları"nı anlatan kitabı okurken, çok ağlamıştım, 2008'in Eylül, Ekim aylarında. Çankaya'da geçen yıllar, gençlik yıllarımdı, 1993 ile 2000 arasında geçmiş yedi yıl! Süleyman Demirel'in "Cumhurbaşkanlığı"na ağlarken, "gençliğim"e de ağlamıştım.
ben, 1971'de doğdum, Ankara'da, Cebeci'de. Süleyman Demirel ile aramızda, 47 yıl var, Süleyman Demirel'den 47 yıl sonra doğmuşum ben.
İsmet İnönü yaşamaktaydı, doğduğumda, Celâl Bayar yaşamaktaydı!
"Bir Ömür" diye bir kitap yazmıştı Süleyman Demirel, "Bir Ömür Böyle Geçti!" kitabı almadım, okurken ağlarım diye, okumadım bu "hatırât"ı.
ama, Süleyman Demirel'i yetiştirmiş Cumhuriyet'in "ilelebet" yaşayacağını da bilmek istiyorum, bu yüzden, Tarihçi oldum.
SİNAN ÖNER

Zardari de, Yekateringburg'da

Pakistan Cumhurbaşkanı Asaf Ali Zardari da, Rusya'da, Başkan Medvedev'in konuğu. Merhûm Başbakan Benazir Bhutto'nun eşi Asaf Ali Zardari'nin Rusya Gezisi, öteki devletlerin liderleri ile beraber ele alındığında, çok değerli bir Gezi.
Medvedev, 2009'un yaz aylarında, önümüzdeki on yılın nasıl yaşanacağını sorguluyor.
Pakistan, Afganistan, Hindistan gibi, "çok dinli", "çok milletli", "kargaşık" ülkelerin, Rusya'ya diyeceği çok şey var!
Asaf Ali Zardari, Pakistan'da, "Müşerref Sonrası" Dönem'de, Pakistan'ın sosyal, siyasî geleceğinin bazı unsurlarını, Rusya'ya anlatıyor.
Benazir Bhutto'nun, Perviz Müşerref'in, Navaz Şerif'in, geçmişte başardıkları, yaptıkları, yapamadıkları, Rusya'nın liderliğinde tartışılıyor.
SİNAN ÖNER

Monday, June 15, 2009

15 Haziran 1970

15 Haziran 1970'de, Türkiye İşçi Sınıfı, çok büyük bir "yürüyüş" gerçekleştirdi!
Başbakan Süleyman Demirel'in de desteğini alan DİSK, Meclis'teki bir yasa oylamasının getirdiği "işçi düşmanı durum"a muhâlefet amacı ile, Kocaeli'nden, Şarköy'den, Çerkezköy'den, Gebze'den, tüm sanayî merkezlerinden, Eminönü'ne doğru "yürüyüş"e geçmiş, iki gün süren büyük "yürüyüş" sonrası, DİSK'in talebi kabûl edilmişti. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, Başbakan Süleyman Demirel, CHP Genel Sekreteri Mustafa Bülent Ecevit arasındaki "pazarlıklar", DİSK'in, Türkiye İşçi Sınıfı'nın lehine sona ermişken, 12 Mart 1971'de, "askerî cunta", tüm bu kazanımları yok eden bir "muhtıra rejimi" getirmişti. Başbakan Süleyman Demirel, Başbakanlık'tan indirilmiş, Ecevit, siyaset'ten uzaklaştırılmış, Kemal Türkler, yargılanmıştı.
15 Haziran 1970'de yürümüş 100 Bin kadar İşçi, daha sonra, 1990'lara kadar, Türkiye'de, mitingler, grevler, yürüyüşler yapmıştı! DİSK de, 12 Eylül 1980'de "kayyûm"lara teslim edilmiş, çok sonra, 1990'larda, Süleyman Demirel'in, Profesör Erdal İnönü'nün, Mustafa Bülent Ecevit'in girişimleri ile faâliyetlerine başlamıştı.
DİSK'in, Türk-İş'in de desteği ile yaptığı 15 Haziran 1970 İşçi Yürüyüşleri'ni anımsarken, Osmanlı Tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nin birbirine nasıl bağlandığını da, okurlarım fark ederler.
DİSK'i, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i, Rahşan Ecevit'i, 1970'deki siyasî, sosyal liderlikleri nedeni ile, kutluyorum; Türkiye İşçi Sınıfı'nı da saygı ile selâmlıyorum.
SİNAN ÖNER

İran'da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

İran'da yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nin sonuçlarını nasıl düşünmeliyiz?
Mahmud Ahmedinecad'ın, seçmenlerin büyük çoğunluğunun desteğini aldığı izleniyor. öteki adaylara yönelik baskılar, basın'da yer almış. Batılı devletler, İran'daki seçimlerin sonuçlarını kaygı ile karşılamışlar. öteki adaylardan, Kerrûbi'nin, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin kardeşi'nin gözaltına alındığı haberleri, İran'ı izleyenleri kaygılandırıyor.
"seçim=demokrasi" formülünün, İran'da nasıl gerçekleştiğini hep sorarız!
Humeyni Devrimi'nden bugüne, 29 yıl geçmiş olduğu hâlde, "İslâmî demokrasi"nin hâlâ gerçekleşemediğini izlemek, pek hoş değildir. "İslâmî rejim=halk rejimi" formülü, İran'da, neden hâlâ gerçekleşmedi?
rejim sorunları, "kişiler"e indirgenirse, olacağı bu!
daha önce, Bahtiyar mı, Bezirgân mı, Rafsancanî mi, Hatemî mi, gibi tartışmalar yapılırken, İran Halkı, şimdi "Mahmudizm"e teslim olmuş görünüyor? "Mahmudizm"in, dünya'yı "nükleer felâketler" ya da "taassûp rejimi" gibi "öcü"lerle korkutması, İran Halkı'na bir "kâr" getirmiyor!
ama, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ı, seçimlerde aldığı destek nedeni ile kutlamak da, "demokratlık"ın bir şartı!
SİNAN ÖNER

Yekateringburg'da Bir "Doruk"

Yekateringburg'da, aylar sonra, yine bir "doruk" toplandı!
"Şanghay Topluluğu" Başkanları, Rusya'nın Yekateringburg kentinde biraraya geldiler.
Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Hu Sintao, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiev, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev, Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, Tacikistan Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslâm Kerimov, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sargosyan, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamit Karzaî, "doruk"ta, Asya'nın güvenlik sorunlarını, sosyal konularını, siyasî sorunlarını tartışıyorlar.
Başbakan Vladimir Putin'in de, "doruk" toplantısına katkıda bulunması bekleniyor.
Asya'da neler yaşanıyor? Kafkasya'daki "anlaşmazlıklar"ın nasıl yönlendirilmesi gerekiyor, siyasî sorunlar'a hangi yöntemsel çâreler düşünülüyor? Asya'nın merkez ülkelerindeki -Türkî ülkeler- sorunlar veyâ konular, devlet yöneticilerini nasıl düşündürüyor? Rusya'nın, Çin'in, Kazakistan'ın -dünya'daki üç büyük devlet!-, öteki ülkelere yönelik politikaları, "doruk"ta nasıl anlatılıyor?
yazık ki, Yekateringburg'a gitmem mümkün olmadı, Rusya'yı bir türlü ziyâret edemedim!
Rusça bilmeyince, bu tür "doruk"ları anlamak da pek mümkün değildir. Rusça, hatta biraz da Çince, Asya'nın geçmişini, geleceğini kavramak açısından öğrenmek gereken dillerdir.
Medvedev'in "mütevâzi" üslûbunun, Asya ülkelerine liderlik yapmak açısından neler getireceğini de sormalıyız.
SİNAN ÖNER

Saturday, June 13, 2009

"Zirve Gazetesi"

Tarsus'ta yayınlanan yerel gazetelerden biri de, "Zirve Gazetesi".
Zirve Gazetesi'ni yıllardır Ferhat Günaştı yayınlıyor.
Mersin'de, Tarsus'ta, Yenice'de, Adana'da, Huzurkent'te, Erdemli'de, Bağcılar'da dağıtılan Zirve Gazetesi'nin saygınlığı, sürekli tazelenmesi, haftalık olmasına rağmen, siyasî, sosyal olguları vaktinde değerlendirmesi, "yayın ahlâk ilkeleri"ne uyumlu bir yayın yapması ile ilişkili.
ben de, 2004'lerden beri, Zirve Gazetesi'ni izliyorum. özellikle, seçim dönemlerinde, Zirve Gazetesi'nin seçmenleri bilgilendirici yayınları, okurların takdirini kazanıyor.
Zirve Gazetesi'ni, Tarsus'un yetiştirdiği çok değerli Yazar, Yayıncı, Gazeteci Ferhat Günaştı'yı kutlarım.
SİNAN ÖNER

Friday, June 12, 2009

"Siyaset'te Tatil Yok!"

Siyaset'te tatil yok.
bazı ülkelerde, seçimler bile yaz aylarında yapılır. hükümetler, yaz aylarında değişir. Türkiye'nin de, Meclis tatil olmasına rağmen, siyaset'i sürdürmesi gerekir, hatta, önümüzdeki yıl, bir erken genel seçim'in yapılması yönünde, siyaset yoğunlaştırılmalıdır.
Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerinin zedelendiği, IMF ile ne gibi anlaşmalar yapacağının belli olmadığı, Rusya ile enerji anlaşmalarının nasıl süreceği yönünde soruların olduğu bir dönem yaşıyor. güvenlik sorunları sürüyor. Irak, hâlâ bir sorun. Türkiye'nin Arap ülkelerine yönelik politikaları da gittikçe güç yitiriyor, yön'ünden sapıyor. İsrail ile Türkiye arasındaki siyasî ilişkiler zaten çok zedelendi. Tayyip Erdoğan'ın şahsî kötülüklerinin bir örneği de, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'e yönelik saldırgan davranışı idi. İsrail, bu yüzden, Türkiye ile pek mesai yapmıyor. İran da, Türkiye'den soğuyor, İran'daki seçimlerde, Türkiye'ye yönelik İran politikaları da tartışılıyor.
CHP, MHP, DSP, BBP, SHP gibi muhâlefet merkezlerinin, siyaset'i yoğunlaştırmaları, erken genel seçim'e yönelik bir faâliyet yürütmeleri gerekiyor.
SİNAN ÖNER

"Tanrıtanımaz Hükümet!"

Türkiye'de "tanrıtanımaz bir hükümet" var!
Allah'a hiç bir inançları olmayan hükümet üyeleri var, Türkiye'de.
ben, bir câmi'nin olduğu bir sokak'ta yaşadım yıllarca, üstelik, evimde, 92 yaşına kadar "beş vakit namaz" kılmış bir büyükanne vardı. büyükanne'nin yaşaması için herşeyden vazgeçtim! evlenmedim, okumadım, dışarıda iş yapmadım. ama, büyükanne'nin de olduğu evimde, yıllarca "işkence" yaşadım. Tayyip Erdoğan denen bir "tanrıtanımaz", "kâfir", büyükanne'lere de, büyükbabalar'a da saygısız, Tarihçiler'e düşman bir kişi, Türkiye'de hükümet olmak gibi bir rastlantı'nın esiri olunca, 2003'lerden 2008'lere, yıllarca "işkence" yaşadım. hükümet üyelerinin nasıl kişiler olduğunu dünya da bilir, konuğu olduğum Meclis de bilir!
Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı idi, ben "işkence"lere muhatap kaldığımda. üstelik, eşleri, "türban" takıp, İslâm ülkelerini kandırmayı denemekteydiler. İslâm'ın evinde, bir Tarihçi'ye yapılan "işkence"lerin nasıl yargılanacağını hâlâ merâk ediyorum!
büyükanne, çoktan ölüp "cennet"e yolcu edildi. ama, büyükanne'nin çevresi, çocukları, torunları, yeğenleri, hâlâ tehdit ediliyor.
Tayyip Erdoğan, derhâl istifâsını vermelidir. hükümet üyelerini de istifâ'ya dâvet etmelidir.
SİNAN ÖNER

"Sıfır İşkence"?




Tayyip Erdoğan, Başbakan seçildikten beri, "sıfır işkence"den sözediyor, "yurttaşlarımıza işkence yapmayız!" diyor.
ama, doğrusu, bir Tarihçi olduğum için, "sıfır işkence" diye bir deyim hiç okumadığımı yazmalıyım, duyurmalıyım. üstelik, daha önce de yazdım, yıllarca "işkence" yaşamış biriyim. nedenlerini de sordum ama, öğrenemedim!
Meclis'in sürekli konuklarından biriyim, yurttaşlığıma kimsenin bir diyeceği olamaz. ama, bana yapılan "işkence"yi ancak, devlet adamları saptar, uluslararası güvenlik kurumları saptar, çünkü, bir "karakol"da yaşamadım "işkence"yi, yıllarca, evimde yaşadım. "teknik işkence" ya da "uzaktan elektrik işkencesi" yaşadım. "karakol"a bir defâ uğramak zorunda kaldım, "kötü muâmele" yaşadım, "10 Nisan Polis Merkezi" diye garip bir yer'de! neyse ki, "öldürülmedim". polis üniforması giymiş birtakım kişiler, bana "kötü muâmele" yaptılar, beni tehdit ettiler, Tayyip Erdoğan'ın "sıfır"ını unuttular.
"sıfır işkence" nedir?
Profesörlerin "kanser"den öldüğü, siyasetçilerin "kalp krizi" tehditleri yaşadıkları, sporcuların "doping krizleri" ile sporculuklarından olduğu, işçilerin "işyeri güvenliği"nden uzak, "hastalıklı" bir hayat yaşadıkları bir ülke'de, bir Başbakan, "sıfır işkence" derken ne demek istediğini de anlatmalıdır!
ben, 2003'lerden beri, "sıfır'ın çok üstünde işkence" yaşadım!
bu "işkence"lerin bir kanıtı da, saçlarımın birdenbire -Tayyip Erdoğan hükümeti sırasında!- dökülmesidir.
dünya kamuoyu'nu da, bu "işkence"yi yargılaması yönünde uyarıyorum. bir Tarihçi'ye, hiç bir gerekçesi olmadan "işkence" yapılmasının anlamını soralım! "işkence"nin "gerekçe"si olur mu, soralım! ama, Sinan Öner'i "işkence" ile öldürmek, hiç kimseye "şeref", "onur", "haysiyet", "kazanç", "kâr" getirmez, ilân edelim!
SİNAN ÖNER




Thursday, June 11, 2009

Ban Kee Moon'un "Çevreci" Mesaisi

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Kee Moon, Haziran'ın ilk haftalarında "Çevreci" bir mesai yapmış!
Sudan'daki sorunlar, iklim sorunları, Haziran 2009'da, Ban Kee Moon'un dünya kamuoyu'na duyurduğu konular.
Birleşmiş Milletler'in internet'teki resmî sayfalarını incelemek çok faydalı.
Güney Koreli Ban Kee Moon, görev'e seçildikten hemen sonra, çok etkin bir dünya siyaseti yürütmeye başladı. bir çok ülke'ye ziyâretler yaptı. bir çok ülke'nin yöneticilerini Birleşmiş Milletler'de kabûl etti, bir çok toplantı'nın yöneticiliğini yaptı.
Ban Kee Moon'un, görev süresi içinde hangi sorunları çözeceği, hâlâ bir soru.
SİNAN ÖNER

Kamera'nın Yanılgısı

Kamera, 19. Yüzyıl'da icât edilmiş bir makine.
kamera üretimi, 1950'lerden sonra iyice yaygınlaştı. evlerde, işyerlerinde, taşıtlarda, her yerde kamera var!
kameraların görüntüleme teknikleri sürekli yenilendi. ama, kamera'ların da yanıltıldığı, ya da yanılgı üretiminde kullanıldığı bir gerçek.
ben, "poz" vermeyi pek sevmeyen biriyim. ama, bilgisayar kameraları ile bir süredir bazı denemeler yapıyorum. hepsi birbirinden farklı "poz"lar getiriyor. ben, bazı "poz"larda ben'i bulamıyorum veyâ hiç beklemediğim bir "poz"u fark ediyorum.
bilgisayarların teknolojik yapısına da bağlı bir durum, kamera yanılgıları. ayrıca, "fotoğraf düşmanlığı" diye bir olgu olduğunu bilmeliyiz. bir Tarihçi olduğum için, fotoğraflar'a çok ihtiyaç duyuyorum, belge deyince, fotoğrafik belgeler şart. ama, fotoğraf teknolojisinin öteki teknolojilere, "teknolojik ahlâk"a, "sosyal eğitim"e muhtaç olduğunu da kabûllenmeliyiz.
SİNAN ÖNER

Berlusconi ile Kaddafi Biraraya Gelmişler!

İtalya Başbakanı Sylvio Berlusconi ile Libya Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi, biraraya gelmişler.
gazetelerde, İtalya lideri ile Libya liderinin toplantıları, törenleri, demeçleri yer alıyor.
İtalya, Akdeniz'de bir ülke, Libya da, bir Akdeniz ülkesi. İtalya, Güney Avrupa'nın tam merkezinde yeralırken, Libya da Kuzey Afrika'nın tam merkezinde yer almakta.
tarihsel bir anlaşmaları vardır, İtalya ile Libya'nın.
Kartaca Kuşatması'na kadar giden bir tarih. Roma İmparatorluğu'nun Libya'da hep "koloni"leri olmuştur.
İtalya, "demokrat"lığı ile ünlenmiş bir ülke'yken, Libya, "yeşil sosyalizm"i ile, "İslâm sosyalizmi" ile ünlenmiş bir ülkedir. İtalya'da, "Baba"lar varken, Libya'da, "demokrat subaylar" vardır. İtalya, ABD ile iyi anlaşmış bir ülke'yken, Libya, ABD'ye değil, Sovyetler'e, Afrika ülkelerine yönelmiş bir ülkedir.
ama, dünya'yı birbirine bağlamış devletlerdir, İtalya ile Libya.
Sylvio Berlusconi'nin Muammer Kaddafi ile yaptığı toplantıların amaçlarına ulaşması gerekir.
SİNAN ÖNER

Wednesday, June 10, 2009

Dağıstan'da Bir Rus

Dağıstan Özerk Cumhuriyeti'ni ziyâret ediyor, Rusya Başkanı Medvedev.
Medvedev, Dağıstan'daki siyasî, sosyal durum'u kontrol ediyor, Dağıstan Halkı'na da iyi mesajlar iletiyor.
Kremlin, Medvedev'in Dağıstan Ziyâreti'ne büyük anlam atfetmiş.
Kafkasya, Rusya'nın, tarihi süresince ihmâl etmediği bir coğrafya. Kafkas Halkları, Rusya'yı, Sovyet yıllarında da, korumuştur. Gorbachev'in de, Kafkasya'yı nasıl önemsediği iyi bilinir.
Dağıstan, Türkiye ile de iyi ilişkilere sahip idi. Dağıstan Türkleri, Türkiye'nin farklı yerlerine yerleşmişlerdi.
Dağıstan'ın büyük Şâiri Resûl Hamzatov'un şiirleri, geçmiş yıllarda yayınlandı, hayatını anlattığı "Benim Dağıstanım" adındaki kitabı da çokça okunmuştur.
Dağıstan Halkı, 2. Dünya Savaşı yıllarında, kahramanca savunmuşlardı yurtlarını.
Rusya Başkanı Medvedev'in Dağıstan Ziyâreti'ni kutlamalıyız!
SİNAN ÖNER

Tuesday, June 9, 2009

Doğan Avcıoğlu'nu Anmak (2)

Tarihçi Doğan Avcıoğlu, "askerî demokrasi" kavramını iyice işlemiş bir adamdı. Doğan Avcıoğlu'na göre, "Türklerin Tarihi"nde, "demokrasi geleneği" vardı ama, "askerî liderlik", "demokrasi"nin bir koşulu idi. "askerler", "demokrasi"nin liderleriydi.
Asyatik Türk Toplumları'nda da böyle idi, Anadolu Türk Devletleri'nde de böyle idi. "askerî demokrasi", zaten sürekli savaşların olduğu bir dünya'da, geçerli tek "demokrasi yolu" idi.
27 Mayıs İhtilâli, bu açıdan, "tarihsel bir zorunluluk" idi.
Doğan Avcıoğlu, "siyasal demokrasi"yi de, "askerî demokrasi" kadar ciddîye almış bir Tarihçi'dir. CHP'ye, AP'ye, TİP'e katkılarını bu bağlamda anlamak gerekir.
Tarihçi Doğan Avcıoğlu'nun "iktisâdî demokrasi"ye biçtiği değer, "Türkiye'nin Düzeni"nde yazdıkları, tartıştıkları, düşündükleri, "askerî demokrasi" ile "siyasal demokrasi"nin, ancak, Karl Marx'ın da ele aldığı biçimde, "iktisâdî demokrasi"nin gerçekleşmesi ölçüsünde sosyal fayda getireceğine yönelmiştir.
Tarihçi Doğan Avcıoğlu'nu anarken, "demokrasi" kavramının farklı boyutlarını düşünmek gerekir. ama, "askerî rejim" ya da "askerî devrim" kavramlarının da Doğan Avcıoğlu'nun eserlerinde bir yeri olmuştur.
SİNAN ÖNER

Monday, June 8, 2009

SHP Kongresi

Sosyal Demokrat Halk Partisi, 7 Haziran 2009'da Kongresi'ni toplamış!
SHP Parti Meclisi Üyeliği'ne seçilen Yücel Çiftçi ile sohbet ederken, önceki SHP'yi, İnönü'leri, bugünkü SHP'yi andık.
Yücel Çiftçi, SHP'de etkin bir kişi.
önümüzdeki seçimlerde, SHP'nin de bir iktidâr şansı olduğunu söyledim Yücel Çiftçi'ye, bir "kilit parti" neden olmasın SHP?
SHP Genel Başkanlığı'na Değerli Siyasetçi Hüseyin Ergün seçilmiş.
Hüseyin Ergün'ü 1980'lerden beri bilirim. Profesör Erdal İnönü SHP Lideriyken, Hüseyin Ergün de, öteki "68'liler" gibi, SHP'de siyaset yapmıştı. Bozkurt Nuhoğlu, Kâzım Kolcuoğlu, Celâl Doğan, Salman Kaya, Sönmez Targan gibi "68'liler" de SHP'de idi.
Hüseyin Ergün'ün daha üniversite yıllarında bir lider kişiliği olduğu bilinir. TİP de, Hüseyin Ergün'e güvenmiştir, Aybar da, Boran da, Sargın da, Hüseyin Ergün'e güvendiler, destek verdiler.
şimdi, sosyal demokrat siyaset'te yeni bir dönem başlıyor.
ben, Erdal İnönü ile çeşitli şekillerde mesai yapmış biri olarak da -SHP Kongreleri'nde veyâ il teşkilâtlarında, ilçe teşkilâtlarında!-, Tarihçi olarak da, SHP'yi kutladım. ayrıca, SHP'nin Meclis'te bir Meclis Grubu kurması yönünde bir politikanın yürütülmesi gereğini ifâde ettim, SHP Parti Meclisi Üyesi Yücel Çiftçi'ye.
Erdal İnönü, SHP'nin Fâhri Başkanıydı.
SHP ile geçen bir çocukluk, gençlik yaşamış biri olarak, SHP'nin yönetici bir çevre hâline gelmesini dilerim.
SİNAN ÖNER

Sunday, June 7, 2009

Doğan Avcıoğlu'nu Anmak (1)

Tarihçi Doğan Avcıoğlu, 1960'larda "Yön"ü yayınladıktan beri, bir tartışma konusu! Doğan Avcıoğlu, 1983'de "kanser" hastalığı sonucu vefât ettiği hâlde, okumuşlar, yöneticiler arasında, hâlâ "yaşıyor", tartışılıyor.
neden?
Doğan Avcıoğlu, "tarihçilik" ile "siyaset"i birarada başarmış bir yazardı!
"Türklerin Tarihi", "Millî Kurtuluş Tarihi", "Türkiye'nin Düzeni" gibi kitapları ile, 1960'larda, "düşünsel bir devrim" yapmıştı, Tarihçi Doğan Avcıoğlu. "Yön" Dergisi ile de, bu "devrim"i iyice sağlam kıldı, iyice yaydı, iyice kuvvetlendirdi. Doğan Avcıoğlu, yaptıklarının bir "devrim" olduğunu da anladı, "Devrim" diye bir Gazete yayınladı.
Doğan Avcıoğlu'nun liderliği olmasaydı, ne TİP kurulacaktı, ne "Ortanın Solu" Ecevit'i CHP Lideri yapacaktı, ne de Süleyman Demirel'in devlet adamlığı "seçkinler" arasında kabûl edilecekti; Doğan Avcıoğlu'nun liderliği, hepsini mümkün kılmış bir liderlik idi.
zaten, 27 Mayıs 1960 İhtilâli'ni de, 12 Mart Muhtırası'nı da, Tarihçi Doğan Avcıoğlu'na bağlamalarının da gerekçesi idi, Doğan Avcıoğlu'nun yaptığı "düşünsel devrim".
tarihçiler, Cumhuriyet Dönemi'nde, üç kez destek gördüler. ilki, Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'nu kurup tarihçileri Kurum'a dâvet etmesidir. ikincisi, 1960'larda, Doğan Avcıoğlu'nun liderliği ile tarihçilerin desteklenmesidir. üçüncüsü de, 1990'larda, Sovyetler Birliği'nin Bağımsız Devletler Topluluğu'na dönüşmesi ile tarihçilerin desteklenmesidir.
ilk destek, aynı zamanda "siyasî" idi, Atatürk'ün Fuat Köprülü'ye, Uluğ İğdemir'e, Afet İnan'a verdiği destek iyi anımsanır! Fuat Köprülü'ye, İsmet İnönü de, Celâl Bayar da destek vermişlerdi, hatta, bir süre Dışişleri Bakanlığı yapmıştı, Tarihçi Fuat Köprülü. Tarihçi Şemsettin Günaltay da, İsmet İnönü'nün desteği ile Başbakanlık yapmıştı.
ikinci destek ile, Türk Tarih Kurumu canlandırıldı, yayınları çoğaltıldı, TİP'de, AP'de, CHP'de, "akademisyenler", tarihçiler, öğretmenler, üye yapıldı, yönetici oldular, 1960'larda.
1990'larda, dünya tarihçileri, Türkiye'ye dâvet edildiler. sempozyumlarda, konferanslarda, toplantılarda, biraraya getirildiler. Cyril Mango, Paul Thompson, Denis Berger, İrene Melikoff, John Berger, Sureiya Faroqui, Paul Dumônt, Machiel Kiel, Justin McCarthy, Carter Findley, bu tarihçilerden bazılarıdır. ayrıca, Andrew Mango gibi "biyograf" tarihçilerin, Atatürk'ün "biyografi"sini yazmalarına da yardımcı olunmuştur.
Tarihçi Doğan Avcıoğlu'nun, 1960'larda yaptığı liderlik, Türkiye'de tarihçiliğe büyük kazanımlar getirdi.
SİNAN ÖNER

Meclis, Tatil'e Giriyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama yılı'nın sonuna geldi, tatil'e giriyor.
geçtiğimiz yasama yılı'nda, Meclis'i dört kez ziyâret etmiştim. iki kez, CHP Grup Toplantısı'nda, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı dinledim. bir kez, Meclis Kütüphanesi'ni inceledim. bir kez de, Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze törenlerine katılmak amacı ile Meclis'i ziyâret etmiştim.
önceki yıllarda, Meclis Televizyonu'ndan Meclis oturumlarını sürekli izledim, 2003'lerden 2008'lere.
Değerli Meclis Başkanvekili Şükran Güldal Mumcu'ya da ziyâretler yaptım, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'na, "danışmanlık" başvurusunda bulundum. Güldal Mumcu'nun Meclis faâliyetlerinde yorulduğu belli oluyor, yaz aylarında herhâlde yorgunluklarını atarlar.
Meclis'te, CHP dışındaki Meclis Grup toplantılarını da, Meclis Televizyonu'nda izledim. MHP Grupları'nın çoğunu izledim, MHP Genel Başkanı Doktor Devlet Bahçeli'nin Grup tartışmalarını izledim.
2007 Seçimleri ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir "kalite" aşaması yaşandı. seçilen milletvekilleri arasında, eski Başbakan Mesut Yılmaz, eski Başbakan Yardımcısı Doktor Devlet Bahçeli, Ecevit'in Genel Sekreteri Süleyman Yağız, Profesör Nur Serter de vardı.
şimdi, 2009 yasama yılı da sona eriyor.
SİNAN ÖNER

Saturday, June 6, 2009

Yalova'da Bir Çevre Paneli

5 Haziran Çevre Günü'nde,Yalova'da bir çevre paneli yapıldı.
TEMA Vakfı Başkanı Profesör Doktor Lütfü Baş, Çevreci Yazar Arif Ekim, Orman Mühendisi Fevzi Yılmaz, toplantıda düşüncelerini duyurdular. Yalova Belediye Başkanı Yakup Koçal da, toplantının açılışını yaptı.
anlatılanlar, tüm dünyada bir "çevre felâketi"nin yaşandığını göstermektedir. Yalova da, deprem felâketlerinin yaşandığı bir kent olması ile beraber, ormanları ile de bilinen bir kent. çevre tâhribatının, sanayileşme nedeni ile yaşandığı bir yer, Yalova.
panelde, bazı rakamlar ilân edildi. çevre konuları ile bağlı veriler, izleyicilere aktarıldı.
çevreciliğin tarihi açısından, Yalova İli'nin özel bir yeri vardır. Atatürk'ün de keşfedip koruduğu gibi, Bizans, Osmanlı uygarlıkları, Yalova çevresine titizlendiler. Yalova çevresi, doğal zenginliklerin merkezidir.
5 Haziran Çevre Günü'nde yapılan panel'e katılım da yoğun idi.
TEMA Vakfı'nın çevre konularında yaptığı liderliğin bir örneği idi, çevre paneli.
SİNAN ÖNER

Orhan Kemal'siz 39 Yıl!

Romancı, Öykücü Orhan Kemal (Raşit Öğütçü), 4 Haziran 1970'de, Sofya'da ölmüş büyük yazarımız.
çocukluğu, gençliği, Beyrut'ta, Adana'da, İstanbul'da geçen Orhan Kemal, tüm enerjisini yazmaya adamış büyük bir yazardı!
yazdıklarını hemen yayınlamaktaydı, gazetelerde tefrikâ hâlinde yayınlanan eserlerinin binlerce okuru vardı. oyunları sahnelendi, senaryoları filmleştirildi, romanları farklı dillerde yayınlandı, Orhan Kemal'in.
Orhan Kemal Vakfı, bu yılki Orhan Kemal Roman Ödülü'nü Zülfü Livaneli'ye vermiş. Yaşar Kemal Göğceli de, törende düşüncelerini duyurmuş. Orhan Kemal'in evlâdı Işık Öğütçü de, tören'de yer almış.
Orhan Kemal Ödülü, 1970'lerden beri yazarlara verilmektedir. Vedat Türkali, Yılmaz Güney, Peride Celâl gibi yazarlar da, Orhan Kemal Ödülü almışlardı.
Orhan Kemal'in eserlerini anlatmak için büyük bir enerji gerekir! Asım Bezirci, Kemal Sülker, Fethi Naci gibi eleştirmenler, edebiyat tarihçileri, Orhan Kemal'i anlatan bazı eserler yazmışlardı.
2009'da, Orhan Kemal'i saygı ile anıyorum.
SİNAN ÖNER

Nâzım Hikmet Ran'ı Anmak

Şâir Nâzım Hikmet Ran, 3 Haziran 1963'te, Moskova'da ölmüş, tüm dünyada milyonlarca okurunu yalnız bırakmıştı.
Nâzım Hikmet Ran'ı saygı ile anıyorum.
Şâir Nâzım Hikmet Ran'ın eserlerini ilk kez ilkokul yıllarımda okumuştum. şiirlerini okurken, "yüksek bir makam"da yaşadığımı hissederdim. ilk şiirlerini, sonrakileri, destanlarını, "portreler"ini, "sevda şiirleri"ni, denemelerini, ayrıntılarını kavrayıncaya dek okurdum.
Nâzım Hikmet Ran gibi bir Şâir, herhâlde bir daha gelmeyecek, Türk Şiiri'nin de, Sovyet Şiiri'nin de büyük ustasıdır Nâzım Hikmet Ran.
SİNAN ÖNER

Friday, June 5, 2009

Profesör Türkân Saylan

Profesör Türkân Saylan'ı da anmalıyım!
geçenlerde, "kanser" hastalığı ile sürmüş uzun savaşımında, "şehit" oldu Profesör Türkân Saylan. Türkân Saylan, on yıllarca üniversitelerde öğrenci yetiştirdi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni yaydı, yönetti, gençleştirdi, tazeledi.
ama, son yıllarında, biraz dargındı, yine de toplantılar yaptı, "millet"e yönelik mesajlar üretti, öğrencileri destekledi, Türkân Saylan.
Türkân Saylan ile aynı "mahalle"de yaşamış gibiydik, 1980'lerde keşfettiğim bir Profesör Yazar idi, Türkân Saylan, hiç uzaklaşmadık birbirimizden, ama, hiç de "kucaklaşmadık!"
Profesör Türkel Minibaş ile "kucaklaşmıştık." ne de olsa, Türkel Minibaş, bir "iktisâtçı" idi, "kucaklaşma"ya eğilimli bir Profesör idi. ama, Türkân Saylan, "resmî" idi, "mesâfeli" idi, "ağırbaşlı" idi, "hükmedici" idi. "kucaklaşmamız", ancak, okurken, yazarken, düşünürken, "düşünce sınırları içinde" ama, "soğuk" bir "selâmlaşma" gibi mümkün olur idi, öyle de olmuştur.
ben, Profesörlerim ile "yatmadım". bazıları beni düşledi belki, ama, "düşlemek", "sempâti" göstergesi idi. Türkân Saylan ile de "yatmadım." Türkel Minibaş ile de "yatmadım."
Türk erkeklerinde, Türkân Şoray ile "yatmak" arzusu bilinir. şimdi hâlâ var mı böyle bir arzu, bilmiyorum ama, ben, "haddimi bilirim", Türkân Şoray ile de "yatmadım", "yatmak" yönünde bir girişim yapmadım!
Atıf Yılmaz Batıbeki'nin bir önerisi vardı, "Türkân'a aşık olmak, Türkân'la yatmak'tan daha değerli bir gerçek" idi! Atıf Yılmaz Batıbeki, bir defâsında, "Türkân'dan korkarım" demiştir, "ilk filmlerimizde Türkân'a aşık olmuştum ama, dost kalmayı seçtik, dost kalmayı bana Türkân öğretmiştir" demişti.
Profesör Türkân Saylan ile "dost olmak" da pek kolay değildi! Türkân Saylan, bir Profesör idi, Profesörlüğü, her türlü başka sıfat'tan önce gelmekteydi. "Türkân Saylan'a aşık olmak" da, "çok değerli bir gerçek" idi, ama, "aşıkları"nı hiç bir yerde okumadım. cenâze törenlerinde biraraya gelmiş hayranlarını görünce, Profesör Türkân Saylan'ın daha uzun yıllar anılacağını, eserlerinin yayılacağını, öğrencilerinin de değerli yurttaşlar hâline geleceğini hissettim.
Profesör Türkân Saylan'ı saygı ile anıyorum.
SİNAN ÖNER

Barack Obama, Mısır'da!

ABD Başkanı Barack Hussein Obama, Mısır'da. Obama'nın Kahire'deki toplantıları, tüm dünya'da tepkiler uyandırdı, iyi ya da kötü.
geçende, "Taraf" Yazarı Nabi Yağcı da, Obama'nın Mısır toplantılarına değinmiş. Ortadoğu'ya yönelik ABD politikalarının nasıl değişeceği, nasıl değişmesi gerektiğini tartışmış. Nabi Yağcı'nın makalelerini okurken, okurların kuşkulanması haklı, acaba gerçekten Nabi Yağcı mı yazıyor bu makaleleri diye! çünkü, Nabi Yağcı, geçmişte, TKP Genel Sekreterliği, TBKP Genel Sekreterliği, TÜSTAV Başkanlığı yapmış bir yurttaşımız, ABD ile ilgili pek çok makale yazmış, pek çok tartışma yaratmış bir siyasetçi! bugünkü mütevâzi makalelerini nasıl yazdığına okurları merâklanır.
Nabi Yağcı'nın Barack Obama'yı desteklediği belli. ABD seçimlerini, ben de, 1978'lerden beri izlerim, bazı durumlar dışında, Demokrat Parti adaylarını desteklemiştim. ama, 2004'teki Başkanlık seçimlerinde, Demokrat aday Kerry White'ın seçilmesini istemedim, George Walker Bush'un ikinci kez seçilmesini daha doğru buldum. Kerry White, hâlâ bana öfkeli mi, bilmiyorum, çünkü düşüncelerimi bir gazetedeki köşemde yayınlamıştım, belki Amerikalı seçmenler de okudu yazdıklarımı, Kerry White'ın umduğu oyları azaltmışımdır.
Cumhuriyetçi Başkan George Walker Bush'un nasıl bir ABD yönetimi bıraktığını hâlâ bilmiyoruz!
Barack Obama'nın Mısır'a, Arap ülkelerine, İsrail'e yönelik düşünceleri, genelde iyi. ama, ABD yönetimi, hâlâ tam anlamı ile yenilenemedi. CIA, Pentagon, Diplomatlar, İş Çevreleri, Barack Obama'ya uyumlu bir biçimde yenilendiler mi, sanmıyoruz.
Barack Hussein Obama'ya yönelik tehditler de az değil! hatta, Kennedy Suikasti'ne göndermeler yapan çevreler de var, yazık ki.
ABD'de, Demokratlar'ın da, Cumhuriyetçiler'in de, dikkatli olması, zaman yitirmeden politikalarını yenilemeleri, yönetici kurumlarını da yeni politikalara uyumlu kılmaları gerekir. yoksa, tüm dünya zarar görür, Türkiye gibi ülkeler, zaten bunalımların kuşatmasında yaşıyorlar. ABD'nin yaşayacağı kötülükler, herkese büyük yükler getirir.
SİNAN ÖNER

"Muhsin, Vefât Etti"

"Muhsin, vefât etti", geçen aylarda, Sivaslı Muhsin Yazıcıoğlu vefât edince, 1980'den bugüne, 2009'a, neler yaşadığımızı, zamanın nasıl geçtiğini, yaşamak gerçeğinin "şaka" ile bağını düşünmek zorunda kaldım.
Muhsin, nasıl bir insandı?
gençken, Alparslan Türkeş'in hayranı biriymiş, Ülkücü Gençlik Derneği Başkanlığı yapmış, hatta, 1980'lerde "adam öldürme suçlaması" ile "idâm"ı istenmiş, yargılanmış, yıllarca da hapislerde yatmış biri.
Muhsin, bir süre sonra, 1990'larda, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu oldu. milletvekilliği sırasında, BBP'yi "kilit parti" durumuna getirdi, Muhsin Yazıcıoğlu.
Muhsin Yazıcıoğlu, 2007'de yine milletvekili seçildi mi, anımsamıyorum, ama, Meclis'te çokça mesai yapmıştı. yaşlandıkça "demokrat" bir insan oldu, Muhsin Yazıcıoğlu.
cenazesi, Meclis'te "devlet töreni" ile yapıldı, ben de, bir Tarihçi olarak, Muhsin'i neredeyse otuz iki yıldır bilen biri olarak yolculamak istedim, ailesi ile beraber olmak istedim, kalktım, Meclis'teki tören alanında yerimi aldım. alandaki tabut'ta Muhsin var mıydı? tabut'u açıp bakmadım, ama, devlet adamlarımız sıra ile alana gelince, Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğünü anladım. Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Devlet Bahçeli, İsmet Sezgin, Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan, Köksal Toptan, Bülent Arınç, İlhan Kesici, Ekrem Ceyhun, Abdülkadir Aksu, Kâmran İnan, hepimiz törende yerimizi aldık. hepimizi gösteren fotoğrafımız, Türkiye Gazetesi'nin bir sayfasında yer aldı.
çok erken bir vefât'ı nasıl algılayacağımızı hâlâ bilmiyoruz.
bir "kaza"nın neden olduğu bir ölüm, Muhsin Yazıcıoğlu'nun, Sivaslı Muhsin'in ölümü. "kaza"nın nedenlerini bilmiyoruz. belki bilmek de istemiyoruz. ama, yinelenmesini de istemiyoruz.
Tarihçilikte karar kılarken, ülkemizin yaşadığı tüm gerçekleri anlamak istemiştim. ama, "anlamak"ta, "ızdıraplar" vardır. hele, 20. Yüzyıl Tarihi'ni düşünürken, insan, "ağlar".
Muhsin, "adam öldürdü mü?"
Muhsin Yazıcıoğlu'nun adam öldürdüğüne dair bir bilgimiz ya da bir verimiz yok. ama, Muhsin'in, genç yaşta Dernekçi olmuş Muhsin'in adam öldürdüğüne dair çok şeyler yazılmıştı! yargılamaları çok kişi anımsamaz ya da hiç bilmez. tümüyle unutmak da mümkün değildir, doğru da değildir, "dersler" vardır alınması gereken.
cenaze'de, ailesini izledim, annesine eğilen subaylarımızı, siyasetçilerimizi izledim. evlâtlarını, yeğenlerini, büyüklerini izledim. Muhsin Yazıcıoğlu'nu yolcu ederken, Ramiz Ongun ile, Hasan Celâl Güzel ile, Tansu Çiller ile karşılaştık, birbirimizi yokladık.
geç kaldım ama, Muhsin Yazıcıoğlu'nun seçmenlerine, çevresine, ailesine başsağlığı dilerim. beni okurlar mı, bilmiyorum, ama, ben, BBP'yi hep okudum.
SİNAN ÖNER

Thursday, June 4, 2009

TÜSTAV'da Mütevelli Heyet

Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı, Mütevelli Heyet olağan Genel Kurulu'nu topluyor.
TÜSTAV, 1992'de, Nabi Yağcı, Abdurrahman Atalay, Ahmet Kardam tarafından kurulmuş bir Tarih Kurumu. bugüne dek, kitaplar yayınladı, Komintern Arşivleri Türkiye Bölümü Belgeleri'ni koruyup araştırmacıların yararlanması için hazırladı, DİSK Arşivi'ni biraraya getirdi, bazı TİP Tarihi Belgeleri'ni topladı, Atılım, Adımlar gibi dergilerin geçmiş sayılarını topladı. ayrıca, TÜSTAV, TBKP Tarihi ile ilgili belgelerin çoğunu koruyup araştırmacıların yararlanması yönünde tasnif ediyor. 1997'lerde, TÜSTAV, TBKP Yöneticileri ile bir "sözlü tarih" çalışması yaptı, toplanan "sözlü arşiv", TÜSTAV'da korunuyor.
Nabi Yağcı, TÜSTAV'da, 1992'den 2000'e kadar Başkanlık yaptı. daha sonra, Erden Akbulut, Doktor Nihat Sargın, Gültekin Uçar, TÜSTAV Başkanlığı yaptılar.
Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı'nın uluslararası tarih kurumları ile de iyi ilişkileri, sözleşmeleri, anlaşmaları var.
Hollanda Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü (USTE) ile TÜSTAV, beraberce, 1995'de bir sempozyum toplamışlardı, Mecidiyeköy Kültür Merkezi (Park Restoran) salonlarında. USTE'nin, dünya'daki bir çok tarih kurumları ile tarihsel ilişkileri var, USTE, 1930'lardan beri, Komintern Tarihi belgelerinin, Karl Marx, Friedrich Engels gibi düşünürlerin yazdığı eserlerin korunması alanlarında etkin bir kurum. Hollanda Kraliyet Ailesi de, USTE'yi destekliyor.
TÜSTAV, Moskova'daki Komintern Arşivleri ile de iyi ilişkilere sahip. Almanya, İsveç, Fransa gibi ülkelerdeki tarih kurumları da, TÜSTAV'ı destekledi.
TÜSTAV'ın Mütevelli Heyet toplantıları, 2005'den beri sorunsuz yapılıyor. daha önce, Vakıf üyeliği hukukunda farklı uygulamalar vardı, ama, 2000'lerden itibâren, Mütevelli Heyet uygulaması başlatıldı.
TÜSTAV'ın yayın alanında, artık kabûl edilmiş bir tarih kurumu olduğu bellidir.
TÜSTAV, Nâzım Hikmet Ran, Mustafa Suphi, Reşat Fuat Baraner, Doğan Avcıoğlu, Rasih Nuri İleri, İsmail Bilen, Şefik Hüsnü, Mehmet Ali Aybar, Nihat Sargın gibi tarihsel kişiliklerin anlatımlarına bağlı pek çok yayın yapmış, saygın bir Tarih Vakfı. öteki Tarih Vakıfları ile de iyi ilişkileri bulunmakta. TÜSTAV'ın gelecekte neler yapacağını beraber göreceğiz.
ben de, "naçizâne", 1993'lerden beri, TÜSTAV'da yararlı biri olmayı denedim. 1998'de, TÜSTAV Yönetim Kurulu Üyesi seçildim, bir süre yöneticilik yaptım, 2005'den beri, TÜSTAV Mütevelli Heyet Üyesiyim, 2007'deki TÜSTAV Genel Kurulu'nda TÜSTAV Başkan Adaylığı yaptım. TÜSTAV'ın hazırladığı sempozyumlara, toplantılara, "fedakârca" katkı yapmış bir Tarihçi'yim.
TÜSTAV Mütevelli Heyet olağan Genel Kurulu'nu kutlarım.
SİNAN ÖNER