Thursday, October 7, 2010

2010 Nobel Edebiyat Ödülü, Mario Vargas Llosa'nın

2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi bugün açıklandı: Mario Vargas Llosa.
Mario Vargas Llosa, Peru'lu İspanyol Yazar, Romancı, Denemeci, "Profesör".
Mario Vargas Llosa'ya Nobel Edebiyat Ödülü'nün "bir gün mutlaka" verileceğini daha liseli yıllarımda -1985'lerde- biliyordum, hissediyordum, hatta verilmesi gerektiğini de düşünüyordum.
Mario Vargas Llosa'nın eserlerini pek okumadım halbûki, Türkçe'de "Kent ve Köpekler" romanı yayınlanmıştı yıllar önce, sonra başka çeviriler yapıldı, şimdi, Nobel Edebiyat Ödülü'nü alınca, eserlerinin çoğu Türkçe'ye çevrilir, yayınlanır!
Nobel Edebiyat Ödülü'nün Türkçe'ye çok yararı olmuştur, geçmişte, Nobel Ödülü aldılar diye bir çok yazarın eserleri Türkçe'ye çevrilmiş, yayınlanmıştı. zaten, Nobel Edebiyat Ödülü, 20. Yüzyıl'ın başlarında verilmeye başlanırken, bir amaç da bu idi, ödül kazanan yazarların eserlerinin farklı dillerde, farklı ülkelerde yayınlanması.
meselâ, daha geçen yıllarda, Portekizli İspanyol Yazar José Saramago'nun eserleri, José Saramago Nobel Edebiyat Ödülü alınca Türkçe'de yayınlanmıştı, daha önce José Saramago pek bilinmiyordu Türkiye'de.
yine, Gabriel Garcia Marquez, 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü alınca, eserleri Türkçe'ye çevrildi, Türkçe'de yayınlandı, romanları, öyküleri, denemeleri.
Mario Vargas Llosa, Perulu ama İspanyol bir Yazar, İspanya'da üniversite eğitimi almış, İspanyolca yazıyor eserlerini. Mario Vargas Llosa'nın, bir romancı olarak ustalığı tüm dünyada kabûl ediliyor, aynı zamanda bir filozof, Mario Vargas Llosa, siyaset filozofu, tarih filozofu. Latin Amerikalı yazarlar arasında, "modern edebiyat" açısından Mario Vargas Llosa, "modernizm"in edebiyat'ta büyük bir uygulayıcısı. Julio Cortazar, Jorge Amado, Pablo Neruda, Miguel Angel Asturias, Octavio Paz gibi yazarlar gibi, Mario Vargas Llosa da, bir anlamda, bir "gerçekçilik ustası". Mario Vargas Llosa'nın eserlerinin çoğunu okumadığım için, yazarlığı ile ilgili fazla bir şey yazmak istemem. ama, Mario Vargas Llosa'ya 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nün verilmesinin çok iyi, çok doğru bir seçim olduğunu yazmamda hiç bir sakınca yok, hatta eserlerini okusaydım, daha da çok şey yazardım!
Mario Vargas Llosa'yı kutlarım, Peru'yu, İspanya'yı, İsveç'i kutlarım.
SİNAN ÖNER

Monday, October 4, 2010

Şiir'le Yaşadığım Hayat!

Şiir'le yaşadığım hayat'ı anlatmam gerek.
neden şiir yazdım, neden şiirlerin arasında yaşadım, neden Şâirler'le yaşadım?
şiir yazmaya, 1983'de başladım, 12 yaşımda, geç bir tarih. ama, şiir okumaya, hemen 7 yaşımda başlamıştım. roman okumaya da çok erken başladım, 8 yaşımda, Victor Hugo'nun "Sefiller"ini okumuştum, yüzlerce sayfa. Waterloo Savaşı'nı tartıştım daha çocukken, Napoléon'un Rusya ile savaşını, Victor Hugo, "Sefiller"de sayfalarca anlatmıştı. Jan Val Jean'ın, Cosette'in, Marius'un, Javert'ın, Fantine'in yaşadığı Paris'te yaşadım, çocukluğumu. elbette, "Sefiller" okuru olarak. Fransız Şiiri'ni de, Türkçe çevirilerinden çocukluğumda okumaya başlamıştım.
deneme okumaya, ya da makale okumaya da, 7 yaşımda başladım, Montaigne'in Denemeler'ini, 12 yaşımda okumuştum, Türkçe çevirisi ile.
şiir'i Şâirce anlayışım, yine 12 yaşımda idi, şiir yazdığımı fark edince, Şâir olacağımı da hissetmiştim. zaten, Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Mehmet Akif, Tevfik Fikret gibi usta Şâirlerimizin çok şiirini okumuştum, şiirsel anlayışları ile kişiliğimde hissettiğim şiirsel özelliklerin birbirine benzediğini de fark etmiştim.
şiir, kelimeler'le yaşadığım bir oyun idi önce, sonra, sokaklarda, caddelerde, şehirlerde dolaşırken, şiirsel keşifler yapmayı öğrendim.
15 yaşımda, şiirlerden bir "dünya" kurmuştum!
dünya şiiri'nin Türkçe'de yayınlanan Şâirler'nin yazdıklarını toplamıştım, harçlıklarımı şiir'e harcamıştım yıllarca.
Türkçe şiiri öyle çok okumuştum ki, artık Şâirler'le sohbet etmek istiyordum, usta Şâirler'le, yazdıkları şiirlerin bana verdiği heyecan ile rastlaşmak istiyordum.
1985'de İstanbul'a taşınınca, bir çok Şâir'le sohbet etmek ya da onları dinlemek, izlemek mümkün oldu, Cemal Süreyâ, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Arif Damar, Kerim Korcan, Can Yücel, Kemal Özer, Onat Kutlar, Halim Şefik Güzelson, Melih Cevdet Anday, Tahsin Saraç, Aziz Nesin, Necâti Cumalı, Muzaffer İlhan Erdost, Vecihi Timuroğlu, Melisa Gürpınar, Gülten Akın, Ali Püsküllüoğlu, Rıfat Ilgaz gibi bir çok usta Şâir'le aynı salonlarda, aynı sohbetlerde yer aldım, çoğunun yazdıklarını zaten daha önce de okumuştum.
demek, şiir'le yaşayışımda, kitaplar vardır, İstanbul'da, Ankara'da, Yalova'da yaşadığım "kitaplı" bir hayat vardır!
şiir'i, felsefesi ya da estetiği açısından da incelemiştim.
dünya'nın bir çok şiir uzmanı'nın kitaplarını okumuştum. şiir'in nitelikleri, tarihsel bir sanat olarak tanımlanması, sürekli meraklandığım bir konu idi.
bu nedenle, üniversite olarak, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okumayı seçmiştim.
üniversite yıllarımda, şiir yazmak, doğal bir alışkanlığım idi. İstanbul ile Yalova arasında yolculuk yaptığım beş yıl süresince, şiir yazdım! vapurlarda, otobüslerde, kıyılarda, kıyı kafelerinde, şiir'le yaşadım.
üniversite yıllarımda, şiir'le yaşadıklarım ilginç rastlaşmalar getirmişti bana.
keşif yapmak, Şâir'in başlıca özelliklerinden biriydi, ben de, üniversite yıllarımda tüm Türkiye'yi dolaşmıştım, şiirsel keşiflerle dolu yolculuklarda. Ege'de, Karadeniz'de, Marmara Bölgesi'nde, Kapadokya'da, Güney'de, çeşitli kentlerde, kasabalarda, köylerde, hem coğrafî incelemeler yaptım, hem de şiirsel keşifler yaptım.
bu yolculuklarımın şiirsel sonuçları arasında, Japonya'da yayınladığım 75 kadar şiir vardır, Japonca'da yayınlamıştım şiirlerimi, şiirlerimi çeviren de, Japonca Uzmanı Kardeşim İnan Öner idi, 2004 ile 2008 arasında şiirlerim, hemen her ay, "Mi'te" Şiir Dergisi'nde yayınlandı.
şiir'de yaşamak, beni mutlaka doğal yaşayış koşullarına, coğrafî gerçeklere bağlıyor idi.
tarihçiliğimi de şiir'e bağladığımı yazmam gerek.
tarih kurumlarında çalıştığım yıllarda, ki, uzun yıllar sürmüştür bu deneyimlerim, şiir'den kopmadığım gibi, şiir'de yaşamaktan da kopmadım, şiirler yazdım ya da şiirler okudum. şiirsel keşiflerim, tarihçiliğim sırasında sürüp gelmişti, tarihçiliği öğrenirken, şiir'i de yeniden öğrenmekteydim.
Şiir Sanatı, çok eski bir sanat, binlerce yıllık bir geçmişi var.
2008'de, Sovyet Kırgız Yazar Chinghiz Aitmatov'un vefâtının ardından Kırgızistan'a gitmiştim, Manas Üniversitesi'nde, bir süre Kırgızca, Rusça dersleri almıştım. bu sürede, Kırgız Şiiri'ni inceledim, onlarca Kırgız Şâiri'nin şiirlerini okudum. Manas Destanı ile ilgili bazı notlar okudum. Asya'nın tarihsel, doğal güçlerinin şiir'de anlatımını bulmuş olduğunu fark ettim. hem de, Tanrı Dağı'nın hemen çevresinde idim! Şâir Yağmur Atsız'ın Babası Nihâl Atsız'ın yazdığı "Tanrı Dağı" şiirini okumuştum daha önce, şimdi Tanrı Dağı'nda idim, büyük bir şiirsel keşif idi yaşadığım.
Rus Şiiri'ni Türkçe'ye, İngilizce'ye çevrildiği özellikleri ile incelemiştim daha önce, ama, şimdi, Sovyet Kırgızistanı'nda, Ruslar'ın yaşadığı bir ülkede idim. ama, Rusça öğrenimim yine de tamamlanamadı, bir süre daha ertelemek zorunda kaldım, Rusça'yı tüm özellikleri ile öğrenmeyi.
Kırgızistan'a giderken, ilk kez uçağa binmiştim, ilk kez uçtum!
şiir açısından büyük bir anlamı vardır, uçak yolculuklarının.
şiir, kelimelerle duyuşları birbirine bağlama sanatı olarak ya da, duyuşları kelimelerde duyurma sanatı olarak vardır, bu açıdan uçak yolculuklarının Şâir'de yarattığı duyuşları mutlaka kelimeleştirmek gerekir. geçmişte, vapur yolculuklarında şiirler yazardım, sonra, tren yolculuklarında, otobüs yolculuklarında, otomobil yolculuklarında, şiirsel keşifler yapmıştım.
şiir yazmak, Rus Şâir Mayakovsky'nin yazdığı gibi, yalnız coğrafî duyuşlarla değil,  tarihsel hafıza ile çalışmayı gerekli kılıyor idi, Şâir, geçmişi zihninde taşır, şiirsel geçmişi duyuşlarında, mantığında taşır, ya da yeniden keşfeder. tarihsel hafıza, Şâir'in şiir yazarkenki başlıca esin kaynağıdır, hem de şiirsel bir çalışma'nın üretici malzemelerini içerir.
Nobel Edebiyat Ödülü'nün, bu yıl bir Şâir'e verilmesini dilediğim için yazdım bu denemeyi, biraz da. hatta, Nobel Edebiyat Ödülü, bana bile verilse, doğru bir seçim olur bu, şiir'le yaşadığım hayat'ı İsveç Kraliyet Akademisi ya da Nobel Ödülleri Komitesi bilseydi, Nobel Edebiyat Ödülü almam çok doğal bir gerçek olacak idi, şiir'le bir hayat yaşadım, ama, "şiir yayınlamak" açısından bir seçim yapmak zorunda kaldım, Japonya'da, Japonca yayınlamayı seçtim, şiirsel biyografim incelendiğinde, büyük bir Şâir olduğumu bile duyurmak mümkün, doğal bir niteleme olurdu bu.
SİNAN ÖNER

Sunday, October 3, 2010

Nobel Edebiyat Ödülü!

Nobel Edebiyat Ödülü, 2010'da kime verilecek?
önümüzdeki hafta açıklanıyor!
Nobel Edebiyat Ödülü'nün dünya edebiyatı açısından da, Türkiye edebiyatı açısından da ne kadar ilginç bir ödül olduğunu okurlarım bilirler.
Nobel Ödülleri, farklı alanlarda dağıtılıyor, İsveç Kraliyet Akademisi, Alfred Nobel'in anısını korumak amacıyla, Nobel Ödülleri dağıtmayı sürdürüyor.
Türkiye'de, Yaşar Kemal Göğceli, yıllarca Nobel Edebiyat Ödülü almayı istedi, bu yönde girişimler yaptı, ya da bu yöndeki girişimleri destekledi, ama, olmadı, hâlâ Yaşar Kemal Göğceli, Nobel Edebiyat Ödülü alamadı.
ama, Orhan Pamuk, geçen yıllarda, ilk kez, Türkçe yazan bir romancı olarak, Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü aldığı törenleri, internet'teki Nobel Ödülleri Komitesi sayfalarında izlemiştim. İsveç Kralı Gustav, Orhan Pamuk'a Nobel Edebiyat Ödülü'nü törenle vermişti. törene, Orhan Pamuk'un kızı Rüya Pamuk da katılmıştı.
Nobel Edebiyat Ödülü alan yazarlar, şâirler arasında, Gabriel Garcia Marquez, Jose Saramago, Pablo Neruda, Jean Paul Sartre, Octavio Paz, Yorgo Seferis, Jaroslav Seifert, Samuel Beckett, Rabindranath Tagore, Boris Pasternak, Elias Canetti, Dario Fo, Romain Rolland, Kenzaburo Oe, Yasunari Kawabata, Doris Lessing, Ernest Hemingway, Necip Mahfuz gibi usta yazarlar, şâirler vardır.
Nobel Edebiyat Ödülü, saygın bir edebiyat ödülü.
ama, Nobel Edebiyat Ödülü alamayan usta yazarlar, şâirler de vardır: Nâzım Hikmet Ran, Chinghiz Aitmatov, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Rafael Alberti, Cesare Pavese, Arthur Miller, Nicholas Guillien, Jack London, Franz Kafka, Bertolt Brecht, Paul Eluard, Yevgeni Yevtushenko, Yukio Mishima, Jorge Amado gibi.
Nâzım Hikmet Ran, Dünya Barış Ödülü almıştı, Chinghiz Aitmatov da, Lenin Ödülü. Chinghiz Aitmatov, bir sohbetinde, "bana Nobel Ödülü vermediler ama, eserlerim 150 dil'de yayınlandı, bu da Nobel Ödülü kadar büyük bir ödül!" demişti.
zaten, tüm usta yazarlara, şâirlere ödül vermek de mümkün değildir, dünya edebiyatı zengin bir edebiyat, bir çok yazar, bir çok şâir, eserler üretmeyi sürdürüyor.
bu yıl kim Nobel Edebiyat Ödülü alacak?
ben, bir tâhmin yapmak istemiyorum, ama, "aday"lar arasında Suriyeli Şâir Adonis de varmış, Adonis'in Nobel Edebiyat Ödülü alması doğaldır, alırsa şaşırmam! Adonis, Arap Şiiri'nde büyük bir doruk olduğu gibi, Adonis'in zihinsel yetilerinin de Nobel Ödülleri Komitesi'nce ödüllendirilmesinde fayda vardır, insanlık açısından. Adonis, daha önce, Nâzım Hikmet Ödülü almıştı, İstanbul'daki sohbet toplantılarında yer almıştım, Şâir Çevirmen Özdemir İnce, Şâir Çevirmen Ataol Behramoğlu da, Adonis'i yalnız bırakmamışlardı, Adonis, bana da kitaplarını hediye etmişti, yıllar önce!
şimdi, yıllar sonra, Adonis'in Nobel Edebiyat Ödülü alması ihtimâli, kuşkusuz sevindirici bir haber.
ben de, Japonya'da, Japonca'da yayınladığım 75 kadar şiir'e güvenip, "Mi'te" Dergisi Editörü Şâir Arai Takako'dan şiirlerimi Nobel Edebiyat Ödülleri Komitesi'ne göndermesini, "aday"lığımı duyurmasını istemiştim. bilmiyorum, gönderdi mi? ama, ben, geçen yıllarda, yazdığım ilk romanı, "Suruç'ta Issızlık"ı, Nobel Ödülleri Komitesi'ne göndermiştim, yayınlanmadığı için, "aday"lığım söz konusu değildi, ama, yayınlandığında, ben de "aday" olurum.
demek ki, Nobel Edebiyat Ödülleri ile Türkçe yazan yazarların, şâirlerin bir ilgisi hep var, hep de olacak.
bu yılki Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibini şimdiden kutlarım.
SİNAN ÖNER

Friday, September 17, 2010

Papa 16. Benedictus, İngiltere'de

PPapa 16. Benedictus, İngiltere'yi ziyâret ediyor.
Papa, İngiltere'de Kraliçe Elizabeth ile, Prens Philippe tarafından ağırlanıyor.
ilk demeçler, ilk görüşmeler iyi geçmiş, CNN'de, BBC'de izlediğim haberler böyle.
Papa 16. Benedictus'un İngiltere Gezisi yeni başladığı için, bir yorum yapmak istemem, gezi devâm ediyor.
ama, Hristiyanlık açısından ilginç bir gezi.
Hristiyanlık, tarihsel bir "mezhepleşme" ile, tüm dünya'da farklılıklar yaşadı, elbette ayrıntıları incelediğimizde, "yüzeysel" bilgilerin ötesinde farkına varışlar yaşarız. "mezhepleşme"de bir neden de, "bilgilenme"de yaşanan farklardır. İngiltere'de Hristiyanlığın yaşadığı tarih de, "mezhepleşme tarihi" oldu, hâlâ da, bu farkların yarattığı koşullarda yaşayan bir Hristiyanlık var.
Papa 16. Benedictus'un İngiltere'yi ziyâreti, Hristiyanlık Tarihi'ni yeniden düşünmek için iyi bir olanak.
SİNAN ÖNER

Monday, September 13, 2010

Yeni Dalga'da bir Vefât Daha!

Fransız Yeni Dalga Sineması'nda bir vefât daha: Claude Chabrol vefât etti.
geçen yıl da, Eric Rohmer vefât etmişti.
Claude Chabrol'ün filmlerinin çoğu Türkiye'de gösterildi, Sinematek yıllarında, daha sonra Sinema Günleri'nde, Film Festivalleri'nde, Claude Chabrol filmlerinin özel bir yeri vardı.
Claude Chabrol'ün "Seremoni" filmi de, 1995'de, Türkiye'de aylarca gösterilmişti, son büyük filmlerinden biri olarak. Claude Chabrol, film yapmaktan hiç vazgeçmedi, yaşlılık yıllarında da filmler yaptı, bu açıdan Atıf Yılmaz Batıbeki'ye benzeyen bir Yönetmen. Atıf Yılmaz da, son yıllarına kadar filmler yapmıştı.
Claude Chabrol Sineması nasıl bir sinema idi?
elbette, şimdi, bir çok insan, gazetelerde Claude Chabrol'ün vefâtını öğrenince, bu soruyu sorar.
Claude Chabrol, gençlik yıllarında, Alain Resnais, Jean Luc Godard, Francois Truffaut, Louis Malle gibi genç yönetmenlerle Yeni Dalga Sineması'nı kurmuştur, sinema sanatı'na yenilikler getirmişler, Fransız Yazar Andre Bazin'in, Jean Renoir'in, Charles Chaplin'in, Sergei Eisenstein'ın da etkileri ile, sinema sanatı ile sosyal gerçekliği, sinema sanatı ile doğal gerçekliği birbirine bağlamışlardır.
Claude Chabrol, Yeni Dalga'nın saygın bir lideri idi, ölürken de, Claude Chabrol'ü kimse eleştirmiyor, kimse 80 yıllık hayatına yönelik bir çelişki yaşamıyor, herkes, Claude Chabrol'ün büyük bir insan olduğuna, temiz bir insan olduğuna, eserlerindeki dürüstlüğe emin, herkes, Claude Chabrol'e saygı gösterisi yapmak için giyiniyor, kuşanıyor. Claude Chabrol'ün sinema sanatı'ndaki deneyimleri, ustalığı, dinamizmi, dünya sineması ile kurduğu bağ, Fransız Kültürü'ne genel olarak bağlılığı, hepsi, şimdi, Claude Chabrol'ün cenâze törenlerinde yeniden hatırlanacak, kutlanacak, yeniden gösterilecek.
SİNAN ÖNER

Saturday, September 4, 2010

Profesör Hawking'in Yeni Kitabı'nda Bir "Tez"!

Profesör Stephen Hawking, yeni kitabı "Büyük Tasarım"da, bir "tez" yayınlamış, "dünya'yı Tanrı yaratmadı" diyor, Profesör Stephen Hawking.
İngiliz din adamları da, Hawking'in "tez"i ile ilgili tartışmışlar, "kanıt"larını ele almışlar.
Profesör Stephen Hawking'in "Zamanın Kısa Tarihi" kitabını yıllar önce okumuştum, yine, dünya'nın nasıl meydana geldiğini, nasıl doğduğunu anlatmıştı Stephen Hawking, "bing bang ihtimâli"ni tartışmıştı kitapta.
şimdi, yıllar sonra, Profesör Stephen Hawking, Tanrı ile dünya arasında, bir "yaratma" ya da "yaratılma" ilişkisi olmadığını "tez"leştiriyor.
"Tanrı, yoktur" demiyor Profesör Stephen Hawking, "dünya'yı Tanrı yaratmadı" diyor.
daha önce, Albert Einstein, "Tanrı, zar atmaz!" derken, dünya'nın da içinde olduğu gezegenler sistemi'nde, ya da "kozmos"da, bir "rastlantı" olmadığını, Tanrı'nın "fiziksel koşulların esiri" olmadığını yazmıştı.
ama, "Tanrı, yoktur" diyen fizikçiler de vardır geçmişte. "Tanrı, yoktur, dünya, maddelerin değişmesinin bir eseridir" diyorlardı, fizikçiler.
Profesör Stephen Hawking, daha "yeni" bir "tez" yayınlamış, "Tanrı, vardır", ama, "dünya'yı yaratmış değildir."
SİNAN ÖNER

Saturday, August 28, 2010

Büyükelçi Solmaz Ünaydın'ın Vefâtı

Türkiye'nin Tokyo Büyükelçiliğini yapmıştı, Büyükelçi Solmaz Ünaydın, Emekli Büyükelçi Tevfik Ünaydın'ın eşi idi. Atatürk'ün dostlarından Yazar, Devlet Adamı Ruşen Eşref Ünaydın'ın ailesi.
Solmaz Ünaydın'ı Tokyo Büyükelçiliği sırasında çok işitmiştim, Kardeşim Japon Edebiyatı Uzmanı, Çevirmen İnan Öner, Türkiye'ye geldiğinde, Büyükelçi Solmaz Ünaydın'dan mutlaka bahsederdi bana, Tevfik Ünaydın'dan da bahsederdik.
Ruşen Eşref Ünaydın'ın yazdıklarını çocukken okurdum, Atatürk'ün yardımcılarından biri olduğu gibi, Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Devrimleri'nin de liderlerinden biriydi.
Solmaz Ünaydın'ı ilk kez, Haziran 2010'da, bu yıl, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonu'nda toplanan 1. Japonya Çalışmaları Konferansı'nda izledim, bir konuşma yaptı, Tokyo Büyükelçiliği sırasında yaşadığı izlenimleri anlattı. Konferans'a, Japonya Ankara Büyükelçisi Tanaka da katılmıştı, 27 öğretim üyesi, Konferans'ta tebliğlerini okudular. Profesör Selçuk Esenbel, Profesör Kadri Özçaldıran, Profesör Tadeshi Suzuki, Profesör Zafer Toprak, Konferans'ta yer aldılar, konuşmalar yaptılar.
Solmaz Ünaydın, Haziran'daki Konferans'da iyi gelmişti bana, öyle sanmışım!
2010 Japonya Yılı etkinlikleri nedeniyle yapılmıştı Konferans, Solmaz Ünaydın'ın da Konferans'a katılması büyük bir nezâket idi!
şimdi, birdenbire bir vefât haberi ile sarsıldım, vefât eden Solmaz Ünaydın'dı, yazık ki, Tevfik Ünaydın'a şimdi ulaşmam mümkün değil, haberi, Japonya'daki Kardeşim Çevirmen İnan Öner'den aldım.
Solmaz Ünaydın'ın cenâze törenleri, 29 Ağustos 2010'da, Ankara'da yapılacakmış.
Solmaz Ünaydın'ın eşi Büyükelçi Tevfik Ünaydın'a, değerli ailesine, dostlarına, meslektaşı diplomatlarımıza başsağlığı dilerim, 1. Japonya Çalışmaları Konferansı'nın katılımcılarına başsağlığı dilerim.
Tokyo Büyükelçisi Değerli Diplomat Sermet Atacanlı'ya, Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'e, Onuncu Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'e, Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Tanaka'ya, Japonya Dışişleri Bakanlığı'na, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Selçuk Esenbel'e, Profesör Zafer Toprak'a, Profesör Tadeshi Suzuki'ye, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Profesör Kadri Özçaldıran'a başsağlığı dilerim.
Atatürk'den Ruşen Eşref Ünaydın'a, Tevfik Ünaydın'dan Solmaz Ünaydın'a, Ünaydın'ların Türkiye'ye, dünya'ya katkılarını hep hatırlayacağız!
SİNAN ÖNER

Wednesday, August 11, 2010

11 Yıl Sonra Yalova'da

Yalova'ya, 17 Ağustos 1999 Depremi'nin yıldönümlerinde mutlaka uğruyorum, geliyorum!
Yalova'da, deprem sırasında binlerce yurttaşımız vefât etmişti, depremde vefât etmiş yurttaşlarımızı saygı ile anıyorum, hemen her yıl, mutlaka Yalova'yı ziyâret ediyorum.
geçen yıl da, Kocaeli'nde, Kocaeli Üniversitesi'nde 10. Yılı'nda 1999 Depremi Sempozyumu'nda idim, bir çok ülkeden bilim adamları katılmışlardı sempozyum'a. Yalova'ya da uğramıştım, 17 Ağustos 2009 Gecesi de, Gölcük'teki törenlerde yer almıştık.
daha önceki yıllarda, Japon bilim adamları ile Yalova'yı ziyâret etmiştik.
şimdi, yine Yalova'dayım.
Yalova, depremin getirdiği tüm kayıplara rağmen, yaşamaya devâm ediyor, Yalova Halkı, Yalova Kenti'nin sürüp gitmesi için çalışıyor, çaba harcıyor, geçmişte olduğu gelecekte de, Yalova'nın Türkiye'ye, dünya'ya katkılarının sürmesi yönünde faâliyetlerini sürdürüyor.
Atatürk'ün çok sevdiği Yalova'da yıllarca yaşadım, bir Tarihçi olarak da, bir Şâir olarak da, Yalova'yı, Yalova'nın köylerini, kasabalarını sevdim, anladım.
Yalova Belediyesi'nin yeni faâliyetlerini görüyorum, geçenlerde Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsâmettin Cindoruk, Yalova'yı ziyâret etmiş, Türkiye'nin Demokrat Partili tek Belediyesi, Yalova! Yalova'ya ilk geldiğimde, Yalova Belediyesi, Profesör Erdal İnönü'yü desteklemekteydi, Başkan, Sosyal Demokrat Halkçı Partili idi.
Yalova'nın demokrat kişiliği hiç değişmiyor, depremlerde bir çok değerli Yalovalı yurttaşımız vefât etti, ama, kalanların 11 Yıl sonra, hâlâ, demokrat, Atatürkçü değerleri izlemeleri, Yalova Halkı'nın tarihsel kişiliğini bize kanıtlıyor. Yalovalılar'ın Atatürk'e yönelmiş sempâtileri sürüyor, Yalovalı çocuklar, gençler, okumaya devâm ediyorlar Yalova'nın okullarında.
17 Ağustos 1999 Depremi'nin 11. Yılı'nda, Yalova'ya selâm, Yalova'ya saygı!
SİNAN ÖNER

Thursday, August 5, 2010

65 Yıl Sonra, Hiroşima!

65 yıl önce, Japonya'nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine, İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği sırada, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri'nce atom bombası atılmış, yüzbinlerce Japon yurttaşı ölmüş, yaralanmıştı. Tokyo'da Japonya'nın teslimiyet ilânı yapması, atom bombalarının atılmasına engel olamamıştı.
Hiroşima, Japonya'nın güneyinde bir kent. bugün, hâlâ, Hiroşimalı Japonlar, anma törenleri yapıyorlar, atom bombası kurbanlarının anısına inşâ edilmiş anıtları ziyâret ediyorlar, her yıl Ağustos ayında, İkinci Dünya Savaşı'nda ölmüş Japon yurttaşlarını anıyorlar.
ben Japonya'ya hiç gitmedim!
ama, Kardeşim İnan Öner, 15 yıldır Japonya'da yaşıyor, Tokyo Üniversitesi'nde Japon Edebiyatı alanında akademik faâliyetler yaptığı gibi, Japonya'daki deprem uzmanları ile, afet örgütlenmeleri ile, Japon Sanatı'nı temsil eden ressâmlar ya da heykelciler ile, Şâirler ile, yayıncılar ile kültürel ya da bilimsel faâliyetlere katılıyor. 1999 Depremi'nin ardından, Türkiye'ye gelen Japon bilim adamları ile, Japon sanatçılar ile, Kardeşim İnan Öner de geldi, çevirmenlikler yaptı, bir anlamda, 15 yıldır, Türkiye ile Japonya arasındaki iyi ilişkilere katkılar yaptı, genç bir akademisyen, genç bir Japonca uzmanı olarak.
Japonya'dan bir çok konuğum gelmişti, geçmiş yıllarda!
Japon öğretmenler, müzisyenler, ressâmlar, bilim adamları, iş adamları, geldiler, bir çok faâliyetlerde biraraya geldik. 2010 Japonya Yılı nedeniyle de, Japon konuklarımız Türkiye'ye geliyorlar. 2010 Japonya Yılı Açılış Törenleri sırasında Ankara'da idim, Anıtkabir'de, Japonya Dışişleri Bakanı Okada'nın katıldığı törenleri de izlemiştim. sonra, Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki Japonya Sergisi'ni izledim; Haziran 2010'da, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Salonu'nda, üç gün sürmüş 1. Japonya Çalışmaları Konferansı'nı izledim, 2010'da daha başka bir çok Japonya Yılı faâliyeti var.
Kardeşim İnan Öner, Japonya'daki 15 yılında, Hiroşima'ya da ziyâretler yaptı. bana, Hiroşima ziyâretleri sırasındaki izlenimlerini anlattı. Hiroşima Halkı'nın büyüklüğünden, saygın kişiliğinden bahsetti.
Japonya'ya gidemedim ama, bana hem Japonya'dan konuklarım geldiler, hem de Kardeşim İnan Öner'in Japonya'da iyi yaşaması için çabaladım. Türkiye'den çok uzak bir ülke'de, üstelik, büyük bir atom felâketinin tarihsel ızdırapları içinde yaşamak kolay değildir elbette!
Japonya Tarihi de okumuştum, daha önce yazdım, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde, Profesör Selçuk Esenbel'in Japonya Tarihi Dersleri'ni bir yıl süre ile aldım, bu sürede, Japonya ile ilgili seminerler, konferanslar da izledim. Japonya'nın bir çok açıdan şanssız bir ülke olduğunu sanıyorum, Asya'nın ötelerinde, Japonya Halkı, yüzyıllarca ne dramlar yaşadılar!
Japonya, 65 Yıl sonra, yine anma törenleri yapıyor, Hiroşima'yı, Nagasaki'yi hatırlıyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın nedenlerini üretenler arasında Japonya Devleti de vardır kuşkusuz, ama, sonunda, büyük bir tarihsel yıkılış, büyük bir tarihsel felâket yaşayan, yine Japonya idi.
Fransız Yönetmen Alain Resnais'in "Hiroşima, Sevgilim" filmi, Marguerite Duras'ın romanı'ndan uyarlama idi, bir Fransız'ın Hiroşima'da yaşanan felâketlerden bir roman üretmesi, sonra da bu roman'ın filmleştirilmesi, Avrupa'da, Japonya'ya yönelik hassasiyetleri uyandırmıştı.
bizde, Türkiye'de, Yazar Oktay Akbal, "Hiroşima'lar Olmasın!" diye bir kitap yazmıştı. Şâir Nâzım Hikmet Ran da, "Kız Çocuğu" şiirinde, Hiroşima'da ölmüş bir Japon kız çocuğuna ağıt yazmıştı. Nâzım Hikmet Ran, Sovyetler Birliği'nde yaşadığı sürede, nükleer silâhlanma'ya yönelik eleştirilerini ya da kaygılarını sürdürmüş bir Şâir'di. Ruhi Su da, "Kız Çocuğu" şiirini besteledi, şarkılaştırdı, daha sonra Zülfü Livaneli de, "Kız Çocuğu" şiirini besteleyip şarkılaştırdı, Hiroşima'ya yönelik hassasiyet, bir çok Türkiyeli yazar, Şâir açısından doğaldı.
Amerika Birleşik Devletleri'nin, İkinci Dünya Savaşı sona ererken, Japonya'ya neden atom bombası attığını sormak da doğaldır! tarihçiler, siyasî bilimciler, askerlik bilimi'nda uzmanlaşanlar, hâlâ bu soruyu soruyorlar, sorarlar. bu alanda kitaplar yazmak, konferanslar hazırlamak da bir insanî bir ödevdir kuşkusuz.
ben, bir insan olarak, Japonya'ya ödevlerimi yaptığımı sanıyorum! tarihsel ızdırapların kuşattığı Japon yurttaşlarını çoğu kez yalnız bırakmadım, çocukluğumdan beri Japonya'yı, Japon Halkı'nı merak ederim, Japonya'nın Türkiye ile tarihsel alışverişlerini de biliyorum.
demek ki, bana göre, Hiroşima'da patlayan atom bombası ile, dünya'daki bir çok insan, Japonya'ya yönelik bir özel bir ödev sorumluluğu almak zorunda kalmışlardır. ben, Japonya Devleti'nin İkinci Dünya Savaşı öncesinde yürüttüğü politikaları kabûllenmeyen bir Tarihçi olarak, Japon Halkı'na bağlanmış bir insanım. tarih'te, özeleştiri, bir vak'adır. halklar da, milletler de özeleştiri yaparlar! Friedrich Engels'in yazdığı gibi, işçi sınıfı da, burjuva sınıfı da özeleştiri yapar, tarih'in ilerleyişi ya da tarihsel kusurların aşılması, ancak özeleştiri ile mümkündür.
Hiroşima'nın, Nagasaki'nin yaşadığı atom bombası felâketinin 65. Yılı'nda, Japon Halkı'nı saygı ile selâmlarım.
SİNAN ÖNER

Thursday, July 15, 2010

Fransız Devrimi'ni Kutlarken!

14 Temmuz, Fransız Devrimi'nin Yıldönümü, Fransa'nın Ulusal Bayramı!
1789 Fransız Devrimi, tüm dünya'ya liderlik yapmış bir Devrim'dir, dünya, 1789 Fransız Devrimi ile büyük siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel devrimler yaşadı, Fransa'da Cumhuriyet ilân edilirken, 19. Yüzyıl'daki devrimlerin, 20. Yüzyıl'daki devrimlerin temelleri atıldı. Türkiye'de, 1923'de, Fransız Devrimi gibi bir devrim yaşamıştı, Atatürk, Cumhuriyet'i ilân ederken Fransız Devrimi'nin derslerini Türkiye Halkı'na anlatmıştı.
1789 Fransız Devrimi Tarihi ile ilgili Türkçe'de bir çok kitap yayınlandı, daha Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı sırasında Fransız Devrimi Tarihi kitapları yayınlamak yaygın bir yayın politikası idi, sonra da, Türkçe, Fransız Devrimi Tarihi ile ilgili kitaplar yayınlanan başlıca dillerden biri idi.
Profesör Murat Sarıca'nın "100 Soru'da Fransız İhtilâli Tarihi", Profesör Server Tanilli'nin "Dünya'yı Değiştiren 10 Yıl", "Fransız Devrimi'nden Portreler", Atatürk'ün Doktor Sadi Borak'ın yayınladığı "Fransız İhtilâli Konferansı", Fransız Devrimi ile ilgili yararlı bilgiler getirmektedir.
1789 Fransız Devrimi ile ilgili, Victor Hugo'nun "1793 Devrimi" romanı, Türkçe'de yayınlanmış iyi kitaplardan biridir. İngiliz Tarihçi Eric Hobsbawm'ın "Devrim Çağı, 1789-1848" kitabı da, 1789 Fransız Devrimi Tarihi ile ilgili Türkçe'de yayınlanmış yararlı kitaplardan biridir.
1789 Fransız Devrimi Tarihi ile ilgili sinema filmleri, tiyatro oyunları da Türkiye'de gösterildi, sahnelendi.
Andrej Wajda'nın "Danton" filmi, Türkiye'de gösterilmiş bir Polonya filmidir, 1789 Fransız Devrimi liderlerinden Danton'un hayatını anlatan bir filmdir.
14 Temmuz Fransız Ulusal Bayramı'nı kutlarım.
SİNAN ÖNER

About Me

My photo
Mersin, Türkiye
Historian, Poet, Translator, Novelist, Cinema Writer