Thursday, May 12, 2011

"Azgelişmişlik", Birleşmiş Milletler, Türkiye

Birleşmiş Milletler, İstanbul'da "azgelişmiş ülkeler"le ilgili bir toplantı yaptı!
"azgelişmişlik", Birleşmiş Milletler'in eski bir sorunu.
1916'da yayınladığı kitapta, Vladimir Lenin, "emperyalizm çağı"nda "azgelişmişlik"in ya da milletler arasındaki "eşitsizlik"in, insanlığın en büyük sorunlarından biri olacağını yazmıştı.
daha sonra, Atatürk de, "Nutuk"da, "azgelişmişlik"in Türkiye'nin de sorunu olduğunu anlatmıştı.
Türkiye'de, "azgelişmişlik" hakkında yazmak ya da konuşmak doğaldı!
Tarihçi İsmail Cem, "Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi"ni yazmış, bu konuda yıllarca çalışmıştı, Dışişleri Bakanı'yken de "azgelişmiş devletler"in yöneticileri ile bir araya gelmekten hiç vazgeçmemişti.
Tarihçi Profesör Stefanos Yerasimos da, "Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye" kitabını, Türkiye'nin "azgelişmişlik" sorunlarına adamıştı, üç ciltlik büyük kitap, yıllarca bu alandaki başlıca kaynaklardan biri olmuştur.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Kee Moon da, İstanbul'da yapılan "azgelişmişlik" toplantılarında yer aldı, açılış törenlerinde konuşmalar yaptı.
Türkiye, "azgelişme" gerçeği ya da "milletler arasında eşitsizlik" sorunları ile sürekli bir savaşım yürütmek zorunda kalmıştır. Osmanlı Devleti'nin "kolonileştirilmesi" yönünde Batılı "emperyalist şirketler" tarafından üretilmiş politikalar, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yıkılması ile sonuçlanmıştı.
1919 ile 1923 arasında, Türkiye Halkı'nın yaptığı savaş, "azgelişmişlik"e, "eşitsizlik"e, "kolonileştirilme"ye karşı yapılmış bir savaştı, savaşın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk, 1923'de Türkiye Cumhuriyeti'ni ilân ederken, ilk müttefiki, Vladimir Lenin'in Başkanı olduğu Sovyetler Birliği idi.
Birleşmiş Milletler'in 21. Yüzyıl'da "azgelişmişlik" ya da "eşitsizlik" sorunlarını aşmak için neler yapacağını anlamak ya da bu alanda öneriler getirmek için, "azgelişmişlik" konularındaki Birleşmiş Milletler raporlarını araştırmak, okumak çok faydalı olur!
SİNAN ÖNER

Saturday, April 30, 2011

Rusya'da 2012'de Başkanlık Seçimleri Var

Rusya'da 2012'de Başkanlık Seçimleri var.
Kremlin Sarayı'nın yeni sahibi kim olacak?
Rusya'nın 21. Yüzyıl'daki politikalarını kimler saptayacak?
Rusya'daki siyasî sözleşmelerle sosyal sözleşmeler arasındaki farklar nasıl giderilecek, siyasî, sosyal sözleşmeleri kimler yönetecek?
muhâlif lider, DUMA üyesi Jirinovski'nin 2012 Seçimleri'nde Başkan adaylığını şimdiden duyurduğunu okudum geçenlerde. Jirinovski'nin adaylığı normal, önceki seçimlerde de aday olmayı seçmişti Jirinovski.
Rusya, Asya'daki topraklarının, Asya'daki kentlerinin, köylerinin siyasî temsilcisi olarak, Milliyetçi Lider Jirinovski'ye Kremlin'i yönetme yetkilerini verecek mi? Jirinovski, Asya ile sınırlanmış değil elbette! ama, milliyetçiliğin Rusya'daki kaynakları daha çok Asya topraklarında.
Rusya Komünist Partisi Lideri Gennady Zyuganov da Başkanlık Seçimleri'nde aday olmayı düşünecek herhâlde. geçen Başkanlık Seçimleri'nde Zyuganov % 19 kadar seçmen desteği kazanmıştı.
Medvedev, Putin, Lavrov gibi bugünkü liderlerin 2012'de yeniden Kremlin'i yönetmek için aday olup olmayacaklarını bilmiyorum.
ama, bir yenilenme, bir tazelenme şart, Rusya'nın 21. Yüzyıl'da daha güçlü bir devlet olması için 2012 Başkanlık Seçimleri'nin önemi belli.
SİNAN ÖNER

Tuesday, November 30, 2010

Kocaeli Üniversitesi'nde Sergi

Geçen hafta, Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, "Ruhun Gıdası" Projesi kapsamında, bir resim ve heykel sergisi açıldı, Japon Ressam ve Heykeltraşlar açmıştı sergiyi.
ben de, "Ruhun Gıdası" Projesi'ne 1999'dan beri destek oluyorum, hemen her yıl, Kocaeli'ndeki, Değirmendere'deki sergileri, toplantıları, törenleri izliyorum.
bu yıl da öyle yaptım!
Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin İzmit, Anıtpark Yerleşkesi'ndeki serginin açılış törenlerinde yer aldım, törenler kalabalık idi, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Profesör Sezer Komsuoğlu da törenlerde yer almıştı, Kocaeli Vali Yardımcısı, Kocaeli Üniversitesi Profesörleri, Öğretim Üyeleri, Öğrenciler, Japonya'dan konuk gelmiş AİCAT Başkan Yardımcısı Nakahama, AİCAT Yöneticisi Çevirmen İnan Öner, Değirmendere Belediyesi Eski Başkanı, başka ilgililer sergi açılışında yer aldılar.
"Ruhun Gıdası" Projesi, 17 Ağustos 1999 Depremi'nin ardından, depremzede halk'a Japon Ressam ve Heykeltraşlar'ın manevî bir katkısı olması amacı ile başlamıştı, önce Değirmendere'de bir sergi açmıştık, açılışlarda yer almıştım, sonra da, Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde, İzmir Fuarı Kültür Merkezi'nde, Mimar Sinan Üniversitesi'nde, Kocaeli Belediyesi Güzel Sanatlar Galerisi'nde sergiler açıldı, 63 kadar eser sergilendi. eserler, önce Değirmendere Belediyesi'nce korundu, sonra da, bir anlaşma ile Kocaeli Üniversitesi'nce korunmasına kadar verildi. "Ruhun Gıdası" Projesi, hemen her yıl, farklı Japon sanatçıların sergileri ile devâm ediyor, Japon Ressam Haruki Sakuraba da, geçen yıllarda, Kocaeli Belediyesi Güzel Sanatlar Galerisi'nde sergi açmıştı.
Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ile, Öğretim Üyeleri ile sohbetlerimiz oldu, Hereke'deki Güzel Sanatlar Fakültesi Kampüsü'nde, Sosyal Tesisleri'nde kaldık, Kocaeli Üniversitesi'nin Umuttepe Kampüsü'nde, Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyeleri'nin katılımları ile bir akşam yemeği de yedik; Dekan Profesör Mehmet Reşat Bey de bir konuşma yaptı, Japon konuklarımıza teşekkür etti, "Ruhun Gıdası" Projesi'nin gelecekte de, Türkiye ile Japonya arasındaki kültürel, sanatsal, manevî bağların güçlenmesine yardımcı olacağını söyledi. Güzel Sanatlar Fakültesi, Anıtpark Yerleşkesi'ndeki sergi açılışını da hazırlamıştı, bir açılış kokteyli yaptık.
"Ruhun Gıdası", 11 Yıl'dır, depremzede yurttaşlarımıza resimler, heykeller sergilediği gibi, Japonya'dan konukların depremzedelerle sohbetlerine, dayanışmalarına yardım ediyor, "Ruhun Gıdası" Projesi, deprem bölgelerimizdeki sanatçıların eserlerini üretimlerini olduğu gibi sergilemelerini de teşvik eden bir Sanat Projesi.
Türkiye'de, 2010 Yılı, Japonya Yılı idi, bu açıdan da, "Ruhun Gıdası", Japonya Yılı'ndaki faâliyetlere anlamlı, faydalı bir katkı yapmış oldu.
SİNAN ÖNER

Friday, November 12, 2010

12 Kasım 1999 Depremi'nin Yıldönümü'nde

12 Kasım 1999'da, Bolu'da, Düzce'de büyük bir deprem olmuştu, depremde binlerce kişi vefât etmiş, şehirler, köyler yıkılmıştı. 17 Ağustos 1999 Depremi'nde İzmir, Adapazarı, Yalova, Avcılar gibi yerleşim yerlerinde hasarlar olmuştu, ama, Bolu'da, Düzce'de deprem yinelendi, bu kentler de hasar gördüler.
ben de, 12 Kasım 1999'da, Bolu Dağı'nda idim, Ankara'ya gidiyordum, Bolu Dağı'nda mola vermiştik, ben Ankara'ya vardıktan kısa bir süre sonra deprem oldu, deprem, Ankara'da da hissedilmişti.
eve vardığımda, televizyonlar deprem haberleri ile dolmuştu, adlar, yıkılan kentler, köyler, ölüler, deprem uzmanlarının, belediyecilerin açıklamaları.
Ecevit, Başbakan'dı, 12 Kasım 1999 Depremi sırasında.
ben de, 12 Kasım 1999 Depremi'nin hemen öncesinde, İstanbul Sanayi Odası'nda tarih sergisi açmıştım, İstanbul Sanayi Odası Tarihi ile ilgili belgeleri toplamıştım, bir seçme yapmıştım.
Ankara'ya giderken, 12 Kasım 1999 öğle vakti, Kadıköy'da hava iyi değildi, önceki depremin etkileri devam ediyordu, biraz rahatsız olduğumu hatırlıyorum, Kadıköy'den Ankara'ya, öğle vaktinde yolculuğuma başlamıştım.
Bolu Dağı, Düzce, Kaynaşlı, çok büyük hasarlar yaşadılar.
Bolu Dağı'ndaki, Kaynaşlı'daki tesisler, lokantalar, petrol istasyonları hasar gördüler, bazıları tümüyle yıkılmıştı.
bizim mola verdiğimiz yer de tümüyle yıkılmış depremde! bizim mola verdiğimiz yerde çok ölü vardı, haberlere göre. Bolu Dağı'ndan geçen yolda, kırılmalar olmuştu, hatta yol bir süre kapatıldı.
12 Kasım 1999 Depremi, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu herkesin kabul etmesine neden olmuştu, Ulusal Deprem Konseyi kuruldu, ilk toplantılarını yaptı, Başbakan Ecevit'in liderliğinde.
ama, 1999'daki iki ya da üç büyük deprem -17 Ağustos 1999'daki depremin iki deprem olduğu söylenir-, Türkiye'de herşeyi değiştirmişti.
ben, 1999'dan beri, hemen her yıl, deprem yıldönümlerinde Yalova'yı, İzmit'i, Adapazarı'nı ziyâret ediyorum, bu yıl da ziyaret etmiştim. ama, 12 Kasım 1999'un yıldönümlerinde Bolu'yu, Düzce'yi, Kaynaşlı'yı ziyaret edemiyorum, "denk gelmiyor". yine de, geçen yıl, Bolu'yu ziyaret ettim, Bolu'daki eski ahbâplarıma konuk oldum, bir deprem kenti olarak Bolu'yu inceledim.
şimdi, İzmir'de depremlerin olduğunu okudum basın'da, İzmir de, büyük depremlerin olmasından bilim adamları çekiniyorlardı geçmişte.
12 Kasım 1999'un yıldönümünde, Bolu, Düzce, Kaynaşlı kentlerinde yaşayan yurttaşlarımıza başsağlığı dilerim, yıllardır neler yaşadıklarını tanımlamak mümkün değil.
bilim adamlarımızın neler hissettiklerini de bilmiyorum.
12 Kasım 1999'un 11. Yıldönümü'nde, Ulusal Deprem Konseyi yazık ki yok, Tayyip Hükümeti Ulusal Deprem Konseyi'ni yasakladı, kaldırdı, suç işledi.
ama, Mühendis Odaları, Mimar Odaları, depremlerle ilgili açıklamalar yapmalıdırlar, depremlere yönelik eğitim, moral takviye, bilgilendirme, hâlâ ciddî fonksiyonlardır.
Ulusal Deprem Konseyi de yeniden kurulmalı, çalışmalarını sürdürmelidir.
SİNAN ÖNER

Thursday, November 11, 2010

Atatürk, 72 Yıl Önce Vefât Etti

10 Kasım'da Atatürk'ü anma törenleri yaptık, okullarda, alanlarda, Anıtkabir'de törenler yapıldı.
Genelkurmay Başkanlığı'nın resmî internet sayfalarında, Anıtkabir'i 10 Kasım 2010'da ziyâret edenlerin sayısı 198 Bin. 
Atatürk, 10 Kasım 1938'de, İstanbul'da, Dolmabahçe Sarayı'nda vefât etmişti. Atatürk'ün vefâtının nedeni olarak, "siroz" hastalığı diye söylenir. ama, bazı kaynaklar, Atatürk'ün vefâtında başka nedenlerin de olduğunu söylerler.
Atatürk, vefât ederken, Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk Cumhurbaşkanı idi, 15 Yıl olmuştu Cumhuriyet'i kuralı.
Atatürk'ün vefâtından bugüne, her yıl, Türkiye, Atatürk'ü anma törenleri yapıyor, törenlerde kalabalıklar biraraya geliyorlar, Atatürk'e saygılarını anlatıyorlar.
Atatürk, 1927'de, "Nutuk"u yazmıştı, 1919'dan 1927'ye, bir "tarih kitabı" idi "Nutuk", yüzlerce sayfa idi, belgeleri de içermekteydi. Atatürk, "Nutuk"u bir Tarihçi yöntemi ile yazmıştı, CHP'li Milletvekilleri'ne "Nutuk"u okudu, yüzlerce sayfa "Nutuk"u üç günde okumuştu Atatürk.
Atatürk'ün dünya'yı değiştirmiş liderler arasında yerini alması ile, Türkler de, Osmanlı'nın yıkılış dönemlerinde yaşadıkları bunalımları aşmışlardır, Atatürk'ü desteklemişlerdi Türkler, Anadolu'da yaşayan öteki "kavim"lerden veyâ milletlerden kişiler de Atatürk'ü desteklediler, Meclis'te üye oldular, CHP'li oldular, yeni devlet'in memûrları oldular. Atatürk, Cumhurbaşkanlığı sırasında Türkiye'nin tüm bölgelerini ziyâret etmiş, reformları, devrimleri halka anlatmıştı. 
dünya, farklı sorunlarla ya da farklı akımların getirdiği koşullarla meşgûlken, Türkiye, Atatürk'ün liderliğinde yeniden inşâ edilmekteydi, tüm yasalar yenilenmişti, yeni kurumlar kurulmuştu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihsel açıdan yeni bir devlet idi, Ortadoğu coğrafyası açısından da yeni bir devlet idi. yeni devlet, Atatürk'ün CHP'nin 1935 Kurultayı'nda söylediği gibi, yeni toplum'un yaratılması açısından da yeni idi, devlet milleti yaratırken, millet de devleti yaratmıştı. Atatürk, devlet ile milletin birbirini desteklemesi koşulu ile reformların, devrimlerin gerçekleşeceğini söylemişti.
Atatürk, dünya'nın saygın liderlerinden biri idi, Cumhurbaşkanlığı yıllarında, Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İtalya, Hindistan, İran, İsveç, Afganistan, Macaristan, Japonya, Çin, Atatürk'ü desteklemişlerdi, bir çok devletin yöneticileri Atatürk'ü ziyâret etmişlerdi.
Atatürk, Türkiye'yi severken sevdiğini hiç gizlememişti, 1933'deki 10. Yıl Nutku'nda, Türk Milleti'ne bağlılığını haykırmış, Türk Milleti'ne öneriler getirmiş, Türk Milleti'nin 1933'e kadar gerçekleştirdiklerini kutlamıştı.
Atatürk, toplumu bir bütün olarak algılamayı, geliştirmeyi, yenilemeyi seçmiş bir filozof idi. Atatürk, yeni devletin toplumu bölmek gibi bir niteliğinin olamayacağını daha ilk anda ilân etmişti, 1923'deki 1. İzmir İktisat Kongresi, Atatürk'ün düşüncelerinin bir somutlaşması olarak ilginç bir girişim idi.
Atatürk, köyleri de, şehirler gibi yenilemiş bir liderdi, millet de, hem köylerde, hem şehirlerde Atatürk'ün reformlarını destekledi. 1925'deki Şeyh Sait İsyanı ile, 1930'daki Serbest Fırka tecrübesi, Atatürk'ün liderliğini tehdit etmiş "istisnâi" sosyal tecrübelerdi, Şeyh Sait İsyanı bastırıldı, Serbest Fırka yasaklanıp yargılandı.
Atatürk, Sovyetler Birliği ile, ekonomide, sanayileşmede, tarımın modernleşmesinde, eğitim atılımlarında işbirliği yapmıştı, Atatürk'ün komşu devletlerle, komşu milletlerle yaptığı işbirlikleri hâlâ ilginç siyasî tecrübelerdir.
Atatürk'ü, vefâtının 72. Yılı'nda saygı ile anıyorum, "Nutuk"u ilkokul yıllarımda okumuştum, yüzlerce sayfa, aynı yıllarda Tarihçi Şevket Süreyyâ Aydemir'in "Tek Adam"ını okumuştum, Lord Kinross'un "Atatürk" biyografisi de, Victor Hugo'nun "Sefiller"i de -farklı bir tarihsel dönemi anlatsa da!- "Nutuk"u okumamda yardımcı olmuşlardı. Atatürk, çocukluğumda kalmadı elbette, sonra da, Tarihçi olurken, daha önce lise yıllarımda, Atatürk ile ilgili yayınlanmış kitaplarının çoğunu okumuştum.
Atatürk de böyle istiyordu kuşkusuz! Türk Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'nu kurarken, üniversitelerde reformlar yaparken, Atatürk, yurttaşların bir "tarih bilgisi", "tarih bilinci" kazanmaları için çaba harcamıştı, liderlik yapmıştı.
Atatürk'ü, 72 Yıl sonra saygı ile anmak için Anıtkabir'i ziyâret eden yurttaşlarımızı kutlarım.
SİNAN ÖNER

Friday, October 29, 2010

Nestor Kirchner'e Törenler

Arjantin'in Eski Başkanı Nestor Kirchner'e cenâze törenleri yapıldı, devâm ediyor.
basın'da izlediğim haberler, Nestor Kirchner'e Arjantin Halkı'nın sempâtisinin sürdüğünün kanıtları ile dolu idi, Nestor Kirchner'e Arjantin Basını da sevgi dolu mesajlar yayınlamış, Arjantin'e, Latin Amerika devletlerinin liderleri gelmişler, Venezuela, Brezilya, Şili, Bolivya, Uruguay liderleri, Nestor Kirchner'e ilk törenlerde yer almışlar, Arjantin Başkanı Christina Kirchner'i yalnız bırakmamışlar.
törenlerde, Arjantin'in geçmişinden bugüne yaşayan Buenos Aires'li Anneler de katılmışlar, "diktâ dönemi"nde "demokrasi" için çabalamış siyasî, sosyal liderler de, Nestor Kirchner'in cenâze törenlerinde yer almışlar.
Nestor Kirchner'in vefâtı çok erken oldu, Arjantin'de halk, Nestor Kirchner'in vefâtını sindirmiş değil, bir şaşkınlıkla bir keder birbirini izliyor.
bir insan olarak Nestor Kirchner, çok sevilen, sayılan, merak edilen bir insandı, bir Başkan olarak da dünya'yı da sarmış bir sempâti yaratmıştı.
ben de, Nestor Kirchner'in Başkan seçildiği ilk anları hatırlarım, bizde, Irak Krizi gündemde idi, Irak Savaşı yeni başlıyordu, Arjantin'de Nestor Kirchner'in Başkan seçildiği haberinin beni etkilediğini hatırlarım.
Nestor Kirchner'in Başkanlık süresi çok çabuk geçti, ama, belki ben öyle hissettim, çünkü, aynı anda dünya'dan bir çok devleti, milleti izlediğim gibi, Türkiye ile komşu devletlerin, milletlerin yaşadıkları beni çok meşgûl etmekteydi, hemen her gün, makaleler, denemeler, şiirler yazıyordum, romanlar da denemiştim. bu sırada, Arjantin Başkanı idi, Nestor Kirchner.
Arjantin'in çocukluğumda özel bir yeri vardı, sonra da derinleşmeden ama, sürekli bir ilgi ile, sempâti ile izledim Arjantin'i.
Nestor Kirchner'e törenleri izlerken ağlayamadım, çünkü, fotoğraflar, bir medya ajansı tarafından önüme getirilmişti, bilgisayarımdan izledim ilk törenleri, ağlayamadım, herhâlde bir "uzaklık gerçeği" de vardır, ama, bir an, sanki aynı salondaymışız gibi de hissettim.
Arjantin, Nestor Kirchner'e törenleri sürdürecek, bir süre daha bir halk olarak yas tutacaklar. Kirchner'lerin yası hep sürecek, Başkan Christina Kirchner'i destekleyen Latin Amerika liderlerini izlerken duygulandım, ama, bu desteklerinin sürmesi de zorunlu görünüyor, Başkanlığı ile Christina Kirchner'in hem Arjantin Halkı ile, hem de dünya milletleri ile iyi ilişkileri sürmeli, Arjantin'in dünya'ya çok kattıkları olduğunu unutmadan, dünya milletlerinin de Arjantin'e yardımcı olmasını dilerim.
SİNAN ÖNER

Thursday, October 28, 2010

"Casablanca"yı Yeniden İzlerken

"Casablanca" filmi, sinema tarihi'nin saygın filmlerinden biridir, binlerce iyi filmden biri!
Michael Curtiz'in yönettiği "Casablanca"da, Humphrey Bogart, İngrid Bergman gibi iyi oyuncular oynamışlardı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Fas'ın Casablanca kentinde bir bar açan Amerikalı Rick ile konuklarının yaşadıklarını anlatan film, Casablanca'da, Naziler'in, Fransızlar'ın, Amerikalılar'ın, Araplar'ın yaşadıkları geçici bir anlaşma'yı öyküleştirmişti. Casablanca'ya dünya'nın farklı yerlerinden kişiler gelmekteydi, Rick'in Barı da, bir buluşma mekânı idi. Rick'i Humphrey Bogart oynamıştı "Casablanca"da. Casablanca'ya gelen konuklardan biri de, Çekoslovak yazar Viktor Lazslo idi, Lazslo, eşi ile gelmişti Casablanca'ya, Lazslo'nun eşini de İngrid Bergman oynamıştı filmde.
"Casablanca"nın ilk bölümlerini dün akşam yeniden izledim.
"Casablanca" filminden hâlâ etkilenenler olması doğal, filmin müziği, dekorları, oyuncuları, kostümleri, filmin öyküsü, etkileyici bir özellik gösteriyor.
ama, "Casablanca" gibi binlerce iyi film yapıldığını da unutmamak lâzım!
dünya'yı "Casablanca"daki öykülere veyâ kişilere hapsetmek de mümkün değil, "Casablanca" ile Yönetmen Michael Curtiz, büyük bir ödev yapmıştı, daha İkinci Dünya Savaşı sona ermeden, insanlığa bir ders vermişti.
SİNAN ÖNER

Başkan Nestor Kirchner'in Ölümü

Arjantin'in Eski Başkanı, şimdiki Başkan Christina Kirchner'in eşi Nestor Kirchner vefât etti, âni bir kalp krizi ile hastahane'ye kaldırılmış Kirchner, dün vefât etmiş.
Nestor Kirchner'in öleceği hiç aklıma gelmezdi!
hatta, yıllardır dünya basını'ndan Kirchner'leri izlerdim, Arjantin'e duyduğum sevgiyi daha da çoğaltan bir aile idi, Kirchner'ler.
Nestor Kirchner, iyi bir insandı, bizde "efendi"liğin çeşitli anlamları veyâ göndermeleri vardır ama, Nestor Kirchner "efendi bir insan"dı. Nestor Kirchner'in dünya'ya da, Arjantin'e de fayda getirdiğini yazmak mümkün, bir siyasî lider olarak, Latin Amerika'nın saygın bir "entelektüel"i olarak, Nestor Kirchner'in on yıldır seçmenlerine fayda getirdiğini yazmak mümkün. zaten, Kirchner'lere Arjantinli seçmenlerin sevgisi devâm etti, Christina Kirchner de, Arjantin Başkanı seçildi.
Nestor Kirchner, "emekli" olunca biraz "durgun"laşmıştı, basın'dan aldığım izlenimler böyle idi. "emeklilik" bazı insanlara iyi gelmiyor, Nestor Kirchner de, "emeklilik"in ilk yıllarında hastalandı, daha 60 yaşında vefât etti.
şimdi, Arjantin Halkı yas tutuyor, ama, Nestor Kirchner'in vefâtını kabûllenmeyenler de az değildir, Nestor Kirchner, hiç ölmeyecekmiş gibi bir izlenim vermeyi seçmişti, siyasî hayatında, hep yaşayacakmış, hep eşi Christina ile halkı selâmlayacakmış gibi.
geçen yıl, Arjantinli Müzisyen Mercedes Sosa vefât etmişti, cenâze törenlerinde Nestor Kirchner de eşi Başkan Christina Kirchner ile yer almıştı.
ben de, sanmıştım ki, Türkiye'de, ya da Arjantin'de, veyâ Paris gibi bir kentte, Nestor Kirchner ile, Christina Kirchner ile biraraya geleceğiz, Mercedes Sosa'yı anacağız, sohbet edeceğiz, güleceğiz, kahkahalar atacağız, birbirimizi kutlayacağız, öyle sanmıştım!
Nestor Kirchner'in vefât etmesi ile ben de ne yapacağımı bilemez oldum bu konuda, Mercedes Sosa'yı nasıl anacağız, nasıl güleceğiz, nasıl kahkaha atacağız?
Nestor Kirchner, "mütevâzi" bir siyasetçi idi, belki de Arjantin'in konumunun getirdiği ruhsal ya da maddî koşullanmaları kabûllenmişti, ama, yine de, Nestor Kirchner, Başkanlığı ile Arjantin'in yenilenmesine katkılar yaptı, liderlik yaptı.
Başkan Nestor Kirchner'i hep hatırlayacağım, Arjantin'den dünya'ya bir ödül gibiydi, Nestor Kirchner, tıpkı Mercedes Sosa, Diego Maradona, ya da Ernesto Che Guevera gibi.
SİNAN ÖNER

Saturday, October 9, 2010

Nobel Edebiyat Ödülü'nün Geçmişi'nden (4)

Nobel Edebiyat Ödülü, 1972'de Şili'li Şâir Pablo Neruda'ya verilmişti, Pablo Neruda, Stockholm'e geldi, Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırken bir konuşma yaptı, şiir sanatı'nı nasıl anladığını anlattı!
Pablo Neruda, Şili Komünist Partisi Başkan Adayı idi daha önce, seçimleri Şili Sosyalist Partisi Başkanı Salvador Allende kazanmış, Şili Başkanı olmuştu. ama, 1973'de, General Augusto Pinochet liderliğinde bir askerî darbe oldu, Başkan Salvador Allende, Başkanlık Sarayı'nda öldürüldü, Pinochet Diktâtörlüğü başladı, Şâir Pablo Neruda da, Isla Negra'daki evinde, darbe haberini aldıktan bir süre sonra vefât etti.
Pablo Neruda'nın Nobel Edebiyat Ödülü alması da, Şili'deki darbecileri engelleyemediği gibi, Şili Halkı'na yönelik bir terör başladı, Pinochet Diktâtörlüğü yıllarca sürdü.
Pablo Neruda, gençlik yıllarında İspanya'da kalmıştı, şiir yazmaya Madrid'de başladı, ilk şiirlerini de Madrid'de yayınladı, "20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı" kitabı, Madrid yıllarının eserleridir.
Pablo Neruda, diplomât idi, konsolosluklar, elçilikler yaptı, dünya'yı dolaştı. Şili'deki rejim sorunlarına rağmen, Pablo Neruda, tüm dünya'da sevilen bir Şâir idi, şiirleri bir çok dil'de yayınlanmıştı, 1973 Darbesi'ne kadar, Pablo Neruda, Şili'nin Millî Şâiri olarak kabûl edilmekteydi, Şili'nin farklı bölgelerinde halk'ı ziyâret ediyor, şiirlerini, salonlarda, alanlarda halk'a okuyor idi.
Pablo Neruda, Latin Amerika'da geziler yapmıştı, öteki Latin Amerika halklarından Şâirlerle, yazarlarla sohbetler ediyor, toplantılar yapıyor idi.
Pablo Neruda, Türk Şâir Nâzım Hikmet Ran'ın da dostlarından biriydi, Berlin'de, Dünya Barış Konseyi toplantılarına katılmışlardı, Dünya Barış Ödülü kazanmışlardı.
Pablo Neruda, Nâzım Hikmet Ran'ın 1963'de daha 61 yaşındayken vefât etmesinin ardından Nâzım Hikmet Ran'a bir şiir yazmıştı. Nâzım Hikmet Ran'ı anlatırken, Pablo Neruda, sanki bir yurttaşı gibiydi Nâzım Hikmet Ran'ın, dostlukları içtendi, derindi, sağlamdı.
Pablo Neruda, Asya ülkelerini de dolaşmıştı, Asya'da Şili'yi temsil etmiş, elçiliklerde çalışmıştı. Pablo Neruda, yaşadıklarını, "Yaşadığımı İtirâf Ediyorum" kitabında anlattı.
Nobel Edebiyat Ödülü'nün 1972'de Şili'li Şâir Pablo Neruda'ya verilmesi belki de geç kalmış bir seçim idi, biraz daha önce verilseydi, Pablo Neruda daha uzun yaşayabilirdi, 1973 Darbesi'nin getirdiği korkunç kayıplara katlanma gücü daha çok olurdu. ama, öyle olmadı. 1973'de, Pinochet, Şili Halkı'nın seçimlerine saygısızca davrandı, Salvador Allende'yi öldürttü, sonra da bir çok sendikacı, sosyalist politikacılar, öğretmenler, doktorlar, subaylar, Pinochet Diktâtörlüğü'nce ya öldürüldüler, ya da tutuklanıp hapishanelere kilitlendiler, yıllarca! ancak, yıllar sonra, yine Şili Sosyalizmi ağır bastı, Pinochet'in "siyasî yasaklar"ı kaldırması yönünde baskılar arttı, Şili Sosyalist Partisi yeniden hükümetler kurdu. 
Pablo Neruda'nın liderlerinden biri olduğu Şili Komünist Partisi de, daha sonra hükümetlerde yer aldı, Şili'nin daha demokrat, daha özgür bir ülke olması için çabalarına devâm etti. geçen yıl, Şili Komünist Partisi'nin Lideri Louis Corvalan vefât etmişti, Corvalan, Pablo Neruda'nın dostlarından biriydi.
Nobel Edebiyat Ödülü tarihinde, Şili'li Şâir Pablo Neruda'nın yeri ilginç bir yer, hiç unutulmayacak, ama, hep kederlendirici bir yer.
SİNAN ÖNER

Nobel Edebiyat Ödülü'nün Geçmişi'nden (3)

Nobel Edebiyat Ödülü'nü, Fransız Yazar, Filozof Jean Paul Sartre de kazanmıştı!
Jean Paul Sartre, Birinci Dünya Savaşı'nı, İkinci Dünya Savaşı'nı yaşadı, "soğuk savaş" yıllarını yaşadı. 20. Yüzyıl'da, yazdığı eserlerle, tüm dünya'da, okunan, sayılan, sevilen bir yazar oldu; Sartre'ın romanları, denemeleri, tarih kitapları, sohbetleri, tüm dünya'da yayınlandı.
Jean Paul Sartre'ın "Sözcükler", "Tiksinti Çağı", "Bulantı", "İş İşten Geçti!", "Baudelaire", "Veda Töreni, Simone de Beaviour ile Söyleşiler", "Yöntem Araştırmaları", "Varoluşçuluk", "Edebiyat Nedir?", "Tükeniş" gibi kitapları Türkçe'de yayınlanmıştı.
Sartre, gençlik yıllarında felsefe eğitimi almıştı, felsefe ile edebiyat, Fransa'da birbirini destekleyici alanlardı, Sartre de bu geleneği izledi -Voltaire Geleneği!- hem felsefe denemeleri, hem de romanlar yazdı. Sartre ile Voltaire arasındaki tarihsel bağ, hiç bir zaman yok olmadı. Sartre, Voltaire'den yüzyıllar sonra, aynı "ahlâkî", aynı "felsefî", aynı "siyasî" metodu seçmişti, elbette, Kant, Hegel, Karl Marx, Nietzsche gibi filozoflar da, Sartre'ı etkilemişlerdi, hatta Sartre, "Marxist" olduğunu da yazmıştı, "Marxizm, aşılamaz!" demişti Sartre, "işçi sınıfı, sınıflı toplumlar yok olmadıkça, Marxizm, aşılamaz bir felsefe'dir!".
Sartre, bu anlamda bir "toplum felsefesi" yapmaktan da kaçınmadı. Sartre'ın "toplum felsefesi"nde Rousseau'nun, Hugo'nun, Lenin'in, Russell'ın etkileri vardır. Sartre, Fransa'nın hâlâ "kolonici" olduğu bir dönemde gençliğini yaşamıştı, "kolonicilik"in yok edilmesi yönündeki politikalarını gizlemedi Sartre, Fransızlar'ı da "kolonicilik" konusunda hep hassas olmaya çağırdı. Kuzey Afrika'daki Fransız "koloni"lerinde -özellikle de Cezayir'de- yaşananları Sartre'dan okumak bu açıdan iyi bir tarihsel bilgi getirir.
Jean Paul Sartre, Vietnam'ın Fransa tarafından işgâl edilmesini de eleştirmişti!
Sartre'a "toplum felsefesi" ya da siyasî faâliyetlerinden dolayı saldırıldığında, Başkan De Gaulle, "Sartre, Fransa'dır!" diye Sartre'ı savunmuş, Sartre'la farklı özellikleri olmasının, Sartre'a düşman olmasını veyâ Sartre'a saldırmasını gerekli kılmadığını duyurmuş idi. Jean Paul Sartre, Başkan De Gaulle'e de muhâlefet etmekten kaçınmamıştı, İkinci Dünya Savaşı yıllarında De Gaulle'ü desteklediği hâlde.
Jean Paul Sartre'a Nobel Edebiyat Ödülü verilmesi, 20. Yüzyıl'da yaşanmış ilginç anlardan biridir. Jean Paul Sartre, Birinci Dünya Savaşı'ndan itibâren dünya edebiyatı'nı yönlendirmiş ya da etkilemiş büyük yazarlardan biriydi, böyle bir ödül verilmesi hem iyi bir şeydi, hem de ilginç idi, Sartre'nın tarihteki büyük filozoflardan biri olarak, İsveç Kraliyet Akademisi'nce ödüllendirilmesi, Nobel Edebiyat Ödülü'nün karakterini değiştirmişti.
SİNAN ÖNER

About Me

My photo
Mersin, Türkiye
Historian, Poet, Translator, Novelist, Cinema Writer